​ Lüksemburg Bahçesi ve otoban piknikçileri / Kent Yaşamı / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Kasım '06

     
    Kategori
    Kent Yaşamı
     

    Lüksemburg Bahçesi ve otoban piknikçileri

    Lüksemburg Bahçesi ve otoban piknikçileri
     

    1992 yılının yazı.. Bir grup üniversite öğrencisi, bir çevre organizasyonu için Fransa’ya gelmişiz.. Asıl amaç; lisans eğitimini aldığımız Fransızca’mızı geliştirmek.. Nerede bir fransız görsek, sudan sebeplerle muhabbete koyuluyoruz; fransızcamızın gözünü yara yara, gramerini hak getire bir şekilde, Allah ne verdiyse -elimizde sözlük- çat pat konuşmaya çalışıyoruz.. "Sonuçta fransızlar bizi anlıyor ya, aman boşver Complement d’objet indirect’i (dolaylı tümleç)" şeklindeyiz.. Bir de bazıları "ne kadar iyi ve güzel konuşuyorsunuz" demiyor mu; of değmeyin keyfimize, birbirimize caka atmadan duramıyoruz.. "Gördün mü bak, nasıl konuştum abi" diyerek havamızı atıyoruz.. Tabii ki çok sonraları anlıyoruz ki, filoloji okuduğumuz ve o yıl sürekli edebi metinler gördüğümüz için telaffuz etmiş olduğumuz sözcükler eski fransızca da kullanılan, günlük yaşamda pek de yer almayan kelimeler.. Yani birisinin sizinle "Müsaade buyurursanız zat-ı muhterem bir ab-gine(şişe) su istirham edeceğim" şeklinde konuşması gibi bir şey..

    Fransızlar kendi lisanlarını konuşmaya istekli kişilere son derece yardımsever davranıyorlar, bir öğretmen edasıyla yanlış kullandığınız bir cümleyi düzeltiyor, tüm sevimlilikleriyle size yardımcı olmaya çalışıyorlar ama sıkıysa ingilizce konuş, konuşmazlar.. Dillerine hakikaten bu kadar önem veren bir millet görmedim.. Aklıma Canım Türkiyem geliyor, bu kadar zengin kültürel mirasa sahipken; neden kendi dilimizi küçük görüp yabancı dildeki kelimelerle dükkanlarımızı ışıklandırırız, konuşmalarımızın arasına "böyle daha havalı oluyor" yaklaşımıyla yabancı sözcükler serpiştiririz anlayamıyorum. Şimdi diyeceksiniz ki, madem öyle senin ismin neden Allegria Diamante diye, ironiyi seviyorum da o yüzden..

    Paris’te bir park var, millet öve öve bitiremiyor mutlaka gidin görün diye.. Turistlerin sıklıkla ziyaret ettiği bir yermiş.. Meraklıyız ya dururmuyuz, hemen gidiyoruz Lüksemburg Bahçesi denen yere.. "Çimlere Basmayınız" tabelasının konulmadığı, bir sürü insanın sere serpe uzandığı, "çimlere basanı yakarım" edasıyla dolaşan bir bekçi amcanın bulunmadığı, herkesin isterse piknik yapabileceği yeşillikler içinde, sessiz sakin büyük bir yer.. Nitekim Amerikalı bir çift, sermiş battaniyesini, açmış piknik sepetini, keyifli bir şekilde kitaplarını okuyor.. Köyden indim şehire misali dumur oluyoruz.. "E bu kadar mı, başka; nasıl yani?".. Seslerimiz yükselmeye başlıyor haliyle.. "yahu bizim Gençlik Parkı buna bin basar, bizimkinin biraz şaftını düzelttin mi, al sana turistik mekan", "olum bizim okulun kıtıpiyoz çimenlerinde uzanmaya gör, yakar seni hasan usta", "bir de hatunla piknik yaparmışsın kuğulu parkda".. Kahkalarla gülüyoruz.. Ayakkabılarımızı çıkarıp, diğer turistler gibi biz de özgürce uzanıyoruz çimenlere.. Kimsenin "kıro" olarak nitelendirilmediği, aşağılanmadığı ve yasak getirmediği bu yerde huzur içinde toprak anaya sarılıyoruz..

    Malum rastlamışsınızdır; bizim şehiriçi otobanlarının kenarlarında yeşil alanlar olur, hani yazları canım yurdumun güzel insanları, püfür püfür esen o otoban kenarındaki yeşilliklerde, semaverleri ve küçük tüpleri eşliğinde çoluk çocuk piknik yaparlar.. Çoğumuzun kıro, cahil, görgüsüz, kötü, köylü olarak nitelendirdiği bu insanları, ben pek severim halbuki.. Alabildiğince toprakla bütünleştikleri, görüntüleriyle şehirlileri (!) rahatsız etseler de doyasıya özgür oldukları için.. Yazları otobandan her geçişimde gözlerim onları arar nedense.. Bakışları umursamayan, hatta arabayla yanlarından geçen, kendilerine tuhaf tuhaf bakan şöförlere bazen dalga geçerek, bazen gülümseyerek, bazende çay bardaklarını kadeh kaldırır gibi gösterip selam veren bu piknikçilere sempatiyle bakarım..

    "Şehrin ortasında hiç öyle şey olur mu" dediğinizi duyar gibiyim.. Olur.. Neden olmasın?.. Nitekim olmuyor mu, oluyor.. "Burası Türkiye elbette olur" da demeyin.. "Vallahi rezil olduk Avrupalılara" da demeyin.. Takdir edersiniz ki; şu andaki Türkiye nüfusunun çoğunluğu çocukluğunu apartmanda, kapıcı Mehmet Efendi’nin siparişleriyle büyüyerek, şehir kültürünü öğrenip yetiştirilerek geçirmedi.. Bu insanlara sosyal imkanlar mı tanıdık, aynı şekilde maddi imkanlar mı sunduk yada onları eğitebildik mi? Bu kimin ayıbı? Onların mı, yoksa kültürlü ve şehirli geçinen bizlerin mi?.. Sizce onlara "ekmek bulamıyorsanız, gidin pasta yiyin" demiyor muyuz?..

    Sonra bizler ne kadar şehirliyiz ve de kültürlüyüz? Şehir kültürünün bir simgesi olan örneğin "Otobüs"ü ne kadar sıklıkla kullanıyoruz, herkeste bir araba sevdasıdır gidiyor.. "Ne otobüs mü mümkün değil!, O kalabalıkta hemde!, ben, o tıkış tepiş otobüse bineceğim ha? Şaka yapıyorsun herhalde; tacizcisi var, hırsızı var, havasız mı havasız" dediğinizi duyar gibiyim.. Haklısınız.. Siz arabanıza binin, rahat koltuklarınızda huzur (!) içinde ofisinize gidin, gidebilirseniz tabii..

    Acaba bizler şikayet ettiğimiz ve hatta neden olduğumuz trafiğin yada şehirin ya da kültürün bir parçası değilmiyiz? Evet, sizden başka herkes kötü araba kullanıyor, hiç seri değiller; yollarda çok kötü değil mi? Trafik polisi kesin haksız yere size ceza yazdı; ne var şuraya iki dakika parketseydiniz, başkaları parkediyor onlara izin veriyor da, size niye vermesin; aslında belediyede de iş yok canım, şöyle geniş yollar yapamadı ki yolun iki yanına da arabanızı rahatlıkla parkedin; birisi yanlışlıkla tamponunuza çarpmaya görsün, kadın erkek hiç farketmez ağıza alınmayacak kelimeler havada uçuşur nedense..

    Ah Lüksemburg Bahçesi, ne zaman otoban kenarında piknikçileri görsem aklıma sen gelirsin.. Onların yanına gidip bir bardak çaylarını içesim gelir..

    (Türkiye – Fransa hattına devam edeceğim)

     
    Toplam blog
    : 1
    : 632
    Kayıt tarihi
    : 03.11.06
     
     

    İstanbul' da yaşıyorum. Pazarlama, çevre, felsefe, psikoloji, sosyoloji, halkla ilişkiler, SPK, eğit..