23 Temmuz '07
- Kategori
- Siyaset
Liderlik aşkı... Bir hüsran hikayesi!
Oldum olası insanların koltuk hırslarına ve lider olmak için yaptıkları yanlışları hangi “kendilerince doğru” temellere dayandırabildiklerine şaşırmışımdır. İşin ilginç yanı bu insanlara sorarsanız yaptıkları halkın iyiliği içindir.
Bir şeçim daha geçti ve sonuçlar belli oldu kimlerin hüsranı kimlerin başarıyı tattığı ortada, ortada olmayan ise bu sonuçların altında yatan nedenler, nasıllar. Ben oyumu CHP başlığı altında DSP’ye verdim, hoş belki de bu söylediğim “Deniz Baykal’a rağmen” CHP’ye oy vermemi kendi vicdanıma benimsetmek adına yaptığım bir kabullenmedir. İşin garip yanı oy vermek istediğim asıl isim Baskın Oran olmasına rağmen CHP’ye oy vermemdir, suçluyum kabul ediyorum.
Bu sonuçların nedenleri kısaca halkımın yapılanlara her yönüyle değil kendi çıkarları açısından bakması, yeni yüzlerle kendini yenileyenleri asıl “tutucu” olan yaşlı başlı eski yüzlere tercih etmesi ve AKP’nin yürüttüğü her anlamda profesyonel siyasi kampanyaları olarak özetlenebilir. Benim kendimce geliştirdiğim siyasi yarış tanımım “İnsanların görüşlerini ve imajlarını topyekün pazarlamasıdır” şeklindedir. Ve şu çok açıktır ki bu konuda en başarılı parti hatta bu işi profesyonel anlamda başaran tek parti Akpdir.
CHP yaptığı seçim kampanyalarıyla yapacaklarını halka sağlayacaklarını ve belki de çok savunduğu “laiklik” olgusunun insanlara günümüze kadar temin ettiği faydaları anlatmak ve bunları belirli olgularla desteklemek yerine insanların kafasını şişiren bir “vatan elden gidiyor aman satıyorlar, laiklik elden gidiyor aman türban takıyorlar” çığıtkanlığına gitmiştir. Aman neymiş “başbakanın oğlu şunu almış maliye bakanının oğluna bu olmuş bakın haksız kazanç değil mi?” şeklinde kanıtlayamayacağı ve gereksiz söylemlerle aslında kendinin değil AKP’nin reklamını yapmışlardır. Zaten kendi yaşadığı toplumu iyi tanımayan “Bal tutan parmağını yalar” atasözünün anlamını anlayamayan birinin ya da birilerinin başarılı olması zordur. Şimdi bana karşı çıkacaklar laf edecekler olacaktır, ben de bu sözü doğru bulmuyorum, yapılanlar etik değildir haksız kazanç doğru değildir ama bunlar türk toplumunun gerçeğidir, bazı şeylere göz yumulabilir.
CHP’nin en büyük yanlışı ise kendisi yenileyememesi ve yeni oluşmuş siyasi konjektüre gerek yeni bir liderle gerek yeni bir söylemle hatta gerekirse yeni bir amblemle ayak uyduramamasıdır. Tutturmuşlar biz Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsuruyuz, Atatürk’ün partisiyiz, işte bu gülünesi bir şey. Türkiye’de yaşayan her bireyin ataları Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur ve o dönemde her birey CHP seçmenidir ve CHP adayıdır bu koşullar hiçbir zaman bu partinin hala aynı misyonu üstlendiğini kanıtlamaz.
CHP siyasi yarış süresince araştırma şirketlerine güvenmemiş ve araştırma şirketleriyle çalışmamıştır. Hatta kendilerinden o kadar emindirler ki kendi oy oranlarını kendileri oturdukları yerlerden tespit etmişlerdir. Oysa AKP her tür gazete ve dergiye reklam vermiş sadece lideri Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde değil öne çıkan bir çok isim önderliğinde mitingler yapmış kapı kapı dolaşmış gerek erzak gerek düşünce gerek imaj aracılığıyla oy taleb etmiş çok yönlü bir parti pazarlaması yapmıştır.
Bu noktadan sonra yapılması gerekenler ise bellidir. Herşeyden önce Deniz Baykal parti liderliğini bırakmalıdır hatta ilerleyen aşamalarsa kendisiyle birlikte geçen istifasında geri dönüşünü sağlayan en az kendi kadar eski arkadaşlarını da alarak siyaset perdesinden ayrılmalıdır. Parti yeni bir yapılanmaya gitmeli yeni bir imaj yeni slogan ve yeni bir liderle tutarlı yeni şeyler “üretmeye” başlamalıdır. Aslında benim görüşüm Deniz Baykal gibi insanların kendi çıkarları doğrultusunda CHP’yi yıprattıkları şeklindedir bu nedenle en kalıcı çözüm önerim olarak ise CHP’nin “onursal” olarak kalmak suretiyle seçimlere girmekten vazgeçmeli yeni gelecek sol partilerin danışacakları “büyük abi”lik görevini üstlenmelidir. Bu sayede ne olursa olsun ne kadar hata yapılırsa yapılsın CHP’ye oy veren o kalıcı parti seçmeninin sonunda seçeneklerini tekrar gözden geçirmelerini sağlayabilir.
Not:
Bu değişim rüzgarının DSP’de yaşandığını düşünüyorum ama üstte anlattığım en son kurtuluş noktası CHP ortalardan kaybolmadığı sürece insanların bu seçenekleri denememelerinden korkuyorum. Zeki Sezer’in yaptığı miletvekili olmama kararını eğer doğru motivasyonla yapıldıysa gerçek bir liderin kendi çıkarları için değil ülke çıkarları için yapabileceği en doğru şey olması açısından takdir ediyorum.