​ Madam Aspasiya II (tatil) / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Nisan '08

 
Kategori
Anılar
 

Madam Aspasiya II (tatil)

Madam Aspasiya II (tatil)
 

Leopar ve Gökçeçiçek


Eşim Maraş orduevinde deniz manzaralı çok güzel bir odada ağırladı bizi.

Orduevinin girişinde ilk göze çarpan cam koruyucu içindeki doldurulmuş leopar. Her an cam kafesi kırıp dışarı fırlayacak kadar canlı ve gerçek. Maraş orduevi, Kıbrıs Barış Harekatından önce Rumlara ait beş yıldızlı bir otelmiş. Bu leopar da otele aitmiş. Leoparın defalarca, gümrükten geri döndürülüp ait olduğu yere konduğu hikayesini anlatan kişiyi hayretle dinlemiştik.

Eylül ayı olmasına rağmen, hava sıcak, deniz, ütülü çarşaf gibi, pırıl pırıl.

Askeri düzen ve disiplin içinde tatil yapıyoruz.

Kumsaldaki direğe asılı mavi bayrakta gözümüz. Bayrak havadaysa haydi denize, renkli toplarla işaretlenmiş yere kadar yüzün, ileri gitmek yasak. Bayrak aşağıya indi, çabuk karaya.

Plajı boşaltın. Güneşte kalmayın. Duş yapmadan odalara çıkmayın. Mayoyla ortalarda dolaşmayın. Yüksek sesle konuşmayın, gülmeyin, koşmayın.

Bu komutan masası oturmayın. Bu komutan şezlongu kullanmayın. Bu şemsiye komutan şemsiyesi, altına girmeyin.

Kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği belli saatlerde, esneklik sıfır. Hani ben bu yemeği beğenmedim desen, yakında ne bir lokanta, ne de bakkal var. Taksi çağırıp, Magosa’ya gitmek lazım. Taksi de her istenilen saatte yok.

Orduevinde, genelde üst rütbelerden emekli olmuş, çoğu eşleriyle ya da, yetişkin çocukları ile tatil yapan orta yaş üzeri insanlar kalıyor. Soğuk ve resmi bir hava var.

Bir akşam, kızım, parmağına batan kaktüs dikeninden canı yanınca, salonda oturan herkesi tek tek dolaşıp, parmağını öptürerek, bu soğuk havayı ısıtmış, salonun en ucundakiler dahi gelip parmağını öpmüşler, karşılıklı, gülüşmelerle, anlatılan anılarla, rütbeler çıkarılmış, hoş bir gece yaşanmıştı.

Kızımız şirin ve sevimli halleriyle, o geceden sonra, kendisine bir hayran kitlesi oluşturup, yaşça kendisinden çok büyük, arkadaşlar edindi. Fotoğraf alış verişi yapıp, Türkiye’ye döndükten sonra da mektuplaştığımız bu arkadaşların izini, zamanla, yaşamın hay huyu arasında kaybettik.

Bu, arkadaşların içinde kızım en çok Rumi bey ve ailesini sevdi. Hatta samimiyeti öyle hızlı ilerlettiler ki Rumi bey kendisini dede ilan etti. Emekli general Rumi beyin sayesinde, iştahsız kızım, en sevmediği yemekleri dahi yer oldu.

Gün içinde, genellikle plajdayız. Deniz kenarında yarı belimize kadar suyun içine oturup kızımla oyun oynuyoruz. İnsansızlıktan vahşileşmiş balıklar, kırmızı ojeli ayak tırnaklarımızı didikliyor. Arada bir de etimizi ısırıyorlar..

Balık avlamak yasak. Bu yüzden sahil boyu ellerinde olta, bekleşen amatör balıkçılar yok. Belirlenen güzergahta yürüyüş serbest.

Plajın kumu Çeşme kumu gibi. Mineral kum. Akıcı ve parlak. Üzerimize yapışmıyor. Avucumuza aldığımızda rengarenk noktacıkları görebiliyoruz.

Her yer tertemiz. Gün batımından sonra, askerler ellerinde ucu üçgen şeklinde sopalarla, sahildeki kumu düzeltip, yere atılmış, bir iki izmariti topluyorlar. Sabah düzgün kumların üzerinde, yengeçlerin ayak izlerini görüyoruz.

Plajdaki, tahta şezlongların üzerindeki anahtar deliğine benzer delikler dikkatimi çekmişti. Öğrendiğime göre çevredeki kullanılmayan otellerin kapılarıymış

Bazı günler çarşı Pazar gezmeye çıkıyoruz. Çin malı, el işi işlemeli ipek bluzlar, porselen yemek takımları çok ucuz. Satıcılar, kara kafa diye adlandırdıkları, Türklere karşı tepkililer. Davranışları çok kaba. Siesta saatlerinde, dükkanı satın alacak dahi olsanız, sizi kapının önüne koymakta tereddüt etmiyorlar.

Kendinizi, aynı dili konuştuğunuz, soydaş dediğiniz insanların arasında yapayalnız hissediyorsunuz.

narçiçeği

 
Toplam blog
: 74
: 1691
Kayıt tarihi
: 17.06.07
 
 

Emekliyim ama, yaşamdan değil; işimden. Eşim ve iki kızımla birlikte İzmir’de yaşıyoruz. Yazmak, oku..