​ Kürtler Mezopotamya'da yayılırken... (V) / '' 3000'e Doğru'' / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ocak '09

 
Kategori
Siyaset
 

Kürtler Mezopotamya'da yayılırken... (V) / '' 3000'e Doğru''

Kürtler Mezopotamya'da yayılırken... (V) /  '' 3000'e Doğru''
 

Atatürk, İnönü, Sabiha Gökçen ve Generaller; askeri manevraları izlerken...


Şeyh Said İsyanı olarak tanımlanan ve ilk ulusal özellikler taşıyan bu başkaldırının geldiği süreçde, Bedirhanlılar dahil, sürgünde bulunan bölge aydınlarının kurdukları bir tür ''Kürt Diasporosu''nun etkinliği hiç bir zaman netlik kazanamamıştır...

Kurduklari Kürt Teavün Cemiyeti, Osmanlılığa, Kürtlüğe ve İslama bağlılık gösteriyordu. Amacı; Kürt aşiretleri arasinda hep oluşagelen sorunlarin cözümune katkı sunmak, okul açıp eğitimi desteklemek, ticareti ve sanatkarllığı özendirmek gibi hedeflere sahipti!... Kürt Teali Cemiyeti de, İ.T.C liderlerinin ülkeyi terk ettiği, Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı günlerdeki siyasi ortamda kurulmuştu... Reel burjuvazisi olmayan (ki Osmanlıda batılı anlamda Levantenler dışında , azınlık bir burjuvazi de, yeni yeni oluşuyordu), bu milliyetçi platform da, milliyetçi projelerini, o gün için doğal olarak dış dinamikle gerçekleştirmek istiyorlardi.. O yüzden, İngiliz, Fransız, Rus ve Amerikalılardan hep medet umdular!... Seyyid Abdulkadir Osmanli içinde bir otonomi hayalindeyken, Emirlikten bu günlere gelmiş(!), Bedirhanlılar ve ayrıca Cemilpaşazadeler de , özgür, bağımsız bir devlet hayalleri peşindeydiler!...

Bu durum, Osmanlı'nın uyarılarına rağmen sürekli bölgede nedeni bilinmez huzursuzluk çıkaran (!) ve Osmanlı'nın kesin tasfiye kararı çıkarmasına neden olan Botan Emiri Bedirhan Bey'in ( ki o zamanlarda İngiliz - Fransiz siyasi destekli, Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyan etmiş, oğlu İbrahim Paşa, Konya'ya kadar gelmişti. Ve Padişah II.Mahmut'da , yardım istediği Çar Nikola'nin , yardım için; Beykoz'a 12, 000 Rus askeri çıkardığı ve Islamı bırakıp(!), Ortodoks olmasını önerdiği (!) günlerdeydi!...), sürgüne giderken İngilizler'den onların teminat ve kefaletini istemesi kadar belirsizdir!... Bölgedeki o dönem Amerikan (!) misyonerlik faaliyetleri ve Nasturilerle olan ilişkiler belki bu konuda bir ip ucu verebilir... Bir de emirliğin tasfiyesiyle, bölgede oluşan siyasi otorite boşluğundan, o günlerde en çok Ermenilerin zarar görmeye başlaması ve Kürtlerce mal ve topraklarının gaspedilip, kırıma uğramaları!...

Acaba, bu bölgedeki sosyal ve siyasi durumdaki hareketlenme ; Batı emperyalizmi tarafından özellikle mi istenmişti?... Ve Sultan Abdülhamid'in Mekke Şerifi Hüseyin ve oğulları gibi gibi, Botan Emiri Bedirhan Bey'i ve ailesini sürgünde, gözaltında tutmak istemesi sadece bir rastlantı mıydı?... (Ki, ilerki zamanlarda, Hürriyet ve İtilafçı önderlerle yaptıkları gizli bir protokolle, Mehmet Ali Bedirhan, Seyyid Abdülkadir ve Said-i Nursi (Kürdi), işlevsiz kalan, ''Kürdistan'a Özerklik Antlaşması'' yapacaklardır!...) Hz.Muhammed'in ya da ''Allahın Kılıcı'' Halid Bin Velid'in soyundan geldiği söylenen bu kişiler(!), eskiden kontrol ettikleri coğrafyalarda, o günde siyasi ve ekonomik çıkarları için milliyetçi söylemlerle yeni politikalar üretmeye çalışarak, Enver'in ''Türklüğü'' gibi, onlarda modaya ve de siyasi duruma uyup; ''Kürtlüğü''mü kullanmak istiyorlardı?... Abdülhamid'in tasfiyesiyle başlatılan süreç sonunda, İngilizlerin Osmanlı'yı çözüp, Şerif Hüseyini Hicaz Kralı (!), oğullarını da Ürdün ve Irak Kralı (!) yaptıklarını unutmadan!... Ve de Emirhan Bey'in Abdülhamid'i Kürt düşmanı ilan etmesi de bir rastlantı mıdır?... Hem de , Doğu daki Sunni Kürt aşiretleri , onu, ''Kürtlerin babası...'' ilan ederken!... Hemde daha IXX.yüzyılın ilk yarısında, Bedirhanlılar'ın atalarının, bir Asurpanipal geleneğiyle; esir almadan, onbinlerce Ezdi Kürdü'nü ve Nasturi'yi katletmişken!...

Bu konuda bir ip ucunu, Bedirhanlıların yaptığı o Kürt kırımı yıllarında, bölgeyi gezen İngiliz Sefaretin'nden (Sir) Henry Layardın'ın anı ve yazışmalarından araştırıp, çıkarmak olasıdır!...

Cumhuriyeti kuruluş aşamasında, Ankara Hükümetiyle ile önemli sorunları olmayan ve hatta bağlılıklarını bildiren Kürt köylüleri, Şeyh Sait İsyanı sonrasında, (Cumhuriyetin İttihak ve Terakki tandanslı, askeri ruhunun da etkisiyle), isyana katılanlarla bir anlamda aynılaştırılıp, sertlikle, şiddetle, parasal ceza ve ve sürgünle karşı karşıya kalmaya başladılar... Kurunun yanında, yaşında yanmaya başlaması yerel tepkileri büyüttü...

Zamanın olağanüstü haline uygun, ancak mecliste % 40 muhalif oyla(!), Takrir-i Sükun Kanunu çıkartıldı... Sonuçları bu güne taşınan bir dizi siyasi yanlışlar yapıldı... Ve bundan sonra Kürtçe ve Kürt diliyle ilgili yasaklar başladı... ''Vatandaş Türkçe Konuş!...'' kampanyaları da bir şekilde bu sürecin ardından başlatıldı... Bazı Kürt aşiretleri sürgüne gönderildi... Gitmek istemeyenlerin bir kısmı İran'a, Irak ve Suriye'ye kaçtı... Bazıları yasadışı örgütlere karıştı... Bir kısmı dağa çıktı... Yaşlı Kürt köylülerine bile, zorla Türkçe öğretilmeye kalkışıldı!... ''Kürtlerin Türklüğü'' ile ilgili siyaset de bu arada başlatıldı... Şeyh Said İsyanı'nda, Kürtlerle Türkleri ve diğer Müslümanları birleştiren İslam kavramı ayrışmaya başlamıştı... Bu isyanda marjinal bir kesimde varolan ''Milliyetçilik'' duyguları, bu uygulamalarla, sanki zorla, Kürtler'i milliyetçilik açısından güçlendirmeye özendirdi!... Türkçe konuşamayan, Kürt köylüleri, zabıtaca dilleri yüzünden parasal olarak, cezalandırılmaya başlayınca ticaret yapmak için bile , kentlere gelmemeye başladılar!... Ittihak ve Terakki'nin kurdugu İskan-i Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nin, Kürtleri tehcir edip daha modern Türk nufusu içinde % 5 oranında eritmek ve bölgedeki Kürtçe yerleşim isimlerini Turkçe'ye çevirmekle başlayan yanlış politikalari, Cumhuriyet döneminde de devam mi ediyordu?... O politikalar ki, Sultan'a ve Hilafet'e bağlı Kürt aydinlari arasinda milli duygularin gelişmesine ve İTC'den ayrılıp, çoğunun Hürriyet ve Itilaf firkasina katilmasına neden olmuştu... Ve bu durum onlara ilerde büyük bedeller ödetecekti...

Cumhuriyetin askeri rejiminin yarı resmi ilk gazetesi Hakimiyet-i Milliye'de, Mustafa Kemal şu uyarıyı yapıyordu: '' İnkilabımızı yaşatmak, istiklalimizi muhafaza, haricin tecavüzlerini karşılamak ve kuvvetlendirmek mecburiyetindeyiz. Unutmamalıyız ki, siyaset de merhamet yoktur. Kuvvet ve menfaat vardır. Ve nihayet, kuvvetin celbedeceği, hürmet ve muhabbet vardır!...''

Bu günkü PKK'nın öncülü olan Hoybun (XOYBUN) örgütü, Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadığı Anadolu coğrafyasında savaş ve silahlı ayaklanmayla, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da ''Bağımsız Kürdistan'' kurmayı hedefleyen milliyetçi, askeri bir örgüttü... 1927 yılında Beyrut'da Taşnak örgütünden Vahan Papazyan'ın evinde kurulan bu örgüt de, Dersim harekatından kurtulmuş kişiler de vardı... Ve örgüt, bu günkü PKK'ya örnek teşkil ediyordu... Ve taktik gereği, emperyalizmin üçe böldüğü ve diğer Kürt Aşiretlerinin yaşadığı İran dışında, Irak ve Suriye'yi de kardeş(!) ülke ilan ediyorlardı... Ancak , Bolşevikler bu örgütü emperyalizmin örgütlediği bir yapılanma olarak tanımlayıp, örgüte karşı tavır aldılar!...

Kürtlerin yaşadığı vilayetlerde sıkıyönetim öneren, Takrir-i Sukun Kanunu iki yıl için çıkarılmıştı...Bu sürecin sonunda, İsmet İnönü'nün "Bölgede daha güçlü bir yönetim(!) gerekmektedir inancıyla" yaptığı önerme sonunda, 25.Haziran.1927 tarihinde, " Umumi Mufettişlik Teşkiline Dair Kanun" kabul edildi... Günümüzdeki "Olağanüstü Hal Valiliği"ne benzeyen bu müfettişlik, Kürt İsyanlarının çıkış ve yayılma noktaları kabul edilen, Elaziğ, Urfa, Hakkari, Bitlis, Diyarbakir, Siirt, Mardin ve Van illerini kapsayacaktı... Ülke genelinde dört müfettişlik kuruldu. İlki Şeyh Said İsyanı'ndan sonra, ikincisi Trakya'da, üçüncüsü, 1935'de Hoybun Örgütünün yönlendirdiği, büyük Ağrı İsyanı süreci içinde; Erzincan, Erzurum, Kars ve Ağrı'yı kapsayacak şekilde kuruldu.... 1936 yilinda, Dersim İsyani öncesinde kurulan dördüncü de, Erzincan, Dersim(!), Elazığve Bingölü kapsıyordu... 4.Umum Müfettişliğine atanan kişi, ilginçtir; Yunan taarruzu başlarken, Nuri Dersimi'nin kışkırtıp başlattığı, Koçgiri ayaklanması'ndaki karşı (ki İsyanı bastırmaya giden 6.Süvari Alayı baskına uğrayıp, komutanları olan Binbaşı Halis Bey, düzmece bir mahkeme sonunda isyancılarca idam edilmişti ve Ankara bunu unutmamıştı!...) harekatın sansosyonel kişisi olup, yaptığı gereksiz kıyımlarla, meclisi ayağa kaldıran meşhur Nurettin Paşa'nın, oğlu olan Korgeneral Abdullah Alpdoğan'dır!... (Bazı kaynaklar kendisi gibi sert karakterli bir damat, bazıları da kızından olan torunu, olarak söz etmektedir...) Ve ilginçtir; Nurettin Paşa'nın babası 4.Ordu komutanı Müşir İbrahim Paşa'da , 1909 yazında I. Dersim Harekatı'nı yapan paşadır!...

Önümüzdeki bölümde anlatacağımız, Dersim Harekatı; başlangıçta toplu askeri ölümlerin de tetiklemesiyle, sivillere karşı, insani açıdan, ayrımsız, ağırlıklı olarak esirsiz, trajik sonuçlari olan ve bölge insanının bir kesimine, maalesef gayri insani durumların yaşatıldığı , kırımların olduğu, kuşaklar boyu acısı duyulacak, insani açıdan utanç verici bazı durumlar da gösteriyordu...

(devam edecek, )

 
Toplam blog
: 392
: 4592
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..