- Kategori
- Kültür - Sanat
Kültür ışığın kudreti.

Güneş Mustafaoğlu
KÜLTÜR NEDİR?
Bu soruya sayısız ifade bulmak mümkündür. Bilim adamları bile Kültür kavramını tam olarak doğru şekilde ifade etmek için zorlanıyorlar. Bu nedenle Kültür kavramının Özünü arayan biri yüzlerce bilimsel ifade bulabilir. Ama ne yazık ki bunların çoğu Gerçekten uzaktır. Bunun esas nedeni yaşadığımız çağın ruhsuzluğu ve maddiyata düşüşüdür. Çağdaş Dünyanın şartlarında tüm kavramlar deforme olmuştur. Ama en çok baskıya ve deformasyona uğrayan kavram, Kültür kavramıdır. Bu nedenle en büyük ihtiyaç da bu Kültür kavramını temiz ve Gerçek seviyesine getirmektir. Çünkü Kültür, Hayatın Özüdür, Yüreğidir, Ruhudur, Hayatın Canlı Ateşi ve Işığıdır.
Ne yazık ki Kültür’ün Öz’ü ve temelleri öyle bir deformasyona uğramış ki, onu sivilizasyon ile, uygarlık ile karışmış halde buluyoruz. Hatta ‘medeniyet nedir’ diye sorduğumuzda, çoğu insan tekniğin ve teknolojinin getirdiği, uygarlığa ait şeyleri düşünür. Ama Kültür ve uygarlık tamamen farklı şeylerdir. Kültür, toplumun hayatının en yüksek, temiz ve ruhsal boyutlarını ifade eder. Uygarlık yani sivilizasyon ise, hayatın toplumsal ve maddi, teknik ve teknolojik formlarının, şekillerinin ifadesidir. Uygarlık yüzeysel ve geçicidir. Kültür derin, evrensel ve insanın ruhu gibi ölümsüzdür.
Peki Gerçek Kültür nedir? Kültür kelimesi iki kökten oluşmuştur. Birincisi eski Druid’lerden gelen ‘Kult’ kavramı, İyiliği, Güzelliği, Yüceliği, Tanrısallığı saymak ve sevmek demektir. ‘Ur’ kavramı ise, eski Uzakdoğu dillerinden gelen Işık, Ateş anlamı taşıyan kelimedir. Böylece Kult – Ur, Işığı sevmek demektir. Hangi Işığı? Tabii ki, Ruhsal Işığı! Bu Ruhsal Işık ilk önce insanın bilincinde Güzellik, Bilgi ve Sevgi olarak ifade ediliyor.
Böylece Kültür, insanın Öz’ünde, Yüreğinde olan, onun Yaratılışından oluşan Ruhsal, Tanrısal Işığı sevmek, saymak ve O’na hizmet etmektir. Yani insanın Yüreğinde saklı olan Ruhsal Güzellikleri, Ruhsal Bilgeliği ve Bilgiyi, Ruhsal, Tanrısal Sevgiyi sevmek ve O’nun gelişmesi için, Yücelmesi için, büyümesi için hizmet etmek demektir. Buradan anlaşılıyor ki, Kültür ve Kültüre ait olan her şey insanın Yüreğindeki Yüce Işığa Hizmet demektir. Yani O Işığı büyüten, geliştiren ve yükselten hizmettir. Çünkü her varlığın gelişmesi ve tüm evrenin hayatının gelişmesi de bu Kaynak sayesinde oluşur. Her atomun, her hücrenin, her insanın, hatta her bir kozmik varlığın Hayatının Özü, O’nun Yüreğindeki bu Yüce Tanrısal Işığa bağlıdır. Ve ancak O’nun gelişmesi, insanın hayatının gelişmesini sağlayabilir. Hatta ölümsüzlük kavramının da sırrı bu Kaynağa bağlıdır.
Böylece görüyoruz ki Kültür kavramı, insan hayatının en temel, yüksek ve derin köklerini ifade eden kavramdır. Hiçbir uygarlık, hiçbir insanlık bu Yüce Temel olmadan ne var olabilir, ne yaşayabilir ve ne de gelişebilir. Uygarlık eğer bu Yüce Ruhsal Işığı taşıyorsa Kültür’ün bir parçası olabilir. Ama eğer uygarlık dediğimiz şey sadece cansız, ateşsiz, ışıksız, ruhsuz, mekanik, teknik ve teknolojik şeylerden oluşuyorsa, onun Kültür ile hiçbir ilgisi yoktur. Eğer insan kendi Yüreğindeki bu Yüce Ruhsal Güzellik, Bilgelik ve Sevgi Işığını, teknik ve uygarlık objelerine ve yapıtlarına verebilmişse, o insanın elinden çıkan yapıtlar veya eserler ruhsallaşmış, ışıklanmış ve bu nedenle Kültür Taşıyıcısı olmuştur, demek mümkün. Sadece o zaman teknik, teknolojik, uygar ürünler, eserler ve objeler Kültür’e ait olabilir. Yani eğer Kültür, insanın Yüce Ruhunun Işığı ise, sadece bu Işığı taşıyan şeyler Kültür’e aittir. Ve Kültür’e ait şeyler bu Işığı toplum içinde dağıtır ve başka insanların Yüreğindeki Ruhsal Işığın ateşlenmesine, büyümesine ve yükselmesine yardımcı olarak hizmet eder. Ama bu çağda insanlarda mevcut olan mekanik bilinci ve bencil aklı güçlendiren, maddi bedensel hayatı destekleyen fakat insanın ruhunu desteklemeyen, geliştirmeyen hiçbir şey Kültür’e ait değildir; bunlar karanlığa ait şeylerdir. Yüce, Tanrısal Güzellik, Bilgelik, Sevgi ve hareket olmayan hayat, kültürsüz hayat demektir. Ve öyle hayatı kuran herhangi bir uygarlık, kendi sonunu, ölümünü imzalamıştır; o dejenere olur ve yok olup gider. Aynı şekilde herhangi bir toplum, grup, kurul, organizasyon veya ayrı bir insan, kendi Yüreğinde ve bilincinde, Ruhsal Işığı yani Yüce, Temiz ve Özgür Sevgiyi, Güzelliği ve Bilgeliği beslemiyor, geliştirmiyor ve başkalarının yüreklerinde ve bilincinde de bunu sağlamıyorsa hayat köklerini yok etmiş, kurutmuş ve yok oluşa gitmektedir, demektir. Ama mekanik bilincin, aklın ve çağdaş uygarlığın hipnozu altından uyanabilen ve onların tuzaklarından kendini kurtarmayı isteyen insan, Gerçek Güzelliği, Gerçek Bilgeliği, Gerçek Sevgiyi hayatın Gerçek Manasını yani Gerçek Kültür’ü aramaya başlar ve sonunda uyanır ve ilk önce Gerçek kendini idrak eder. Ve görür ki kendi Yüreğinde, Dünyada ve Evrende hayatın En Temel şeyi hep aynıdır ve O’nun adı Yüce Ruhsal Işık’tır, yani Kültür’dür. Ve sahte değil Gerçek hayatı yaşamak için, o kendi Yüreğinde ve başka insanların Yüreğinde var olan O Yüce Işığı görmeye ve O’na hizmet etmeye, O’nu geliştirmeye, büyütmeye, yüceltmeye çalışır. Ve sadece böylece kendi hayatının amacına ulaşır.