​ Mahkeme kararını verdi ve "örgüt yok!" dedi. / Haber / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '12

 
Kategori
Haber
 

Mahkeme kararını verdi ve "örgüt yok!" dedi.

Mahkeme kararını verdi ve "örgüt yok!" dedi.
 

Derin yapının birimleri


Hrant Dink Davası'ında karar verildi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Yasin Hayal'i, "Hrant Dink'i tasarlayarak öldürmeye azmettirmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı.

Mahkeme, davanın tutuklu sanıklarının tamamını, "Silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan beraat ettirdi. Her ne hikmekse, olayla bağlantılı bir örgüt bulamadı! İddiaya göre bazı resmi görevliler davaya dahil edilmedi. Mesela en azından, cinayet sonrası Ogün Samast'la birlikte hatıra fotoğrafı çektirenler...

Mahkeme, sanıklardan Erhan Tuncel'in, Dink Cinayeti'nde azmettirici olmadığına karar verdi. Ancak, Mc Donalds'ın bombalanmasından dolayı 10 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum etti. İçeride kaldığı süreler gözününe alınarak serbest bırakıldı.

Cinayeti işleyen Ogün Samast daha önce "tasarlayarak adam öldürmek" ve "ruhsatsız silah bulundurmak" suçlarından toplam 22 yıl 10 ay ceza almıştı. Anladığım kadarıyla bu davanın tüm yükü Yasin Hayal isimli şahsın sırtında kaldı.

Ortada bir örgüt yoksa şöyle düşünmek zorundayız. Yasin Hayal, kahvede otururken canı sıkıldı ve Ogün Samast'ı çağırıp eline bir tabanca verdi ve, " Git Hrant Dink'i öldür!" dedi. Ogün de gitti öldürdü. Niye?  Çünkü İstanbul'daki Hrant, Trabzon'daki Yasin'in kafasını bozuyordu. Eğer durum bu idiyse, davada 19 sanığın ne işi vardı?

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi üyelerinin olayda, örgüt bağlantısı bulamamalarının sebebini henüz kendilerinden başka kimse bilmiyor. Ancak bazı kişiler bu davanın sorumluluğunun kimde olduğunu biliyor.

Dün, Ayşenur Arslan'ın CNN Türk'teki "Medya Mahallesi" proğramının konuğu Oral Çalışlar'dı. Kendisinden hiç beklemediğim bir açıklamada bulundu ve "Bu kararın sorumlusu siyasi iktidardır!" dedi. Şaşırdım.

Halbuki iktidar, Dink cinayeti dahil Ergenekon, Balyoz vs. meselelerinde ters tarafta duruyor ve devlet içindeki örgütlenmeyi çözmeye çalışıyor. Yargı ve emniyete sağladığı hareket serbestisi sayesinde istisnasız herkes hakim önüne çıkarılabiliyor. Durum buyken, bir Özel Yetkili Mahkeme, derin yapıyla ilişkili olduğu düşünülen bir davada örgüt bağlantısı bulamıyor. Birileri de bunun faturasını siyasi iktidara kesiyor! Bu kafayla hiç bir sonuca ulaşılmaz.

Ayşe Hanım da zaten, konuğu Çalışlar'dan böyle bir çıkış bekliyordu. İstediği oldu. O da bunu fırsat bilerek hükümete, ucundan kenarından verdi veriştirdi. Bayan Arslan, mevcut iktidardan hiç mi hiç hoşnut değil. Bunu saklama ihtiyacı bile duymuyor. Neredeyse her proğramında konuklarını hükümeti eleştirmeye zorluyor. İyi, diyenlere açıkça cephe alıyor. Onun için Ayşenur hanımı geçiyorum.

Ancak, Çalışlar gibi nesnel düşünebilen bir insanın, (özellikle) bu mahkeme kararının sorumluluğunu hükümete yüklemesini pek makul bulmadığımı söylemeliyim. Kendisi de biliyor ki, artık bu ülkede, siyasi erkten bağımsız kararlar verebilen bir yargı sistemi var. Üstelik Oral bey, gördüğüm kadarıyla, ulusalcılarınkine benzer bir zihin karmaşası da yaşamıyor. Yani, hem derin yapıyı inkar edip, hem de Dink cinayetine devlet içinden suçlu bulmaya çalışmıyor. Buna rağmen mahkemenin kararından hükümeti sorumlu tutuyor. Haydi gel de çık işin içinden.

Evet toplumun bir kesiminde çok açık bir zihin karmaşası var. Onlar devlet içinde, (adına ister Derin Yapı, ister Ergenekon, ister Çete, ister Darbeci deyin) bir oluşumun varlığına inanmıyorlar. Ama aynı zamanda Dink'in katili için, İstanbul ve Trabzon emniyetinden, MİT'ten azmettirici arıyorlar. Cihaner Davası'nın Yargıtay 11. Dairesi'ne alınmasını desteklerken, Danıştay saldıganı Alpaslan Arslan'ın Ergenekon bağlantısını reddediyorlar. Danıştay olayını, dinle ve dini kaygılarla açıklamaya çalışıyorlar.

İşte bu kafa karmaşası ve bu karmaşanın getirdiği dezenformasyon memlekette yaşanmış ve hala yaşanmakta olan her türlü pisliğin üstünü örtüyor. Müsbet her adımı da bir çıkmaza hapsediyor. Gerçeğin görülmesine mani oluyor. Açığa çıkarılmak istenen çirkeflikleri daha da derine itiyor. Bana göre Dink Davası ve benzeri kararlar da bu değirmene su taşıyor. 

Ali Kaya, Özcan İldeniz isimli iki astsubayın ve PKK itirafçısı Veysel Ateş'in 39 yıl 10 ay ceza aldığı Şemdinli Umut Kitapevi davasında da durum galiba aynı oldu. İki devlet görevlisinin yagılandığı bu davada da örgüt bağlantısı aranmadı. Demek ki, "iyi çocuk Ali Kaya" (!) nın kafası bozulmuştu ve gidip kitapevine bomba atmıştı!

Sanıyorum Ogün Samast ta büyük ihtimalle "sivil iyi çocuklardan"dı. Zira cinayeti işledikten sonra resmi görevliler tarafından bir kahraman edasıyla karşılandı. Bunu, medyaya düşen Türk bayraklı film ve resim sayesinde hep birlikte gördük. Karara bakılırsa, cihan-ı alemin izlediği bu görüntüler mahkeme heyetine ulaşmadı. O yüzden de, bu olayda örgüt bağlantısı bulunamadı.

Halbuki vatandaş, buradaki devlet parmağını hissetti. Artık aksine inanır mı? Mahkemenin kararını ikna edici bulur mu? Yargının tarafsızlığını ve adil kararlar verdiğini kabul eder mi?

Şimdi neden bu görüntüler kaale alınmadı deseniz, ya resimden veya filmden delil olmaz ya da yasal yollardan temin edilmeyen belgeler geçerli sayılmaz vs. diyeceklerdir! Esasen, hayata geçmesi istenmeyen her şey için bir mazeret üretilebilir.

Üretilen bu gerekçelerle somut deliller saf dışı bırakılarak arzu edilen sonuca ulaşılabilir. Hukuken aklanması gerekenler (varsa) aklanabilir, kurtarılmak istenenler kurtarılabilir. Yani her şey kitabına uydurulabilir. Böylece işlenen cinayetler, dökülen kanlar, heba edilen canlar, kurulan tezgâh ve dümenler yapanın yanına kâr kalmış olur. Bu, çağdaş (!) insanın en aşağılık ve en adi yanıdır. Onun için Cehennem olmalı... mutlaka olmalı!

Resim: esrefzekiparlak.com

 
Toplam blog
: 462
: 707
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..