Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Aralık '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Kutular, Hayat ve “Sandıklarımız “

Kutular, Hayat ve  “Sandıklarımız “
 

Hayatımızdaki kutuların ve sandıkların önemi hiç aklınıza geldi mi bilmem, ama bir mobilyacıda, ağaçtan yapılmış büyük,küçük çeşitli sandıkları görünce benim aklıma geldi.

Bir anlamda gelinlik kızların hayallerini koyduğu sandıklar..

Tahmin ettiğiniz gibi, geleneksel çeyiz sandıkları.

Ne kadar da önemlidir genç kızlar için. (Yangında ilk kurtarılacaklardan..)

Halen; Anadolu’da çeyiz sandığı evlerin en önemli eşyası ve yapanlar da, alanlarda var.

Sadece çeyiz sandıkları yok tabii..

En değerli mücevherlerin içine konduğu, ağaçtan yapılmış küçük ve işlemeli ziynet kutuları na da ne sevinçler,anılar giz

lenmiştir.

Bir de boyacı sandıkları var.

Şöyle bir eski dönemleri göz önüne getirin.

Hazır boyaların olmadığı günleri düşünün.

Köşe başlarında, meydanlarda yer alan ayakkabı boyacıları iş yapabilmek için ne hünerler sergiler, ne cilâlar atardı.

İçinden hiçbir zaman 500 bin TL çıkmazdı, ama yine de önemliydi. Çünkü ekmek teknesiydi.

“Parlatalım abi.! “

“Taaakk taka takk!.”

Bayram öncesinde kuyruklarda bekleyerek ayakkabı boyatmak bir zevkti.

“Cilalı İbo” onların sinemadaki temsilcisi, onlar da turistlerin gözdesiydi.

Süslü mü süslü ekmek teknesi boya sandıkları da artık azaldı ve onların yerini, çocukların elindeki basit, düz berbat san

dıklar aldı,onun da bir özelliği,özgünlüğü kalmadı.

Ayakkabılar da, boyalar da,insanlar da değiştikçe sandıklar da değişti ya da yok oldu.

Sandukalar hariç..

Türbelerin içinde üzeri yeşil çuha ile örtülmüş olan tahtadan sandukalar .

Onlar hep var.

Üst tarafı bazen balık sırtı, bazen de iki taraftan darlaşarak birleştirilmiş ve “puşide “denilen sade veya sırma işlemeli bir örtüyle kaplı sandukalar.

Erkek sandukalarının baş tarafına bir ağaç ve üzerine kavuk, taç,sarık gibi o kişinin sağlığında giydiği başlık bu işlemin tamamlayıcısı olur. Kadınların sandukaları ise düz olurdu. ( Bu durumda bile kadın erkek ayrımcılığı unutulmamış.)

Bir mezarın üzerinde türbe inşa edilmişse, içindeki mezar mutlaka sanduka ile kapatılırdı. Kaynağı, Eski Mısır ve Mezo

potamya'da ruhların yeniden bedenlerine döneceği inancına dayanan bu işlem, Müslümanlıkta Emeviler döneminde baş

lamış ve önemli kimselerin cesetlerinin çürümemesi için mumyalanmasından yola çıkılarak, özel sanduka ve mezar oda

larında saklanması esasına dayanan bir gelenek.

Anadolu’da bol bol bulunan bu sandukalar bildiğiniz gibi Mevlana’dan Nasrettin Hoca’ya, Eyüp Sultan’ dan Emir Sultan’a ve Şeyh Edebali ’ den padişahlara kadar uzayıp giden bir gelenek (Hoş, bunların haricinde birçok “çakma” sandukalar da yok değil…)

Tüm bunların dışında, hayatımızın değişmeyen bir sandığı daha var .

Belki de en önemlisi o.

Evet,seçim sandığı..

“Hikmetinden sual olunmaz” sandığımız sandık..

Demokrasi denince akla gelen en önemli unsur hep, o.

Böyle önemli olunca, bir hikmeti de olmalı..

Çünkü,önümüze geldikçe sandığa koştuk durduk.

Sandığın içi oy doldukça politikacı coştu,vatandaş demokrasi aşkıyla ardından koştu.

Demokrasi eşittir,” sandık ” sandık.

“Demokrasilerde çare tükenmez.” dendikçe, bizler de öyle “sandık”.

Aslında doğruydu, demokrasilerde çare tükenmez ve sandık sorunları çözerdi,ama politikacıların unuttuğu (aslında unut

madığı,ama bizleri inandırdığı) bir gerçek daha vardı,demokrasi sadece sandık değildi.

Sadece onun aracıydı.

Roma dönemi site devletlerinde “Demokrasi “ ; kısaca halkın kendi kendini yönetmesi.,kararlara bizzat katılmasıyken, günü

müzde bu sistemin uygulanması ancak seçilen temsilciler aracılığıyla olabiliyordu ya..

Temsili sistem.

El kaldırmak ve oy sandığına gitmekten ibaret sandığımız bir sistem.( Öyle değil tabii ki.)

Bu ne kadar demokrasi oluyor tartışılır, ama bir gerçek var ki ; o da çarenin yine sandıkta olduğudur.

Onun için sandıktan vazgeçemeyiz, ama içine ne koyduğumuz da önemli.

“Pandora’nın kutusunda olduğu gibi. (Aslında “kavanoz” ama yanlış yapılmış bir çeviri sonucu kutu olarak anılmaktadır)

Efsaneye göre, Zeus kendinden ateşi çalıp insanlara veren Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a balçıktan yapılmış tanrısal güzellik ve zekâya sahip Pandora'yı eş olarak gönderir. Epimetheus kardeşinin tüm uyarılarına karşı Pandora ile evlenir. Zeus, Pandora'ya evlilik hediyesi olarak topraktan yapılmış, çömlek benzeri bir kavanoz hediye eder ama bu kavanoz asla açılmamalıdır. Bir süre sonra merakına yenilen Pandora, kavanozu açar ve içindeki tüm kötülükler dünyaya yayılmaya başlar, son anda kutuyu kapatır ve içinde bir tek "umut" kalır.

Bekleyelim bakalım,bizim sandıktan da elbet bir gün “umut” çıkacaktır.

Zeus oraya koyduğuna göre bir bildiği vardır.

 
Toplam blog
: 94
: 840
Kayıt tarihi
: 23.07.06
 
 

1962 İnegöl/Bursa doğumlu ve İşletme Fak. mezunuyum. Özel bir kursta kurum müdürü olarak görev yapma..