- Kategori
- Siyaset
Küresel güç ve dördüncü güç
Burada birazdan yazacaklarım o kadar bilinen ve doğal şeyler ki sağlıklı düşünen hiçkimse bunlardan farklı düşünmüyordur. Çünkü aklın yolu birdir. Benim amacın sizlerle sadece biraz dertleşmek.
Demokratik yönetim biçimlerinde, bilindiği gibi YARGI, bazılarına göre 3 bazılarına göre de 4 güçten biridir. Dünya daki son gelişmeler, medya ve STK ları da dördüncü güç olarak belirten odakların fikirlerinin doğruluğunu ortaya çıkarmıştır. Bazı demokrasiler bu güç sayesinde doğabilmiştir. " Arap baharı" denilen şey işte bu güçtür. Bu güç sayesinde diktatörlükler devrilebilmiştir. Ancak sonuç hayırlı mı olacak henüz kesin değil. Umarım devrilen diktatörlükler, Mısır da olduğu gibi eskisinden daha bir kanlı olarak gelmezler.
Mısır'daki gelişmeler, bu dördüncü gücün getirdiği demokrasilerin , bazen YARGI gücü kullanılarak küresel güçlerin de desteği ile alt edilebildiğini göstermiştir. Ülkemizde de buna benzer bir atak yine yargı gücü kullanılarak uygulanmak istenmiş fakat halkımız buna hayır demiştir.
T.C. halkı, "HAYIR" diyebilmiştir ama Mısır bunu başaramamıştır. Ve darbe lideri hileli bir seçim sonrası devlet başkanı olmuştur. Türkiye halkı çok daha planlı bir şekilde uygulanmak istenen bu darbeyi alt etmeyi nasıl başarabilmiştir?
Bunun en önemli nedeni bizim ATATÜRK gibi bir liderimiz olmasıdır. Zavallı Mısır, islamiyeti de çok iyi yorumlayabilen böyle bir lidere sahip olmadığı için darbeci bir generalin eline teslim olmuştur.
Atatürk ve arkadaşlarının 90 sene önce aldığı çok önemli önlemler sayesinde , ülkemizde asla böyle bir girişim başarılamaz. Ancak küresel güçler bu girişimlerinden asla vazgeçmeyecektir. Bu asla unutulmamalıdır. Bu saldırılar biçim değiştirerek devamlı tekrar edilip duracaktır.
Bu süreçte Cemaat ve dolayısıyla islamiyet kullanılarak, küresel güce bağımlı bir Türkiye oluşturulmak istenmiştir. Çok şükür bu dönemde T.C. nin başında Tayyip Erdoğan gibi islamiyetle güçlü ilişkileri olan ve başarılı, çok güçlü vizyona sahip bir lider vardı.
Aksi takdirde Atatürk ü lider olarak kabul etmekle birlikte ,muhafazakar çoğunluklu olan T.C. halkının başına korkarım F.G. geçecekti. Tabii arkasındaki küresel güçler tarafından yönetilmekte iken.
TC, kuruluşundan beri bu küresl güçlerin saldırısı altındadır. Ama bu kez gerçekten başarıya ulaşmak üzere idiler. Olayın komplo olduğunu Tübitak raporu açıkça belirlemiştir. Ama bu kadar cüret, gerçekten ürkütücüdür. Bir ülkenin başbakanına ve kendi güvenlik güçlerini de kullanarak, onlar tarafından başbakanı dinleterek ve çok yüksek teknoloji kullanarak komplo yapmak gerçekten korkutucudur. Başbakana bunu yapan güçler normal vatandaşa neler yapmaz?
TC insanlarından bu korkuyu atabilmek için mutlaka acilen ve çok etkili operasyonlarla bu güçlerin Türkiye deki ortakları açığa çıkarılmalı ve yasaların elverdiği şekilde mutlaka cezalandırılmalıdırlar. Bu sonraya asla bırakılmamalıdır. Bunlarla mutlaka yüzleşilmelidir. Bu yaptıkları asla yanlarına kar kalmamalıdır. Çünkü herkese gözdağı verilmiştir. Açıkçası başbakana bunu yapmışlar ve herkese gözdağı vererek daha da güçlenmişlerdir.
Ben başbakanın bu saldırılara genel olarak güzel karşı koyduğunu düşünüyorum. Ama maalesef genel olarak bazı hatalar da yapılmıştır. Aslında bu hatalar cemaatin foyası ortaya çıkmadan önce muhtemelen onların provakasyonları ile yaptırılmıştır. Umarım bu hatalar son tahlil sonrası düzeltilir. En azından hataların bir kısmının kabul edilmesi bile bir aşamadır. Örneğin Yargıda TSK konusundaki yapılan hatalardan dönme çabaları çok önemli bir aşamadır. Aşağıda belirteceğim konuların da sonraki süreçte düzeltilme adımlarının atılacağını umuyorum.
Özellikle 3 hata beni korkutmuştur. Birisi, ATATÜRK ve TC kurucularına, ikincisi TSK ya, üçüncüsü de EMEKÇİLERE karşı yapılmıştır.
Atatürk'ü de karşısına alabilecek şekilde ki Dersim açıklamaları beni inanın çok korkuttu. Alevilerin fanatikleri hariç büyük kesiminin önder Atatürkçü olduğu bir ortamda bu açıklamalar gerçekten yersiz olmuştur. Atatürk ve silah arkadaşlarınında içinde olduğu bir operasyonda suçsuz, günahsız kadın ve çocukların da içinde olduğu binlerce insanın öldürülebileceğine inanmak için Atatürk ve arkadaşlarını hiç tanımamak, tarihi hiç bilmemek ve mutlaka Atatürk için ön yargılı olmak gerekir. Başbakan ve arkadaşlarının bu durumda olmadıklarına ve yeterince de Atatürkçü olduklarına eminim. Peki bu hatayı neden yaptılar. Çünkü o dönemde bu konuyu çok iyi bilen hem TSK uzmanları, hem de Üniversite uzmanları, ayrıca dışişleri uzmanları da, iktidardan, CEMAATin çabaları ile uzaklaştırılmıştı. Başbakan ve iktidar yetkililerinin etrafında dünyaya at gözlüğü ile yani sadece belirli bir çerçeveden bakan kişiler kalmıştı. Bunların bilerek yanlış yönlendirmeleri sonucu bu kritik hata maalesef yaptırılmıştır. Ancak daha sonra açıklamaların devam etmemesi hatadan dönüldüğünün benim için bir işareti olmuştur.
İkincisi, TSK ya topyekün bir bir saldırı yapılacağına daha sınırlı ve somut deliller kullanılarak, sınırlı bir operasyon yapılmalıydı. Ama sonradan anlaşılmıştır ki bunu bu çapta yaptıran güç, YARGI içine sızan Cemaat e bağlı güçlerdi. Çünkü AYM, bilindiği üzere balyoz ve ergenekon sanıklarına yeniden yargılanma hakkı vermiştir. Küresel güç ve cemaatin gerçek amaçları sonradan ortaya çıkmıştır. Nedir o? TC yi daha rahat ele geçirebilmek için TSK yı etkisizleştirmek. Gerçekten de bunu başarmışlardır. TSK nın bu mücadelede, hiçbir rolü olamamıştır. Çünkü gerçekten de devreden çıkarılmıştır. Halbuki, TSK olabilseydi, bu, TC nin ele geçirilme operasyonuna karşı iktidarın elini güçlendirebilirdi. Açıkçası bu durum TC yi risk altına atmıştır.
Üçüncüsü de emekçilere karşı yapılmıştır. İktidarın, TÜSİAD ile çok ölçülü işbirliği yapması çok doğrudur ama asla yeterli değildir. Asıl önemli olan birtakım demeçler vermek değildir. İş kanunları, mutlaka emekçiler lehine ve iş mahkemelerinde emekçilerin elini güçlendirecek şekilde düzenlenmelidir. Belki birtakım kanunlar var ama uygulamalara bakılınca sonuçta, emekçiler, aylık çok düşük ücretlerle ve çoğu zaman 12 saat çalıştırılmaktadır. Bunun en iyi ve korkunç örneğini SOMA da gördük. Sendikalaşma engellenmekte ya da sarı sendika denen sendika olmasa daha iyi olacak denebilecek pozisyonda olabilmekte, hatta bazı yerlerde SSK yapılmadan binlerce emekçi çalıştırılmaktadır. Emekçilerin çaresizlikleri adeta kullanılmaktadır. 301 işçimiz için iş işten geçti ama unutulmasın ki milyonlarca emekçimiz için henüz hiçbirşey geçmemiştir. Bu konuda emekçiler lehine düzenlemeler mutlaka acilen yapılmaya başlanmalıdır.
Ek olarak belirtmek istediğim bir husus da şudur: 1 Mayısta tüm provakasyonlara cevap olarak, Taksim Meydanında Başbakan ve bakanlar, emekçilerle elele, omuz omuza yürümeliydiler. Böylece büyük küresel sermayeyi de ihtiva eden küresel güce de önemli bir mesaj verilebilirdi.
Yazmak insanda bir rahatlama ve deşarj sağlamakta. Bu nedenle inanın eskiden beri köşe yazarlarına imrenirdim. Onların işi bu ve yazarak rahatlamaktalar bu şekilde streslerini de atarak muhtemelen sağlıklarını bile korumaktalar diye.
MB, bu deşarj olanağını bize vermiştir, bu nedenle onlara da teşekkür ediyorum.