​ Limana sığınmak / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Limana sığınmak

Limana sığınmak
 

Yanlış anlamayın, bazı insanlar ortalık toz duman olmuş bir halde, tabir yerindeyse kaçacak bir delik aramak için bu yola başvururuz. Sebep sonuç ilişkisinin bir neticesidir söz konusu bu hal. İşin ilginç yanı, gözünün önünde dururken var olan bu lim


Liman kelimesi dilimize Yunanca ‘limen’  den geliyor. Lügat itibariyle, gemilerin yük alıp boşalmasına, yolcu indirip bindirmesine elverişli tesislerle donatılmış doğal ya da yapay sığınak anlamını taşır.

Türkçe’de ‘limana sığınmak’ gibi bir ibarenin sadece mekânsal bir alana çekilmek anlamına gelmediğini, başka anlamları yüklendiğini, kısacası mecazen kullanıldığını biliyoruz.

Sıkıştığı anda birilerine sığınmak, insanların temel içgüdülerindendir. İşte limana sığınmanın mecazi bir anlamı da budur. Bizler, beklenmedik, acımasız bir olay karşısında  birilerine sarılır, onunla dertleşir korkularımızı telkinleriyle yenmeye gayret gösteririz. Özetle,hemen herkesin sığınacağı bir ‘limanı’ mutlaka vardır desek doğru olur.

Bu nedenle, birinden bahsederken ‘O, benim sığındığım bir liman’ sözünü kullanmaktan çekinmeyiz.

Yanlış anlamayın, bazı insanlar ortalık toz duman olmuş bir halde, tabir yerindeyse kaçacak bir delik aramak için bu yola başvururuz. Sebep sonuç ilişkisinin bir neticesidir söz konusu bu hal. İşin ilginç yanı, gözünün önünde dururken var olan bu limanı görememesidir. Can havliyle kendini oraya attığında ise her şeyin üstesinden geldiğini ve kurtuluşa erdiğini düşünmektedir.

Bir başka sığınmanın arkasında yatan gerçek ise ‘Mana fukaralığının kısır döngüsünden’ kurtulmakla ilgilidir.  Bu nedenle iyi bir seçim, ufuklarının genişleyebileceği bir boyutu getirebilecektir. Beyninde bu düşünce yatar.

Bilinçaltındaki çatışmaları, gerilimleri had safhaya varan özlemlerini/arzularını bir türlü gerçekleştiremeyenin ve sonuçta bunalıma girme noktasına ulaşanların limanı ise iyi bir psikiyatr ya da psikolog olmaktadır.

Hocaların hocası Abdülkerim Ceyli Hazretlerinin İnsan-ı Kâmil isimli eserini mutlaka okumuşunuzdur. Bu kitapta Denizler bahsi; “Tatlı deniz, Kokmuş deniz, İncilerle dolu deniz, Tuzlu deniz, Kızıl deniz, Yeşil deniz, Katı kara deniz” gibi sınıflara ayrılmıştır.Söz konusu denizlere girmenin yoları bir hayli çetindir. Kelimenin tam anlamıyla beşeriyetten soyunmayı gerektirir. Mecazi olan bu deniz kavramını gerçeğe dönüştürürsek ortaya idrak tablosu çıkar İşte bu boyutlara tam bir teslimiyet ve inanç içinde girenler, inanılmaz güzellikteki yaşama kavuşur.

Ancaaak! Tam tersi, insanların inancının kırıldığı hallerde tüm inceliğiyle gözler önüne serilmiştir. Bu uyarı, özellikle Yeşil Deniz bahsi içinde geçenler, kulaklara küpe olacak cinstendir. Ceyli Hazretleri  bu nokta itibariyle şunları söylüyor:  Kim atını denize sürse at da ölür, kendi de... Ama, deniz kenarına varıp da atı oraya girmeden gelirse sağ döner. Ancak, bu hali olan kimse kendisini kaybetmiş, dönek, kovulmuş küsülmüş olur. Bundan sonra bir başka at alır besler, büyütür, başka bir süreye hazırlanır taa ölünceye kadar bu böyle sürer gider.

Söz konusu bu metnin yorumunu sizlerin yapmasını düşünüyorum At nedir? Deniz nedir? Neden insan dönek ve kovulmuş olur? Buna siz karar verin.

İşte bir diğer sınıf da aslında yok olmak için girdiği denizden adeta kaçarak çıkan ve kurtuluşu yine ‘O denizdeki bir limana sığınarak’  bulan kimselerdir.

Onların yeniden denize açılmak konusunu gözden geçirmeleri belirsizliğini korur. Gerçek olan şu ki; İlâhi bir uyarı gelene kadar orda kalmaya mahkûmdurlar.

 

AHMED F. YÜKSEL

 

 
Toplam blog
: 636
: 9957
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..