​ Lisan-i Osmanî ve Osmanlı Sevdası... / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '14

 
Kategori
Güncel
 

Lisan-i Osmanî ve Osmanlı Sevdası...

Lisan-i Osmanî ve Osmanlı Sevdası...
 

Karikatür: Mehmet Tevlim


 

AKP Hükümetinde bir Osmanlı sevdası aldı başını gidiyor…

Osmanlı’yı ön plana çıkaranlar, Cumhuriyeti arka plana itmiş oluyorlar…

Bu durum öncelikle canlarıyla kanlarıyla Osmanlı’nın küllerinden çağdaş bir Cumhuriyet kuran atalarımıza bir saygısızlıktır…

“Osmanlı dış politikası” izleyeceğiz diye Ortadoğu’yu ne hale getirdiler… Ülkemizi bir bataklığa sapladılar…

Şimdi de oturmuşlar, düşünmüşler Eğitim Şurasında Osmanlıca’yı liselerde zorunlu dersler sınıfına almaya karar vermişler…

Osmanlıca, karma bir dildi. Arapça, Farsça, Türkçe dillerinin bir karışımı. Osmanlı döneminde okullarda okutulduğu şekilyle,"Lisan-ı Osmanî" idi.

Babanıza bir mektup yazacağınız zaman, "Bais-i feyz ü hayatım, Peder-i muhteremim efendim" başlığını kullanmanız gerekirdi…

Osmanlıca, saray ve çevresinde, resmi yazışmalarda, divan edebiyatı şairlerince kullanılan bir dildi. Halkın dili değil bir zümrenin diliydi…

Atatürk, Yurt gezilerinin birinde, Sivas'ta bulunuyordu.(13 Kasım 1937) Gezisinin bir bölümünde, yanında bulunan toplulukla Sivas Lisesine gittiler. 9-A sınıfının Hendese(Geometri ) dersine girdiler.

Bir kız öğrenci tahtaya kaldırıldı. İki paralel doğrunun, iki paralel doğruyla kesişmesinden meydana gelen açıların adı soruldu.

Kız öğrenci, bu açıların Arapça –Osmanlıca- adlarını söylemekte büyük güçlük çekti, yanlışlıklar yaptı.

Atatürk, bu durumdan çok etkilendi. Arapça terimlerle öğrencilere bilgi verilemez dedi. Dersler, Türkçe yeni terimlerle anlatılmalıdır dedi.

Atatürk tahtanın başına geçerek; zaviyenin, "Açı" olduğunu, müsellesin, "üçgen" olduğunu, müselles-i mütesâviyul adlâ'nın da eşkenar üçgen olduğunu açıkladı.

Atatürk, gezi dönüşünde, daha önce üzerinde çalıştığı geometri kitabı üzerindeki çalışmaları hızla tamamladı. Geometri kitabını tamamladı."Geometri öğretenlerle, bu konuda kitap yazacaklara kılavuz olarak Kültür Bakanlığınca yayınlandı.

Atatürk'ün yazdığı 44 sayfalık küçük kitap:Boyut, uzay, yüzey, düzey, çap, yarıçap, kesek, kesit, yay, çember, teğet, açı, açıortay, içters açı, dışters açı, taban, eğik, kırık, çekül, yatay, düşey, dikey,yöndeş, konum, üçgen, dörtgen, beşgen, köşegen, köşegen, eşkenar, ikizkenar, paralelkenar, yanal, yamuk, artı, eksi,, çarpı,bölü, eşit, toplam, oran, orantı, türev, alan, varsayı, gerekçe... gibi terimler hep bu amaçla, Atatürk tarafından türetilerek kitapta yerini almıştır.

Atatürk, kitap hakkındaki eleştirileri hoşgörüyle karşılamış, eleştirilerden yararlanmıştır. Düşünelim ki; çocuklarımız, İçters açı demek için, zâviyetân-ı mütekabiletân-ı dâhiletan demek zorunda kalıyorlardı. Çocukların bunu bilmeleri, hatırlayabilmeleri için sarılacakları bir kök yoktu. Öğrencinin eline bir ipucu vermeyen cansız bir tekerleme gibi...

 Atatürk’ün en önemli ve başarılı devrimlerinden birisi de dil devrimimizdir… Dilimiz bu sayede kendi özüne dönebilmiştir… Arapçanın, Farsçanın etkisinden kurtarılmıştır…

Kâmile İmer'in yaptığı bir araştırmaya göre: ( Cumhuriyet Gazetesi 10 – 3- 1931) Türkiye'de yayımlanan beş büyük gazetenin dilinde Türkçe sözcüklerin oranı 1931 – 1965 yılları arasında büyük ölçüde yükselmiştir.

1931’de, Türkçe kullanma oranı: % 35

1941'de %48,

1951'de %51,

1961'de %56 ve 1965 yılında ise bu oran %60,5'e yükseliyor.

1965 yılından günümüze epey zaman geçti. Tüm karşı çıkmalara ve engellere rağmen, Türkçe kullanma oranları %80'i aştı. Yazarlarımızın çoğu da bu zaman içinde kendilerini geliştirerek, eserlerinde Türkçe kullanma oranlarını artırdılar.

Tüm engellemelere karşı çıkmalara rağmen, dilimizdeki özleşme ve kendine dönme süreci devam etmiştir…

1950’lili yıllarda Demokrat Parti iktidarıyla birlikte geriye dönüş, bugünkü gibi Osmanlıca’ya dönüş için çalışmalar yapılmış yasalar çıkartılmış ama tutmamıştır.

Örneğin:

1945 yılında, Türkçeleştirilen Anayasa dilimiz, 1952 yılında, Demokrat Parti iktidarıyla birlikte geriye çevrilmek istenmiştir.

Anayasa dili eski hale getirilirken:

Toplanır: "Temerküz eder" şekline döndürülmüş.

Eliyle: Marifetiyle

Katılmak: iltihak etmek

Genelkurmay: Erkan-ı Harbiye’yi Umumiye vb. örneklerinde olduğu gibi dilde eskiye dönülmek istendi. Fakat bunlar tutmadı, dil devrimi hızla devam etti.

AKP’nin kendisini “Yeni Osmanlıcı” olarak görmesinin bir uzantısı olarak liselerimizde Osmanlıca’yı zorunlu dersler olarak okutmak istemesi tam anlamıyla bir saçmalıktır… Atatürk’ün harf ve dil devrimine karşı bir duruş sergilemektir… Osmanlıca çocuklarımıza hiçbir şey kazandırmayacağı gibi bu derslerden de nefret edeceklerdir…

Osmanlıca okutulmasın mı? Elbette okutulsun ama nerde, üniversitelerin Tarih ve Edebiyat bölümlerinde okutulsun…

Ne yaparlarsa yapsınlar, Osmanlıca gibi çorba bir dili öğretmenin çocuklarımıza bir yararı olmayacaktır…

Dilimizde özleşmeye, Türkçeleşmeye karşı çıkanlar, türetmelere karşı çıktılar. Oysa bütün dillerde türetme vardır. Yeni yeni buluşlar, kavramlar ortaya çıkmaktadır. Bunların karşılığının da dilimiz de bulunması gerekiyor. Bugün "tayyare"yerine "uçak" diyorsak, bunu türetmeye borçluyuz.

Dilimizde özleşmeye dün karşı çıkanlar, bugün karşı çıktıkları sözcükleri kullanıyorlar.

Zaman içinde genellikle şu sözcüklere karşı çıkıldı.

Bağımsızlık, doğa, doğal, düşün, egemen, eleştirmek, eşit, evren, ezgi, genel, içerik, ilginç, kapsamak, karşıt, okul, olanak, olasılık, onur, önerge, örnek, özgür, özgürlük, saptamak, simge, somut, soyut, sözcük, toplum, uzman, yanıt vb

Görünen o ki, zaman içinde kökeninden türetilmiş sözcüklere karşı çıkanlar, çıktıkları bu sözcükleri kullanmaya başladılar. Doğrusu da budur. Dil, bir ulusun varlığıdır, sesidir. Türkçemizi yabancı dillerin egemenliğinden kurtarmak zorundayız. Bu uğurda emek vermiş, başta Atatürk olmak üzere tüm dilcilerimize teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Atatürk dil konusunda bir öğrenci grubuna: " Dilimiz çok zengin bir dildir. Bunu ortaya çıkaracaklar, sizin gibi duygusu derin, yorulmaz Türk gençliğidir" Derken dil konusunda da gençlere güveniyordu.

Dilin bir ulus için hayati olduğunu ise şöyle açıklıyordu:

"Milli his ile dil arasında bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk Dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin.
Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."

Son zamanlarda, ne yazık ki dilimize sahip çıkma konusunda bir gevşeklik yaşıyoruz. Bazıları hala Arapça'yı ön plana çıkarmak istiyor. Simdi de Osmanlıcayı öne çıkarmak isteyen bir iktidar var... Bazıları da tam batı hayranı durumuna geldi. Market isimleri, iş yerleri, birçok küçük işletmeler, Türkçe isim yerine yabancı isim yarışına girdiler. Dilimizdeki tüm bu kirliliklerden kurtulmak dileğiyle...

Erdoğan Şahin - Didim

 

 
Toplam blog
: 1410
: 1053
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..