​ Lucy filmi üzerine deneme / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '16

 
Kategori
Sinema
 

Lucy filmi üzerine deneme

Lucy filmi üzerine deneme
 

Sinir Hücresi


2014 Luc Besson yapımı “Lucy” filmini izlediğimde, ilk tepkim yazar ve yönetmenin konuyla ilgili altyapı oluşturmak için epeyce çaba harcadığı ve araştırma yaptığı oldu. Filmin, yazarı ve yönetmeni olan Luc Besson daha önce de 5.Element gibi aksiyon dolu bilim kurgu filmleri çeken bir Fransız.

Film, tamamen bir “Teori” üzerinde yürüse de, içinde bizi düşünmeye sevk edecek çok alt başlık bulunması sebebiyle ilginçtir.

Konu, beyin kapasitesinin kullanımının gelişmesi sonucu, insan davranışlarının nasıl değişeceği ve ne olacağı üzerinedir. Bir yanlış anlamayı düzelterek yazının geri kalanını okumanızı rica ederim: Fiziksel olarak beynimizdeki her bölge kullanılmaktadır, yanlış anlama beynin bir bölümünün kullanıldığı üzerinedir. Oysa ki bu yazıda sinir hücrelerinin (nöron) performansının (sinir sistemi ağ kapasitesinin artması) artması bağlamında bir “evrimsel” gelişimden bahsedilmektedir. Hayat bir öğrenme sürecidir ve öğrendiklerini sonraki kuşaklara aktararak ilerler. Bilinen ilk insan ARDI (yaklaşık 4 milyon yıl önce), eğer üretme kapasitesini ve yeteneklerini arttırmamış olsaydı, biz insanoğlu bugün uzaya da gidemez, hatta hala ormanda yaşar olurduk.  

Film, ARDI’den sonra bilinen ikinci insan LUCY’den başlayarak bugüne gelinciye kadar “Bu hayat ile ne yaptık?” sorusuyla başlıyor. Bu zamanlamayı insanoğlu yerine bir kişinin hayatına indirgersek, gerçekten de her birimizin kendimize sormamız gereken bir sorudur, kaç yaşına gelmiş olursak olalım “doğduğumuzdan itibaren bu hayat ile ne yaptık?”

Film ile benzeştirme yaparsak, çoğumuz gibi biz de muhtemel yanlış arkadaşlar nedeniyle yanlış yerlerde yanlış işler yaptık, pişmanlıklar duyduk. Yalan söyleyerek, fare kapanındaki peyniri yemeğe gelen fare gibi yakalandık veya fiziksel-duygusal ve/veya zihinsel masumiyetimiz bir aslan tarafından yok edildi.

Hayat, tek bir hücreden çoğalarak basitten kompleks hale gelerek evrimleşmeyle devam ediyor. Filmde, bu durum “1 nöronla yaşam başladı ve 2 nöron ile hareket etmeye başladık” cümlesiyle açıklanıyor. Hareket etmeye başladıktan sonra, icat etmeye başladık. Nöronlar arasındaki haberleşme ağı, üretmeye başladıkça gelişti. Yani ellerimizin yapabilme kapasitesi geliştikçe, beynimizdeki nöronların etkiliği de arttı. Ancak “Biz INSAN OLMAKtan çok, sahip olmak konusunda endişeliyiz” diyerek bugün geldiğimiz evrimsel aşamaya dikkat çekiliyor. Yani zihnin, küçük harfle yazdığımız “ben” çağına ulaştık.

Sonraki jenerasyonlara zamanla aktardıklarımız, sadece güzel-iyi ve adil olan şeyler değil, aynı zamanda çirkin-kötü ve adaletsiz olanlardır da. Biz neyi geleceğe aktarıyoruz? Bahçede gül mü yetiştirmek istiyoruz yoksa ot mu, benzetmesindeki gibi… Gül yetiştirmek için, Gül’ün doğası hakkında bilgi sahibi olmaya, ona sevgi ile bakmaya ve onu yetiştirme çabasına ihtiyaç vardır. Bugün geleceğe ne tür bilgileri aktarıyoruz? Toplumda kanser hücrelerinin yayılması için bilerek veya bilmeyerek hareket mi ediyoruz, yoksa sağlığı mı yaymaya çalışıyoruz? Bilinç, zamanla büyür-gelişir, yükselir ve kapsayıcı olur.

Filmde, nöronlardaki iletişimin artması sonucu ilk olarak insan kendi farkındalığına, daha sonra çevresindeki insanların-objelerin farkındalığına sahip olabileceğinden bahsedilir. Eğer geçmiş kadim öğretilere bakarsanız buna benzer söylemleri bulabilirsiniz, yani denir ki insanın farkındalığı önce kendi üzerinde başlar, kendisini öncelikle fetheder ve sonra mikrokozmoz’dan makrokozmoza yolculuğunda, her şeyin kökenindeki enerji hammaddesi nedeniyle çevresiyle temas kurar ve filmin sonu gibi, bu kaynaklar da evrenle bir olarak bu süreç tamamlanır, der.

“Öğrenmek sancılı bir süreçtir” deniliyor filmde, maalesef Buda’da aynı şeyi söylüyor ve diyor ki “İnsan, acı ile öğrenir.” Acı nedeniyle, insan dikkatini acının sebebine yöneltir ve kişi böylelikle farkındalık kazanır. Bu nedenle filmde de söylendiği gibi “engellerin anlamı yok mu?”

VAR

Engelleri aşarak, bacak kaslarımız büyür, güçleniriz.

Hayatın temel amacı sorgulanır filmin bir yerinde ve Morgan Freeman rolündeki “bilge adam” ona “bütün hücrelerin zamanla yaptığı gibi, öğrendiklerini aktarmak” olarak yanıtlanır. Bu çok iyi bir yanıttır. Kadim uygarlıklarda ailenin ve toplumun en yaşlısına bu en değerli görev atfedilmiştir, çocuk ve gençlere en değerli olanı aktararak, geleceği daha iyi kılmak. Bu nedenle, yaşı belli bir seviyenin üzerinde olanlar hatırlar, aile içindeki yaşlı, çocukları toplayarak onlara ya masal anlatır veya kendi hayat tecrübelerini masallaştırırdı.

Filmde, zamanından önce BILGIye ulaşmanın insanlar için doğru olup olmayacağı da sorgulanmaktadır. Buna bugünkü dünyanın geldiği duruma bakarak yanıt verebiliriz, bilgi kimin elindedir? Onunla ne yapmaktadır? Filmde de bu soruya yanıt verilmektedir, denir ki CEHALET kaos yaratır. Benim bu noktada yanıta katılmaktan başka bir seçeneğim yoktur.

Evrim, biz kabul etsek de etmesek de gözlerimiz önünde kendini gerçekleştirir ve her zaman her birimiz bir “geçiş türü” olarak doğa tarihi içerisinde yerimizi alırız. Korku, şüphe veya sahip olduğumuz zihin seviyesinin en üstünde olduğumuz kibri nedeniyle, evrimden ne kaçabiliriz ne de onun etkisinden kurtulabiliriz. Sadece hayatlarımızı hem kendimiz hem de başkaları için zorlaştırırız.

Bilgi ve bilgelik keşfi ve aktarımı, mutluluk kaynağıdır.

Cehaletten BİLGELİĞE olan yolculuğumuzda yalnız olmadığımızı bilmek de mutluluk vericidir.

Sonuç olarak, keyifli ve düşündürücü bir film olarak, sizi araştırmaya sevk etmesini umduğum Lucy’i izlemenizi öneriyorum.

 
Toplam blog
: 68
: 2603
Kayıt tarihi
: 27.05.11
 
 

Çoklu paydaş ortamında çalışma yeteneği, özellikle inovasyon ve kümelenmeyi teşvik etmek için kamu k..