- Kategori
- Çalışma Yaşamı
Kurumsal Firmalar için ‘Verimlilik Reçetesi’

Kaldıraç'ı nereye koyacağınız çok önemli.
Kendini ‘Kurumsal Firma’ olarak tanımlayan birçok firmada son dönemde işler çok yolunda gitmiyor. Gelişen teknoloji, artan küresel rekabet, son derece zeki ve iyi eğitimli müthiş insan kaynağı, kurumsal firmaların her geçen gün artan kâr iştahı, aslında her şey yerli yerinde gözüküyor.
Tüm bunlara rağmen kurumsal firmaların insan kaynağı sirkülasyonuna bakınca işlerin çok da yolunda gitmediği ortaya çıkıyor. Çalışanların birçoğu mutsuzlar. Mutsuzluk kaynaklarını taradığınız zaman, çalıştıkları kurumların kârlılıklarında her geçen gün kayda değer artışlar olmasına rağmen, kendilerine kurum içinde yeterli ölçüde önem verilmediğini söylüyorlar. İstekleri kârlılıktan bir pay vs.. değil. İstekleri, içten bir teşekkür ve takdir edilme isteği, önemsenme isteği, ama sözde değil. İnsan kaynakları departmanlarının sadece kâğıt üzerinde yapılması gereken işleri yaptıklarından şikâyetçiler. Performans değerlendirme sistemlerinde, profesyonel yöntemler uygulanan firmalarda dahi, ego tatmini yüksek yöneticiler dolayısı ile adil bir değerlendirmenin yapılmadığını belirtiyorlar. Ve bu durum onlar üzerinde aşırı stres ve baskı oluşturuyor. Tepe yöneticiler dahil bir çoğu bu stresi yönetememe dolayısı ile ciddi rahatsızlıklarla ( tansiyon, kalp, depresyon, vs..) uğraşıyor. Ve bu durumu da olabildiğince kurumlarından gizliyorlar. Çünkü biliyorlar ki kurum onların yerine hemen çok daha uygun birini bulur, endişeleri hat safhada. En çok istedikleri şey, kendilerine Bilanço’da bir değer olarak bakılması ve bunu hissetmek. İnsan kaynakları departmanlarının düzenledikleri eğitimlerin ağırlıklı olarak mesleki eğitimler olması ve çalışanın kişisel gelişimine yönelik eğitimlerin az olması veya yöneticileri tarafından bu tarz eğitim isteklerine ‘maliyet’ gerekçesi ile sıcak bakmaması ve onaylamaması en çok üzüldükleri konu.
Aslında, bu durumdan çalışanın rahatsız olduğu kadar kurum da son derece rahatsız. Mutsuz çalışanlarla bu performans ortaya çıkıyorsa, birde tüm çalışanların mutlu olduğu bir kurumdan çıkacak performansı devamlı hayal ediyorlar. Tüm bunlara rağmen, iki taraf ta karşılıklı sessizliğe bürünüyor, ‘Kulaklarının üzerine yatıyor’ ve maalesef en kolay çözümü uyguluyorlar. Böyle bir durum yokmuş gibi davranıyorlar. Hastalık içten içe gelişiyor ve tedavi edilemez boyuta geliyor. Çalışan kendisine gelen ilk teklifi değerlendirip yeni bir mutluluk peşinde koşuyor ve kaybettiklerini önemsemiyor çünkü farkında değil. Kurum ise yetişmiş iş gücünü kaybetmekten dolayı ciddi şekilde kaybının farkına ancak çalışanı ayrıldıktan sonra varıyor. Onun yerine ikame edilecek personelin kuruma adaptasyon süresinden dolayı kaybı, yeni personele verilecek kurum kültürü ve iş yapış stiline yönelik birçok eğitim maliyetleri, vs… diğer giderler dikkate alınmıyor.
Oysa reçete ‘Kurumsal Koçluk’ olmalı. Ciddi, kurumsal firmalar bunun farkında. Mesleki eğitimler dışında, her kademedeki çalışanı için ihtiyaç tespitini yaptıktan sonra (En iyi yöntem bu tespitin kurum dışından, profesyoneller tarafından yapılan testler ve görüşmelerle yapılmasıdır.) kişisel gelişimlerine yönelik profesyonel eğitimler aldırmakta. Bu eğitimlere ilave olarak yönetici kademesi için ‘Kurum İçi Koç’ yetiştirmek amacı ile eğitimler satın alan firmalar diğerlerine göre daha avantajlı. Bu iki seçenek dışında kişinin ihtiyacına göre ( Performans, Satış, Takım, Kariyer, vs..) Profesyonel Koç’ la çalışmasını sağlayan firmalar da var. Bu firmalar artan küresel rekabette ‘fark yaratıp fark atanlar’ kategorisine giriyorlar. Değerlerine ve kuruma yüksek oranda bağlı personelle birçok alanda rakiplerine ciddi şekilde fark atıyorlar.