- Kategori
- Gündelik Yaşam
Küfür Açılımı: Küfürlü Hayatlar ve Küflü Bayatlar

Artık Önümüzdeki Maçlara bakıcaz!
İktidarsızlık iktidarı ve kabadayılık kalaylaması üzerine kalem oynatmak üzere harekete geçen sefil ve mendebur yazarınız iklim koşullarının azami derecede zorlaması nedeniyle daha yumuşak karınlı bir başka mevzua balıklama dalma kolaylığına kapıldı.
Yazdığı makale daha dün bir bugün iki olmamışken böbürlenmeye başlayan; koskoca medya leşkeri ağabeylerine söz yetiştirmeye çalışan; ona-buna sataşmayı pek seven ‘bre gafil’ kod adlı “mendebur olduğunuz kadar küstahsınız da kuzum” ön tanımlı yazar bozuntusu olarak “aleme ne türlü bir faydam dokunabilir acaba?” diye dokunaklısından bir soru cümlesinden hareketle en hassas olduğumuz konuyu bulmuş olmaktan dolayı son derece müsterihim; mutmainim; müştekiyim ve gerekirse de cümle aleme müteşekkirim…
“Ele verir talkını kendi yutar salkımı” veya “Ele verir öğüdü kendi keser söğüdü” gibi çeşitli vecizlerle anlatılabilecek derecede davranış bozuklukları barındıran bünyesine bakmadan el-aleme ayar vermeye kalkışan; küfürlü bir dünyada küfrün bini bir para iken bir tanesine kafayı feci halde takarak ne kadar takıntılı ve psikonevrotik kişiliğe sahip olduğunu alenen beyan etmiş bulunan; buna rağmen utanmadan hala akıl verebilen ya da vermeyi düşünebilen aciz olduğu kadar da taciz olabilen kerameti kendinden menkul ve vehameti de kendinden mesul yazarcığınız olarak belki de ilk kez yararlı bir konuya parmak basmaya başladığımı düşünüyorum…
Kendi başarısızlıklarını örtbas etmek için türlü örtülere büründürdükleri görünür alet edevatlarının son kullanma tarihlerinin geçtiğini bilerek ancak bilmezliğe vurarak, alemi kör ahaliyi ahmak sanmanın dayanılmaz hafifliği içerisinde kanat çırpmaksızın, el-pençe ve kanca yardımıyla uçabilen, üstelik bunu kendi mahareti sayan kodamancıkların ceket düğmelerinin kavuşabilme ihtimalini seven bir arsız olarak konuya neresinden gireceğimi şaşırmış olmama şaşırmamak gerekiyor…
Çünkü şaşırmak/şaşkınlaşmak/hayrete düşmek gibi ünlemler artık lugatimizden silinip gitmek üzeredir ki bu durum son derece yürek parçalayıcı ve beyin dağlayıcı bir eylemin aşikar demlerinden sadece bir tanesidir ne yazık ki… Hal böyleyken bu durumun farkında olabilen ve farkındalığının ayırdına varabilen üç-beş kıt akıllıdan da akıl beklemek Samanyolu merkezine yapılacak bir metro hattıyla yolculuk etmeyi hayal etmeye eşdeğer neredeyse…
Bu ahval şerait içerisinde, diyebilirsiniz ki: “Kuzum habire lastik kıvamında ve acılı turşu suyu lezzetinde cümleler sıralamışsın da, sadede geleceğin kesin midir, yoksa diyarı terk mi eyleyelim?”… Ben de derim ki: “Yazının ve yazarlığın göbeğinde ikamet etseler dahi iki satır yazabilmekten aciz oldukları aşikar olduğu halde bunu kendilerine yakıştırabilemeyen ve de bizim bu durumu fark etmediğimiz zanneden zat-ı şahaneler sıkılsın da peşimizden düşsün diye bekliyorum. Malum-u aliniz o zevat uzun cümlelerden haz etmez, anlayabilme kapasitelerinin kıtlığına yanacaklarına ‘Ali bana b.k dedi’ seviyesinde gezinmeyi severler. Öyle ki kendi taharetleri ile ilgileneceklerine ‘falancanın kıçı da b.klu’ savunmasına girişirler…”
İşte bütün bunlar bir kefedeyken dengesi bozulan teraziyi eski haline getirmek üzere açılmamış olan ihaleyi -kendi kendime gelin/güvey olarak- almış bulunmaktayım. Bu yazıda değinemediğim hususları bilahare not edecek ve beğeninize sunacağım. Daha fazla uzatmamak adına şimdilik bu verimli; değerli; önemli; hassas; çok su götüren mevzua virgül koyuyorum. Gelecek yazımda iktidarsızlık sorunun derinliklerinde dolaşmaya devam edecek ve çözüm önerilerimi de sıralayacağım. Tabi o dakikalarda gündemimiz değişmemiş olursa :))
Murat HACIOĞLU
NOT: Bu yazı eğlence maksadıyla haydi daha dürüst olayım kendimi eğlendirme ve “ulan ne biçim yazıyorum ha” şeklinde kasıntı hallerine girme maksadıyla kaleme alınmıştır. Öyküde geçen kişi ve kurumların (öyküde geçen kişi ve kurumu bulmaya da çalışmayın bence, yok çünkü) gerçek hayatla ilgisi; bağlantısı; ticareti; hukuku filan yoktur. Öznesi ve zamiri olmayan cümlelerden ibaret; çok şey söylüyor gibi görünüp aslında hiçbir şey söylemeyen bir yazıdır. Aslında bana kalsa okuyarak vaktinizi de harcamayın derim ama zaten yazının sonuna gelmişsiniz, şu dakikada bunu demek de abuk kaçacak :))))
NOTiki: Gündem fokur fokur domuz kaynarken sade suya tirit bu yazıyı yazdığım için bana teessüflerini APS ile gönderecek olan sevgili dostlarıma selam çakıyorum. Merak buyurmayın domuza da gireceğim. Lakin şimdi elim dolu :)))
NOTüç: Epeydir maç yazısı yazmıyor olmamı mazur görünüz (Sanki çok şeyimizdeydi! Yazmasan daha iyi zaten! Yazıyon da bi b.k oluyo sanki! Örnekler arttırılabilir. Bunu diyen varsa bir adım öne çıksın, yoksa karışmam) Taşındık ya, burada Digitürklü bir yer keşfedemedim, eve alacağım da, alana kadar böyle gideceğiz artık. Bu arada Digitürkçü ağabeylerime de buradan seslenmiş olayım, kıyak bir kampanyanız olursa seve seve “yandaş medya”nız olurum :)))
NOTdört: Bu not sistemini pek sevdim. Bundan sonra hep yapayım. Eskiden onlu sistem vardı, sonra beşli sistem geldi, sahi sonra ne oldu yaw? Şimdi çocuklarımız kaç üzerinden kaç alıyorlar?
NOTbeş: “Amma da uzattın, yeter kardeşim” diyenler!! Sizi seviyorum :))