- Kategori
- Psikoloji
Kuyruk acısı

Çobanın birisi dağda sürüsünü otlatırken, büyük bir yılanla dost olmuş.
Her gün çobanın kavalını duyan yılan, kocaman bir ağacın dibindeki deliğinden çıkar ve ürkmeden çobanın yanına çöreklenerek kaval dinlermiş. Çoban da, bir
çanağa koyunlardan süt sağarak bu iri yılana ikram edermiş.
Bu hal senelerce böyle devam etmiş.Bir gün çoban hastalanmış, küçük oğlunu çağırmış:
"Oğlum" demiş, "ben hastayım, sürüyü sen götür, filan yerdekikoca ağacın dibinde bir delik vardır, o delikten büyük bir yılan çıkar. Yanına gelir, çöreklenir, sakın korkmayasın, o yılana kaval çal ve koyunlardan süt sağ, çanağına doldur.Göreyim seni, hayvanı aç bırakma, o benim dostumdur..." diye tenbih etmiş.
Çocuk babasını dediklerini yapmış. Fakat iri yılanı görünce dehşetle irkilip, korkmuş. Çocuğun korkması yılanı da korkutmuş. Yılan sütü içerken, kuyruğunu titretecek olmuş. Heyecana kapılan çocuk ani bir hareketle omuzundaki baltayı yılanın kuyruğuna indirmiş. Kuyruğu kopan yılan, çocuğa atılıp onu sokarak oracıkta öldürmüş.
Aradan aylar geçmiş. Çoban iyileşmiş. Yine ağacın dibine varıp kaval çalarak yılanı çağırmış. Delikten çıkan yılanın artık çabana itimadı kalmadığından hareketleri ve bakışları telaşlıymış. Sütü içip çobanın yüzüne dikkatlice bakmış. O sırada çoban, yılana şöyle demiş:
" Ey benim vefasız dostum. Bu güne kadar iyi geçindik amma bundan sonra sen de kuyruk acısı bende de bu evlat acısı oldukça biz artık dost olamayız, haydi uğurlar olsun git bir daha da gözüme gözükme."
Bu deyim, eskiden kalmış ve unutulmamış bir hesap manasında kullanılır.
Ben bu deyimin öyküsünü ne zaman okursam okuyayım her seferinde içinden bir
ders cıkarırım ve eger unutulmamış bir hesabım varsa o kişi bu hikayeyi anlatır ve
onun da bu öyküden ders çıkarıp onun da aynı şekilde davranmasını umarım.
Bu öyküyü beğeneceginizi düşünüyorum. Yorumlarınızı bekliyorum....
Her gün çobanın kavalını duyan yılan, kocaman bir ağacın dibindeki deliğinden çıkar ve ürkmeden çobanın yanına çöreklenerek kaval dinlermiş. Çoban da, bir
çanağa koyunlardan süt sağarak bu iri yılana ikram edermiş.
Bu hal senelerce böyle devam etmiş.Bir gün çoban hastalanmış, küçük oğlunu çağırmış:
"Oğlum" demiş, "ben hastayım, sürüyü sen götür, filan yerdekikoca ağacın dibinde bir delik vardır, o delikten büyük bir yılan çıkar. Yanına gelir, çöreklenir, sakın korkmayasın, o yılana kaval çal ve koyunlardan süt sağ, çanağına doldur.Göreyim seni, hayvanı aç bırakma, o benim dostumdur..." diye tenbih etmiş.
Çocuk babasını dediklerini yapmış. Fakat iri yılanı görünce dehşetle irkilip, korkmuş. Çocuğun korkması yılanı da korkutmuş. Yılan sütü içerken, kuyruğunu titretecek olmuş. Heyecana kapılan çocuk ani bir hareketle omuzundaki baltayı yılanın kuyruğuna indirmiş. Kuyruğu kopan yılan, çocuğa atılıp onu sokarak oracıkta öldürmüş.
Aradan aylar geçmiş. Çoban iyileşmiş. Yine ağacın dibine varıp kaval çalarak yılanı çağırmış. Delikten çıkan yılanın artık çabana itimadı kalmadığından hareketleri ve bakışları telaşlıymış. Sütü içip çobanın yüzüne dikkatlice bakmış. O sırada çoban, yılana şöyle demiş:
" Ey benim vefasız dostum. Bu güne kadar iyi geçindik amma bundan sonra sen de kuyruk acısı bende de bu evlat acısı oldukça biz artık dost olamayız, haydi uğurlar olsun git bir daha da gözüme gözükme."
Bu deyim, eskiden kalmış ve unutulmamış bir hesap manasında kullanılır.
Ben bu deyimin öyküsünü ne zaman okursam okuyayım her seferinde içinden bir
ders cıkarırım ve eger unutulmamış bir hesabım varsa o kişi bu hikayeyi anlatır ve
onun da bu öyküden ders çıkarıp onun da aynı şekilde davranmasını umarım.
Bu öyküyü beğeneceginizi düşünüyorum. Yorumlarınızı bekliyorum....