​ Kuran-ı Kerim'in Türkçe Meali - Din İstismarının Çaresi / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '18

 
Kategori
Güncel
 

Kuran-ı Kerim'in Türkçe Meali - Din İstismarının Çaresi

Kuran-ı Kerim'in Türkçe Meali - Din İstismarının Çaresi
 

Dünyada yaşayan yaklaşık 7 milyar insandan yine yaklaşık 1.6 milyarının Müslüman olduğu[1] tahmin edilmektedir.  Arap ülkelerinin bugünkü toplam nüfuslarının 406 milyon olduğu[2] sanılmaktadır. Yani toplam Müslüman nüfusun dörtte birinin Arap olduğu diğer kesimlerin ise başka milletlerden ve dillerden olduğunu ileri sürmek çok yanlış değildir.

Kuran- Kerim Arapça dilinde indirilmiştir.

Müslüman nüfusun yaklaşık dörtte üçlük çoğunluğunun Arapça bilmediği şu durumda, Müslümanların, kutsal kitapları Kuran-ı Kerim’i nasıl anlayacakları sorunu, İslamiyetin doğuşundan itibaren zihinleri meşgul etmiştir.

İki yol vardır.

1-Kuran-ı Kerim’i okuyabilecek ve okuduğunu da  anlayıp yorumlayabileck düzeyde Arapça okumayı, yazmayı ve konuşmayı öğrenmek,

2- Kuran-ı Kerim’in çevirisini (mealini) okumak,

Yüz milyonlarca kişinin Arapçayı öğrenmesindeki zorluk ortadadır. Bu durumda çıkar yolun Kuran-ı Kerim’i okuyup anlayabilecek ve çevirisini yapabilecek düzeyde Arapça ve ayrıca kendi ana diline hakim, saygın ve dürüst Müslümanların yaptıkları Kuran çevirilerine başvurmak olduğu açıktır.

Atatürk’ün en büyük ve önemli girişimlerinden birisi de Elmalı’lı Hamdi Yazır’a Kuran-ı Kerim’in Türkçeye çevirisini yaptırıp yayınlatmasıdır.

Günümüzde Kuran-ı Kerim’in başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere pek çok kişi ve kurum tarafından yapılmış çevirileri mevcuttur ve küçük ayrıntılar dışında bu metinlerin Kuran’ın aslına uygun olduğunda fikir birliği de vardır.

Ancak, ülkemizde, “Kuran-ı Kerim’in mealinden okunup anlaşılamayacağı, Kuran’ı anlayabilmek için Arapça öğrenip Mushaf’ın okunması gerektiği” şeklinde yaygın bir bakış açısı vardır. Bu bakış açısının bir sonucu olarak Kuran-ı Kerim’i okuyup anladığına kanaat getirilen kişilerin din adına yaptıkları açıklamalara kıymet verilir.

Bu şekilde “din adına” sözlerine kulak verilen kişilerin gerçekten Kuran-ı Kerim’i anlayıp anlamadıkları veya doğru nakledip etmedikleri ise nedense pas geçilir.

Kuran-ı Kerim’i okuyup anlayabilecek düzeyde Arapça okuma-yazma-konuşma bilinmediği ve mealinden de anlaşılamayacağı düşüncesiyle Türkçe çevirisinden (mealinden) okuyup anlamak yerine Kuran-ı Kerim’i okuyup anladığı sanılarak kulak verilen kişilerin yaptıkları açıklamaların ise dinle, islamla, insanlıkla alakasının olup olmadığı sıklıkla tartışma konusu olabilmektedir.

Son günlerde çok sık gündeme gelen bu tür beyanların, insanların adeta dinden kuşku duymalarına yol açabilecek düzeyde gerçek dışılığa ve akıl dışılığa sapmış oldukları görülmektedir.

“Kadınların kocalarından dayak yediklerine şükretmeleri gerektiği, 6 yaşındaki çocukla evlenilebileceği, kadınların yabancı erkekle aynı asansöre binmelerinin halvet olacağı, genç kaynananın şehvet uyandıracağı, yastığın, yorganın tahrik edeceği, eşorfman giyen kız öğrencinin şehvet uyandıracağı, yoğun bakımdaki kadın ve erkeğin ayrı tutulması gerektiği, kadın sporculara yapılan desteğin günah olduğu, sakalsız erkeklerin maazallah kadın sanılabileceği, kızların pantolon giymemesi gerektiği, kaşlarını alan kadınların cehenneme gideceği, bayan voleybol takımının kıyafetlerinin caiz olmadığı, aşıların çocukları domuzlaştırdığı, kadın sesi içeren müziğin caiz olmadığı,  …

Bütün bu sözüm ona “fetvalar” son bir iki haftanın basına yansıyan örnekleridir. Birkaç saat zaman ayrılsa bulunabilecek örnekler bir ansiklopedi cildi oluşturabilecek düzeye rahatlıkla ulaşabilecektir. Ve tüm bunlar Kuran-ı Kerim’in Türkçe mealinden anlaşılamayacağı, kendilerinin de Kuran’ı en iyi derecede bilen “alimler” oldukları iddiasında olan ve ne yazık ki kamuoyunun büyükçe bir kesimi nezdinde de böyle oldukları düşünülen kişilere aittir.

İnsan ister istemez düşünüyor. Tamam, ben Arapça okumayı, yazmayı ve konuşmayı Kuran-ı Kerim’i okuyup anlayabilecek düzeyde bilmiyorum da peki böyle Kuran’ı bildikleri iddiasında olan kişilerin gerçekten Kuran’ı doğru şekilde okuduklarını, anladıklarını ve bize de öyle anlattıklarını nereden bileceğim?

Şu söyledikleri şeyler  akla, mantığa, dine uygun gelmiyorsa dinimden şüphe etmem mi gerekir?

Elbette hayır. Şüphe etmem gereken birileri varsa, o da, din adına önüne gelen herkese fetva veren böyle kişiler olmalı…

Peki, ben Arapça bilmiyorsam ve Kuran-ı Kerim’i Mushaf’tan okuyup anlama olanağım yoksa ne yapacağım?

Kendilerinin Arapçayı ve de Türkçeyi çok iyi derecede bilip bilmediğinden, Kuran-ı Kerim’i okuyup anladığından ve bana doğru naklettiğinden nasıl emin olabileceğimi bilemeyeceğim kişilerden öğrenmek de, anlaşılıyor ki oldukça riskli! Geriye tek bir yol kalıyor, Kuran’ın Türkçe (veya anadilim artık hangisiyse o dilden) mealini okumak…

Dünyadaki Müslümanların dörtte üçünün yani yaklaşık 1.2 milyarının kendi kutsal kitapları Kuran’a ulaşmalarının başka yolu da yok.

Yeterince anlayamam mı?

Yani ne kadar anlamam gerekiyor ki?

Okuduğum, okuyacağım, Einstein’in en karmaşık fizik formülü müdür?

Hayır…

Türkçe mealinden okuyup kendi akıl kapasitem ölçüsünde anlamaya çalışacağım şey, Allah’ın biz kullarına eğriyi-doğruyu açıkladığı, yaşamımızda bize klavuz olmasını istediği  Kitabıdır.

Kuran-ı Kerim’i Arapça bilmediğim için Mushaf’ından okuyamıyorsam, her önüme gelenin; “ben Arapça biliyorum, Kuran’ı da okudum, anladım, bak sana da anlatayım” diyene inanacağıma, en başta Elmalılı Hamdi Yazır ve Diyanet İşleri Başkanlığının yayınladığı Türkçe meallerinden birinden okurum, artık aklım ne kadarına eriyorsa, dinimi de o kadar öğrenirim, beni dinimden kuşkuya düşürecek kadar akıl dışı şu hurafelere yüz vermem… Varsa bunun bir günahı, artık o kadarını da çekerim…

“Kadın kocasından yediği dayağa şükretmeliymiş”… laf!

 

Kenan IŞIK

 
Toplam blog
: 432
: 2964
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

Mülkiye mezunuyum. Emekli müfettişim. Ankara'da yaşıyorum. S'oligarşi isimli kitabı yazdım. Kitap..