- Kategori
- İstanbul
Kulelerin en güzeli, isminden mi acaba?

11.Mart.2007
Geçen hafta sonu hava rüzgarlı, hafif yağmurlu ve alabildiğince iç sıkıcıydı. Uzun bir süre ne yapsak diye düşündük. Aslında İzmir’den kuzenimiz gelmiş olmasa zamanımızı akşama kadar evde PTT (pijama, terlik, televizyon) üçlüsü ile geçirirdik. Hadi bir şeyler yapalım diyerek attık kendimizi evden. Böyle bir havada gitmek için uygun bir yer olmasa da kuzenimiz görmediği için Kızkulesine gitmeye karar verdik. İstanbul’da görülmezse olmaz yerlerden biri “Kızkulesi”.
Salacak’da arabamızı park edip, biletlerimizi aldık ve motorun gelmesini beklemeye başladık. Beklerken Salacak kıyısından Kızkulesi fotoğrafı çekmeyi de ihmal etmedik. Karşıda oturanlar için Kabataş ve Ortaköyden de Kızkulesine motorlar ulaşmak mümkünmüş, tabeladaki sefer çizelgesinden öğrendik. Salacak’tan Kızkulesine geçiş birkaç dakika. Kuleye girdik, geçerken restaurant kısmına şöyle bir göz atıp, yukarı çıktık. Duyduğumuza göre restaurant kısmı bir hayli tuzluymuş, özellikle akşam yemeği organizasyonları için. İlk katı çıkmıştık ki “Macuncu Amca” çıktı karşımıza. Üçümüz birbirimize bakıp, gözlerimizle anlaştık. Birer karışık macun istiyorduk hepimiz. Siparişimizi verirken biraz da sohbet ettik Macuncu Amca ile. Yıllardır bu işi yapan 76 yaşında biriydi bizim Macuncu amcamız. Yıllardır yaptığı ve sattığı macunlarla o kadar özdeşleşmişti ki ismini sormayı bile unuttuk. Macun konusunda anlattıklarını dinledik. Bizim Macuncu Amcamız bunun en güzeli karışık olanıdır diyor. Her birinin tadı ve aroması karışınca birbirine, ayrı bir tat bırakırmış damakta. Çileklisi, limonlusu, portakallısı, muzlusu karışınca birbirine gerçekten de harika bir tat çıktı ortaya.
Elimizde macunlarımız ile çıktık en üst kata. Hava rüzgarlı ve soğuk ama gelmişken buraya balkon kısmına çıkmamak olur mu? Olmaz dedik biz de ve çıktık dışarı. Etrafında dolaşıp, fotoğraf çekerek tamamladık turumuzu. İstanbul’un birçok yerinden Topkapı sarayı muhteşem görünür. Kızkulesinden görünüşü ayrı bir güzel, görmek lazım. Topkapı Sarayı fotoğraflarımız makinemizin özellikleri yetersiz geldiğinden gördüğümüzü tam yansıtamadı. Daha iyi özellikte bir makineye ihtiyacımız mı var ne? Bu kadar üşümenin üzerine bir çay, kahve ya da en iyisi sahlep ne güzel giderdi. Şansımız yokmuş üst katta oturacak yer yoktu. Manzarasını seyredemeyeceksek arada bir yerde oturmanın anlamı yok diyerek dönmeye karar verdik.
Kızkulesi’nin restore edilerek ziyarete açılmasını dört gözle beklemiştim. İlk gittiğimde ki 6-7 ay önceydi (bu kadar bekleyip İstanbul’da olup, bir türlü gidememek ayrı bir hikaye) beklediğim etkiyi hissedememek hayal kırıklığına uğratmıştı beni. Sanırım düşlediğim daha mistik bir yerdi. Daha tarihin içinde hissetmek istemiştim kendimi. Beklediğimden daha azını bulsam da havanın soğuktan dondurmadığı zamanlarda Kızkulesine gidip İstanbul’u seyretmek ayrı bir keyif.
Kızkulesi hakkında birçok hikaye anlatılır. Öğrenmek ya da hatırlamak isteyenler için işte bu hikayelerden bazıları.
I. Hikaye, Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesi. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit'in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır. Yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldigi fırtınalı bir günde Hero'nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden boğazın sularına bırakır.
II. belki de bir çok kişi tarafından daha çok bilinen hikaye, yılan hikayesi. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak ölecegi söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.
En son anlatılan hikaye ise Osmanlı Dönemi hikayesi. Battal Gazi'nin askerleri ile Kızkulesi'ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikayeden geliyormuş.