​ Küreselleşme ve Kültür / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '10

 
Kategori
Güncel
 

Küreselleşme ve Kültür

Küreselleşme ve Kültür
 

“Seni buraya demirleyen bütün bu zincirleri bırakırdın, isteseydin eğer.”

Captain Balstrode

“Yersiz yurtsuzlaşma” … Ancak bunun öncesi de var, öncesinde sınırlar muğlâklaşmış; yok olmuş kimliklerin renklerindeki farklılıklar; kolay olmuş din değiştirmek, mutluluk vermiş insanlara hep başkalarının hayatlarını taklitle, başkaları olmaya çalışarak yaşamak.

Uçak yolculuğundan sonra kendi ait oldukları hayatı en olmayacak ülkede bile aynı rutinle yaşayabilenlerden bahsetmek gerek: (Çok) Gelişmiş ülkelerden az gelişmiş başka bir tabirle gelişmekte olan ülkelere bir toplantı için gelen iş adamlarının hayret verici, “ülkeyi tanıma operasyonu”ndan bahsetmek gerek. Havaalanından indikten sonra bir taksi çağırıp beş yıldızlı otelin bir toplantı salonunda, dışarıda olanlardan habersiz, lekeli hayatların ortasında lekesiz takım kıyafetleriyle, üç-beş gün içinde işlerini hallettikten sonra gittikleri ülkenin toplumunu, yaşama standartlarını bile merak etmeden aynı vurdumduymazlıkla, aynı taksi hamlesiyle geri dönenlerden bahsetmek gerek. Acı ya da acınası hayatlar bunlar aslında benim fikrimce. Toplumlar arasındaki mekânsal uzaklığı bir uçakla zamansal yakınlığa dönüştüren uçak mühendisleri böyle bir “uzak-laşma” hayal etmemişlerdir sanırım ya da umarım. “Küresel teklik” bu olsa gerek işte. Beş yıldızlı otele bambaşka ülkelerden, ülkelerine gelen insanları tanımasalar da sahnenin arkasında bambaşka bir oyun oynanmakta, “küresel eşitsizlik” boylu boyunca uzanmakta, oralarda bir yerlerde kendine yer yapmakta aslında.

Kültürlerin esneyebilirliği, küreselleşme için fevkalade bir yem olmuştur. Bunun örnekleri için çok da uzaklara gitmeye gerek yok aslında: mesela biz… Batı kültürlerini öyle güzel esnetebilen bir toplumuz ve öyle güzel kendi kültürümüze yedirmeye çalışıyoruz ki izlenesi bir durum alıyor halimiz.

Küreselleşme aslında tüm kültürlerin birleşimi olacaktı hayalimize göre. Ancak şimdi tek kültürlülüğün içinde, küresel kapitalizmin içinde boğulmaktayız. Bize zorla dayatılan Amerika kültürü artık her yerde. Küreselleşme artık Amerikalının satranç tahtası. Ancak her şey bu kadar basit değil elbette. Sahnede sadece Amerika yok. Evet, bir “tek kültürlülük” durumu var ancak bu Amerika özelinde Batı genelinde bir teklik. Onların kültürlerinden, tek sesliliğinden beslenen birçok kültür var. Ancak biz şimdilik dördüncü duvarın[1] arkasındayız.

Ben küreselleşmeye değil, kürenin kirlenmesine karşıyım…

Bu kirlilik, bir göç ile bir yer değişim ile bu kadar kolay adlandırılamaz bazılarına göre belki ama bence budur küresel kirlilik bir manada da. Hayat çok zor, farkındayım çünkü ben de o uzay boşluğunda dönüp duran kürenin bir sakiniyim. Hayat zor diye mi insanlar kimliksizleşmeye başlıyorlar, hayat zor diye mi aidiyet kavramımızı yitirdik, sırf bu yüzden mi “dünya vatandaşı” olduk hep birlikte. Biri çıkıp bir şeyler dedi mi bilmiyorum karşınıza ama kimse dünya vatandaşı değil, kimse kimseyi kandırmasın; hepimiz, “rahat yaşam için her şey yapılır” sloganının birer harfinden ibaretiz, o kadar.

Kimlik bunalımında küreselleşmenin modernitedeki yerini ölçemeyip olayı abartanlar da var yaşam alanımızda. Bunlardan, sokaklarda da o kadar azımsanmayacak bir kitle mevcut. Sizin nerde yemek yediğinizi sorup, aldığınız maaşı ruhunuz bile duymadan hesaplayıp sizinle olan ilişkisine ondan sonra karar veren insanlar bunlar. Çünkü onlar hep burjuva yaşarlar ve onlar gibi yaşamayanları kabul etmezler aralarına. Eğer onlar kadar zengin değilseniz, onlar kadar marka kültürünüz yoksa, onların indirimli ürün dediklerinin yanından bile geçemiyorsanız işleri bile olmaz sizinle. Onların anlayışına göre kültür bu demektir; okuduğunuz kitap sayısının ne önemi var ki o kitaplar sahaflardan alınmışsa eğer. İş onlar için sinemaya gitmekle bitmez; sinemada aldığınız şey popcorn değil de patlamış mısırsa eğer, onların arasında yok olmanız gerekmektedir. Bunun için talimatlar almaz bu kitle; bunun, yaşam tarzı olarak aksedildiği bir dünyadır onlarınkisi.

Yersiz yurtsuzlaştıkça melezleşiriz. Gittiğimiz ülkelerde bizim kültürümüzden olan bir şey bulunca buna, garip bir şekilde, sevinmemiz bundandır; bence bir “günah çıkarmadır”. Kimi zorunluluktan değiştirir ülkesini, kimi konfor merakından, kimi artık bıktığından ülkesinden, kimi ise tamamen macera için. Bu bahaneler ya da örnekler çoğaltılabilir. Bahanesinin bol olduğu bir kavram bu, “yersiz-yurtsuzlaşma”. Benim anlamadığım bundan sonrası, yani ne oluyor da kültür değişikliğinden sonra- ki bunu kendimiz istemişsek eğer – başka bir ülkede, kendi ülkemizle eşleşen bir değer bulmamıza seviniyoruz? Biz istememiş miydik bu durumu. O zaman neden melezleştiriyoruz ki yaşamımızı nedensizce, ne güzel kaçmıştık her şeyden… Ama “o öyle değil işte” diyecek şimdi birileri bana. Nasıl o zaman? Yani biz, ülkemizin bize veremediklerini başka ülkelerde doldururken, kendimizi bulduk ona mı seviniyoruz? Neden gitmiştik ki o zaman? Bıktıklarımızdan gittik ama orada görünce değerli oldular değil mi? Burada döner yemeyen adamlar yurt dışında tesadüfen gördükleri dönercilerde, gözleri ağlamaklı, buradakinin yarı lezzetinde olmasına aldırmadan iki katı para vererek sevindiriyorlar “ülke özlemlerini”.

Kozmopolitan… Ulusal sınırlamalar ve önyargılardan bağımsız olma… Yani dünya vatandaşı olmak. Hennerz’e göre insanlar küreselleşme süreciyle genel anlamda iki tür bağ kurabilirler: Kozmopolitanlık ve yerellik. O, yerel insanların, ufuklarının kendi özgül yerelliklerinin ufkuyla sınırlıyken; kozmopolitanların, istediğini istediği zaman yapan, serbestçe dünya üzerinde hareket eden, kendilerini farklı kültürlerin kucaklarına atmak isteyen insanlar olduklarını söylemiş. Benim anlayışımdaki kozmopolitanlık kavramı bu değil. Benim anlayışıma göre kozmopolitanlık daha somut bir şey. İnsanların her kültürün kucağına atlayıp, farklılık arayışıyla şaşırması değil… Eğer yaşamın her türlüsünü öğrenip kendi yaşamınızla mutlu olabiliyorsanız; geleneklerinizle birlikte yenilenebiliyorsanız; eğer şık bir restoranda bir balığı bıçakla yiyebiliyor ancak balığın tadının elle yendiğini evinizdeyken –en azından- kendinize söyleyebiliyorsanız; değişik ülke vatandaşını duruşundan bilebilecek bir bilgi birikimine sahip ancak kendi duruşunuzu bunlara göre değil, kendi karakterinize, toplumunuza göre belirleyebiliyorsanız; dış ülkelerde, o ülke yaşamına zorluk çekmeden ayak uydurabiliyor ancak kendi evinizde/ kendi yurdunuzda siz olabiliyorsanız işte o zaman gerçek bir kozmopolitan olursunuz benim gözümde.

[1] Tiyatro sahnesinde sahne ile seyirci arasında olduğu varsayılan duvar.

 
Toplam blog
: 57
: 877
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

1985 doğumluyum ve geçmişte yaptığım işlerle ilgili her bilgiyi önceki adımlarda sizlerle paylaşt..