​ Mardin'de Déjà vu / Kent Yaşamı / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mart '11

 
Kategori
Kent Yaşamı
 

Mardin'de Déjà vu

Mardin'de Déjà vu
 

Kaynak: Vikipedi (İngilizce), 01.03.2011


Tarih boyunca yaratılmış en görkemli yaşayan şehirlerden birisi olsa gerek Mardin... Gündüz ışığında farkedilemiyen bu şehir, geceleri uçsuz bucaksız Mezopotamya Ovasından bakılınca bir yakut gibi parıldar. Topraktan rengi, damsız evleri arasından her biri değişik uygarlığın, dinin ve etnisitenin önemli binaları tüm ihtişamlarını sergilemekteler; en önemlileri ibadethâneler: camiler, kiliseler... Eskinin artık bizim bil(e)mediğimiz yadigâr hatıraları gibi karşımızda, yanı başımızdalar. Şehrin içi dolaşımı kolaylaştırmak için yatay yollardan mürekkep, binalar arasından yükselmek fasılalarla oluyor. 

Tipik bir sokağın içine vardığımızda uzaktan duyduğumuz çekiç seslerinin bir ustanın bakırı nakşetmesine eşlik ettiğine şahit olmaktayız; dükkanındaki her yer kendi elinden çıkmış, milyonlarca çekiç sesinin üretikleri ile dolu...Dapdaracık sokaklar yazları gölge sağlıyor, yokuş olan dik ve dar yolların sağı solu genelde boş; yağmur yağdığından su bu yollardan ovaya doğru yolunu buluyor. Eskinin yollarının ortası hep daha çukurdur, bilmem dikkat ettiniz mi şimdiki yollarda ise hep dış taraflar çukur, yolun orta çizgisi ise hep daha yüksektir; sanırım otomobilin bizlere kabul ettirdiği bir ayrıntı bu. 

Anadolu Türk şehirciliğindeki ilginç özelliklerden birini keşfederken bunun planlama düsturları ile uyuştuğunu da müşâhede etmekteyiz. Gölge dolaşım alanlarında kullanılan önemli bir öge iken evlerin güneşten faydalanması da esas alınmakta. Güneş ışınlarının önüne serilmiş evler yükselen topoğrafyadan faydalanarak her biri ayrı ayrı nasibini alabilmektedir. Damlarda her çeşit kurutmanın yapıldığını yüksek bir noktadan görülebilmetedir. Lakin önemi bir başka öge de mahremiyet! Evlerin yönelimleri bunu en iyi anlatan örgütlenme. Bütün kentin oluşumunda yerel etkileşimlerin kentin morfolojisini nasıl etkilediğine şahit olmaktayız. Aynı durumu Urfa'da daha farklı karşımıza çıkmaktadır. Harran Ovası'nın yanıbaşında düz bir topoğrafyada kurulan Urfa'da evlerin yüksek duvarları mahremiyeti tesis ederken, avlular güneşten olduğu gibi faydalanmanın yolunu açmış. Yunan Adalarına gittiğimizde mahremiyetin biraz gevşediğini ama topoğrafyanın tüm inceliklerinin kullanıldığını, yukarıya doğru süzülen yerleşimin doğa ile uyumunu yine görmekteyiz. 

Mardin'in bu dünya mirası bölgesine Eski Mardin denir, yerel halk arasında saygı duyulsa da, şehrin bütün itibarının kaynağı olarak görülse de, nüfusun geneli daha aşağıda kurulu Yeni Mardin'de oturmayı tercih edermiş gibi bir hava var ortalıkta. Soru: halkta bu eğilimin oluşmasında koruma ve planlama anlayışımızın uzlaşmaz ve tek düze olması ile bir ilişki var mıdır? 

Şehirciliğimiz, Anadolu kültüründen ve binlerce yılda oluşmuş bilgiden yeteri kadar faydalanamadı diye düşünüyorum. Şehirlerimize akan milyonların yaptığı gecekonduların aynı Mardin'de, Urfa'da ya da Yunan adalarında oluşmuş yerleşimlerden görünüşte bir farkı yoktu. Gecekonduların yerine yapılan beton yığınları H. G. Wells'in "Dünyalar Savaşı" romanındaki dünyayı fethetmeye gelmiş uzaylıların savaş makineleri gibi belirsiz bir zamanda bizlere karşı taarruz emri beklemekteler sanki. Islah adı altında modernizmin uzlaşmaz yıkıcılığına maruz kalmaları gecekondularda oluşmuş birdaha yaratılamayacak sosyal yapıları ve bunların ekolojisini bozmuştur. Soru: aynı modernizm şehirlerimizin geri kalan yerlerinde nasıl işlemiştir? 

Şehirciliğimiz folklörümüz gibi olabilmelidir; ebem kuşağı gibi renkli, rengarenk, yörenin tüm özelliklerini öne çıkaran ve onları kullanan, yegane varlık sebeplerine saygılı: toprağı ile iç içe, insanını el üstünde tutan olabilmelidir...Lakin şehirciliğimiz ve şehirlerimiz tek düze yönetmelikler ile donatılmış ya da bu yönetmeliklerin cambazı imar plancılığının ve patronları olan (yerel) siyaset baronlarının esiri olmuşlardır. İmar planı ile yapılan Yeni Mardin'in öğrenciliğimizde hocalarımızın örnek olarak gösterdikleri Demet (Ankara) semtinden görünüşte hiçbir farkının olmadığını görmekteyiz. Mahremiyetler ve yaşam alanları içiçe geçmiş, yaşam büyük bir stresin ortasına atılmış. 

Geçen yüzyılın ilk yarısında şehirlerin endüstri dönemi sonrasına ve otomobile uyarlanması için geliştirilen, modernizmin şehircilik düsturlarından Atina İlkeleri'nin merkezinde yer alan güneş, bitkiler ve açık alanları bile görmekte zorlanmaktayız. Evet Doğru! Yukarıdaki Eski şehir bir endüstri öncesi kenti, ya da tarımsal artık ürünün yaşattığı bir şehir...Lakin o bile evrilerek otomobili kendince içine alabilmiş; ama belirli bir büyüklükten öteye gidemeyeceği gün gibi açık. Ovanın efendisi olduğu gibi korunmaya ve saygı duyulmayı hak ediyor. Ama bu Yeni Mardin gibi bir aceleciliği ve anti-şehri de haklı çıkarmayı gerektirmiyor. 

 
Toplam blog
: 27
: 1155
Kayıt tarihi
: 20.07.08
 
 

Yüksek şehir plancısıyım (ODTÜ-1997), aynı zamanda Mühendislik Doktorası (Kyoto Üniversitesi, İnşaat..