- Kategori
- Siyaset
Lider olmak ve ötesi

Prof. Arnold Ludwig’in geliştirmiş olduğu liderlik yelpazesine göre Mustafa Kemal başarılarıyla 20. yüzyılın en büyük lideri sayılıyor. Liderlerin puanlama özelliklerine göre yaptığı değerlendirmede en yüksek puanı almış durumda. Hazırlamış olduğu yelpazede sıfırdan ülke yaratmak, toprakları genişletmek, iktidarda kalınan süre, askeri başarı, sosyal tasarım gücü, ekonomik başarı, devlet adamlığı, ideoloji ortaya koyma, ahlaken örnek olma, siyasi miras ve ülkenin nüfusu kıstasları mevcut.
Gerçekçi ve bilimsel bir analiz sonucunda da bunu görmek gerçekten güzel… Hayatını çok iyi bildiğimiz Mustafa Kemal’in öne çıkarmak istediğim özelliklerinden kısaca bahsetmek istiyorum.
İlk özelliği Kaynak Organizasyonu Yeteneğidir. Bu yetenekten bahsederken herhalde dünya tarihinde verilecek en iyi örnek Mustafa Kemal’dir (KOR Yeteneği isimli bloğumda detaylardan bahsetmiştim). Kaynaklar hizalanarak en uygun sonuçların alınması esastır. Bu yetenek savaş ortamında en belirgin şekilde ortaya çıkar. Mustafa Kemal hayatında pek çok örnek yaratmıştır.
Çanakkale savaşlarında iki defa sadece kendi kişisel öngörüsü ile düşmanı durdurmayı başarmış ve İstanbul’un işgalini geciktirmiştir.
Sakarya Meydan Savaşında aldığı karar sonucu “Hattı Müdafaa Yoktur Sathı Müdafaa Vardır” stratejisi ile düşmanın ilerleyişinin önünü kesmiş, geri çekilmeye zorlamıştır. Benzer stratejinin dünya tarihinde başka örneği yoktur.
Büyük taarruzda ise düşmanın en kuvvetli bölgesine saldırmış, cepheyi yararak düşman kuvvetlerini üçe bölmüş ve büyük bir bozguna uğratmıştır. İzmir’ varış için tahmin ettiği süre 15 gündür, böylesine yüksek riskli bir operasyon için çok kısadır ve 14 günde gerçekleşmiştir.
Kaynakların dengelenmesi prensibini en etkin şekliyle uygulayan Mustafa Kemal, Cumhuriyet’in kalıcılığını sağlamak için siyasi anlamda devrimler yapmış ve o zamanın cahil halkını uzun vadede yetiştirebilmek için de eğitime önem vermiştir. Kurduğu kurumların kendisinden sonra da çalışabilmesi için gerekli yetkilendirmeyi de sağlamıştır.
Aslında başarının örneği de ortada. İçten ve dıştan gelen düşmanların yıpratmalarına rağmen hala ayaktadır Türkiye Cumhuriyeti.
İkinci özelliği makul olmasıdır. Böyle başarılı insanlar bir süre sonra şımarır, dengesiz hareketlerde bulunmaya başlarlar. Büyük Taarruz gibi başarılara imza atmış Mustafa Kemal, Hatay’ı veya Musul’u uygun şartlar gerçekleşmediğinden askeri girişimle almaya kalkmamıştır. Veya Enver paşa gibi Kafkaslarda olmayacak hayaller peşinde koşmamıştır. Eserini kendisinden sonra da ayakta durabileceği noktaya kadar getirmiş ve alamayacağı risklerden kaçınmıştır. Devrimleri yapmadan önce halkın nabzını tutmuş, çevresindekilerin fikrini hep almıştır. Gerektiği zaman sabretmeyi veya geri adım atmayı bilmiştir.
Üçüncü özelliği ise pragmatist olmasıdır. Felsefenin teorik kısmı ile ne kadar ilgilendiğini bilmiyorum ancak düşünsel ütopyalar eylemlerinde yer tutmamıştır. Pratik sonuçlara önem verir, yeri geldiği zaman aynı fikirde olmadığı siyasi kişiliklerle işbirlikleri kurar, ancak zamanı gelince bunları bozar. Alacağı eylemleri yıllar önceden planlamasına rağmen harekete geçmez, bekler. Irk bilinci ile bir yere varılamayacağını anladığı için “ Ne mutlu Türküm diyene” sözüyle ulusun bu çatı altında birleşmesini ve sağlar. Hilafeti ve padişah yönetimini savaşta yanında olan silah arkadaşlarının muhalefetine rağmen ve uygun zaman gelince kaldırır.
Prof. Ludwig’in akıllıca hesaplamaları yerinde bir sonuç üretmiş. Ancak öyle bir lider ki Mustafa Kemal, nedense onu diğer liderlerle karşılaştırmak bile haksızlıkmış gibi geliyor. Aşağıdaki olay beni çok etkilemiştir. Hangi devlet adamı ulusunun adetleriyle, onuru, insanlığı ve karizmayı bu kadar güzel eyleme dökebilir…
Tarihlerden 10 Eylül 1922;
İzmir’in düşmandan kurtuluşunun ikinci günü
Karşıyaka'daki kalacağı eve geldiğinde evin mermer taraçasına çıktıktan sonra kapının önüne ipek bir Yunan bayrağı serilmiştir. Üzerine basılacak bir yol halısı gibi yayılmıştır. Kadın ve erkek orada bulunan İzmirliler:
"Buyurunuz geçiniz. Bizim öcümüzü yerine getiriniz. Yabancı kral bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak girmişti. Siz lütfedin, bu karşılıkla o lekeyi silin! Burası sizin şehrinizdir. Bu ev sizin evinizdir. Bu hak sizindir" diye yalvarıyorlardı. Mustafa Kemal yerde serili bayrağın önünde durur, ağlayarak yalvaran kadın ve erkeklere tatlılıkla bakarak;
"O geçmişte kötü etmiş. Bir milletin istiklalini temsil eden bayrak çiğnenmez. Ben onun hatasını tekrar edemem" der. Bayrağı kaldırtır ve bembeyaz mermerlere basarak içeri girer.