- Kategori
- Öykü
Kuş mu civciv mi?

Bundan çok yıllar önce, -30 derecede dondurucu bir kış mevsiminde Kars’ta olduğunuzu düşünün. Bırakınız yol, su, elektriği, radyo hariç teknolojinin “t” sinin olmadığı bir devir getirin gözünüzün önüne…Saat akşamın altısı dedi miydi uzun ve sıkıcı kömür karası kara geceler başlardı acelesi varmış gibi.
Akşam olunca, açlık tokluk kaygısı biter, babannem ve annem yorgunluktan yemek yemeye bile vakit bulamaz her biri sekinin bir ucunda şekerleme yapmaya çekilirdi. Babam bize öyküler anlatırdı her gece üşüdüğümüzü unutturmak için..
Anlattığı öykülerin çoğu kahramanlık ve dini içerikli öykülerdi genellikle. Bizim çocukluğumuzda akılda kalanlar ninnilerden çok öykülerdir. Çünkü, annemin işten- güçten ve de angaryalardan artırıp ta bize ninni söyleyecek ne vakti ne de hali vardı…
Pek çoğunu unuttuğumun farkındayım ama içlerinden biri var ki adeta hafızama kazılmış gibi hala ezberimde. Ben bu öyküyü bir “baba mirası” olarak gördüm ve kendi çocuklarıma da şimdiden miras olarak bırakmayı başardım diyebilirim.
Çocukken çok severlerdi bu öyküyü. Şimdi karşılaştırma yapmayı ve de emsal göstermeyi hiç sevmiyorlar. Gençlik heyecanıyla bazen aşırı tepki verdiklerinde “ bakın zamanın birinde” diye başlamamla peşinden o çok sevdikleri öyküyü anlatacağımı hissedip gülümseyerek odalarına çekilirler ve sükunet sağlanmış olur…
Kadın, yeni yeni dili çözülmeye başlayan oğlunu harman savurmakta olan babasının yanına bırakarak diğer işleri için eve döner. Çocuk, doğal olarak her gördüğü, her tuttuğu, her hareketliyi kısacası her şeyi yarım yamalak konuşmasıyla babasına sormaktadır.
Baba ise hem harman savurmakta hem de çocuğun ardı arkası kesilmeyen meraklı sorularına cevap vermektedir…Çocuk başlamıştır bile sormaya:
-baba!
-efendim yavrum..
-baba bu kuş ne?
-serçe….
Aradan bir nefes alımı zaman geçmeden çocuk yine sorar!
-baba
-söyle canım!
-baba bu neydi?
-o mu? serçe evladım...
Bu soru cevap oyunu saatlerce sürer. Derken; seri sorulara hep aynı hoşgörü ile cevap verir baba.
Aradan çok yıllar geçer. Roller değişmiştir. Çocuk büyümüş, baba yaşlanmıştır. Yaşlı adam tarlada çalışmakta olan oğlunun yanına uğrar bir gün. Oğlunun yıllar önce kendisini soru yağmuruna tuttuğu aklına gelir ve onu sınamaya karar verir.
-Oğlum Hasan!
-Buyur baba…
-Şu civciv mi?
-Amma yaptın baba, kuşu bilemedin mi?
Baba oğluna nefes aldırmak niyetinde değildir.
-Hasan, oğlum.
-ne var baba?
-karıştırdım yine, neydi şunun adı?
-kuş dedik ya be adam!
Hasan’ın gaza geldiğini gören baba tekrar sorar.
-evladım Hasanım.
-ne var yineeee babaaa?
-şey… adı neydi şu kuşun……
demesiyle, Hasan’ın vites boşalır.
-Elinin körü be adam, yeter artık işim gücüm var, diyerek yaşlı adamı tersler...
Dersimiz bitti dostlar. Şimdi herkes kendi notunu versın bakalım...