- Kategori
- Deneme
Mâlihülyâ…

Bu güzel ve alımlı sözcüğün kökeniyle ilgili çeşitli görüşler var: Kimi kaynaklar Arapça, kimileri Farsça olduğunu söyler. Ancak, Mâlihülya’nın Melankholia’nın galatı olduğunu savunanlar da var.
Bence doğru, -doğru olmasa bile en güzel- yaklaşım budur.
Mâlihülyâ… İnsanı kışkırtan, sınırları olumlu anlamda zorlayan, hüznü kendinden bir sözcük…
Eğer bu sözcüğü unutmasaydık, eski deyip kaldırıp atmasaydık ya da tüketile tüketile, yerli yersiz kullanıla kullanıla anlamını yitiren melankoli’nin yerine uygun bir sözcük bulsaydık, dilimiz; daha hülyalı, daha atak, sınırlarımız daha geniş olurdu.
Böyle düşünüyorum.
Belki de yanılıyorum.
Öte yandan yanlış anlaşılmak da istemem: dilin yenileşmesine karşı değilim. Ama tutucu da değilim. Bazı sözcükleri seviyorum. Hepsi bu.
Mâlihülyâ da bunlardan biri.
Tıpkı sümbülî gibi!
Düşünsenize sümbüli’yi ve sevda’yı yanına alan mâlihülyâ ile hüzün denilen o duygu ne güzel anlatılırdı.