Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Lüzum(suz) bunlar!!!

Lüzum(suz) bunlar!!!
 

2L2B Kuralı: Live, Love, Be, Belive; Yaşa,Sev, Ol, İnan


Hayat, içinde sonsuzluğa bile sığmayan cümlelerden ve bu cümleleri tüm canlılara ulaşmasını sağlayan seslerden ibarettir. Biz insanlar, pek tabi derhal yaşama uyum sağlar, yaradılış gereği boş durmaz bu döngüyü döndürürken lüzumlu lüzumsuz konuşuruz. Kimi zaman anlamları da uçar söylediklerimizin, sadece sesler çıkarırız adeta. Söz ne kadar gümüş olarak ikinci sınıf addedilse de sukutun altınlığını bozmaya pek bir hevesimiz vardır.

Günlük yaşamın vazgeçilmez lüzumsuz konuşmaları genelde çok doğal karşılanır cinsten olanlardır. Örneğin, kapıdan içeri giren bir yakınımız ise ona “Aa, sen mi geldin?” deriz. Gözün gördüğü hakikati bir soru cümlesi ile ifade etmek ne kadar anlamlıdır ama biz yine de söyleriz. Annemiz ya da kardeşimiz öksürdüğü zaman hapşırık değil de öksürük olduğu için önce bocalarız, “çok yaşa” ya da “iyi yaşa” demek yerinde olmayacağından lüzumlu bir cümle ararız lüzumsuz yere ağzımızdan çıkması için. “A a bu nasıl öksürük? deriz. Sanki eğitimimizi tıp üzerine yapmışız da hayatımızda duymadığımız bir belirti ile karşı karşıyaymışız gibi tepkiler veririz işte.

Bir arkadaşımızın yardımına ihtiyacımız vardır. Direk “rica etsem yanıma gelir misin?” cümlesi yerine, “azıcık gelir misin?” deriz. Azıcık gelmek ne demektir yahu? Geliyormuş gibi yap biraz yaklaş kendini birkaç dakika göster ve hemen geri git gibi bir şey sanırım. Böyle böyle hem Türkçeyi katlederiz hem de lüzumsuz cümleler sarf ederiz.

Bir toplantıdayızdır. Üzerinde tartışılan konuya çok hâkim olmadığımız bir ana denk gelmişizdir. Susup dinleyip öğrenmek yerine, konuşmacının sözünü kesip alakasız bir cümleyle kendimizi komik durumlara düşürdüğümüz de olur kimi zaman. Hatta lüzumsuz yere sadece stresten gülmeye de başlayabiliriz. Kendimizi bilmiyor olabilir miyiz acaba? Ya da hayatın her anında anlamlı olmak diye bir kanun mu vardır ki? Belki de en güzeli bu inişli çıkışlı grafiklerle gülümseyerek yaşamaktır. Tüm bunlar tartışılır ama tek gerçek vardır, konuşmak olsun diye konuşuruz çoğu zaman. Ya da yeterince düşünmeden konuşuruz, yanlış öğretilerinde kurbanı olabiliriz pek ala. Savlar türedikçe dağları aşacak görünüyor değil mi? Kanımca yerinde ve zamanında konuşmak konuştuklarımızın anlamı olmasına dikkat etmek en doğrusudur. Bu da üç düşün iki dinle bir konuş metoduyla mümkündür. Şimdi baştan alırsak, kapıdan içeriye giren arkadaşımıza, “hoş geldin, bu ne sürpriz” cümlesini, öksüren yakınımıza “iyi misin? Doktora gitmeyi düşünüyor musun? İhmal etme sakın” ve azıcık lazımsa yardımcımız, “birkaç dakikan var mı? Yanıma gelebilir misin?” desek daha iyi olacaktır.

Bir de çok güldüğüm bir davranışı söylemeden edemeyeceğim, telefon ile konuşurken her ne kadar teknoloji gelişti, görüntülü telefonlar da alabiliriz ama eski metot sadece seslerin birbirine ulaştığı telefonlarla konuşurken el kol hareketi ile tarifler ve tepkiler vermeyelim derim ben, çünkü sadece konuşmalarımız alıcıya ulaşacaktır.

Güzel günler, lüzumlu, anlamlı diyaloglar diliyorum. Zamanımız çok değerli, iletişim için yerinde ve zamanında hareketler hayatımıza ivme katacaktır. Unutmayalım.

 
Toplam blog
: 93
: 1475
Kayıt tarihi
: 02.02.07
 
 

Elektrik mühendisiyim. Eğitimci bir ailenin kızıyım. Kelimeler ve rakamlarla geçen serüven dolu b..