- Kategori
- Alışveriş - Moda
Markadan nefret edenler haklı mı?

Marka’yı sevenler de, nefret edenler de yaşamında marka’sız olmanın ne demek olduğunu bir kez daha düşünsün. Markete giriyorsunuz, her türlü ürünün üzerinde sadece ürünün adı yazıyor.
Süt, peynir, kola, pirinç gibi. Marka adı yok. Marka algılaması yok. Hangisi iyi, hangisi size farklı bir mesaj veriyor. Olağanüstü bir sıradanlık. Pirinç rafında yüzlerce pirinç size, siz de pirinçlere bakıyorsunuz.
Gelelim moda dünyasına bir bakalım. Mağazadan içeri giriyorsunuz. Her taraf kadın, erkek ve çocuk giysileriyle dolu. Rengarenk, kısa, uzun, dar ya da geniş beden. Birileri yapmış ve sadece elbisenin adı var. Yelek, bluz, gömlek, pantolon, etek, ceket vb.
Marka algılaması yok. Her şey var da sanki hiçbir şey yok gibi geliyor. Sokağa çıkıyorsunuz bilbordlarda satışa sunulan ürünün adı var sadece. Mağazalar sattıkları ürün adı ile özdeşleşmiş tabelaları ile sizi kendine çekiyor. Ceket Mağazası. Süt Dükkanı. Ve diğerlerini siz ekleyin. Nasıl mutlu musunuz? Bir şeyler
alacaksınız. Neye ihtiyacınız varsa o dükkana gireceksiniz.
Süte ihtiyacınız varsa süt dükkanı, ceket alacaksanız Ceket Mağazası sizi bekliyor.
Sokaklarda marka sözünden nefret eden ama üzerinde çok sayıda marka olan insanları görüyorsunuz.
Amerika’ya ve AB’ye hayır diyen çok sayıda insan elinde Coca Cola, altında Fransız Citroen otomobil, buzdolabında İsviçre peyniri olmasını nasıl anlatabilir ki?
Yoksa marka’dan nefret (!) bir nevi markanın cazibesinin ve çekim merkezli olmasının dile getiriliş şekli midir?
Marka’sız bir dünya düşünün. Büyük bir boşluk, büyük bir sessizlik ve anlamsızlık çöker benliğinize.
Marka’lar heyecan verir dünyamıza. Marka’ların temelinde; renkli bir dünya vardır. Öyküler vardır bizim algılarımıza sunulan, sesler vardır vazgeçemediğimiz.
Marka çok olan şeyleri birbirinden ayrıştırmaktır.
İnsanlar bile kendi aralarında birbirlerini ayrıştırmakta ve içlerinden bir ya da birkaçını markalaştırma eğilimindedirler. Mahallemizde çok kadın vardır ama Fahriye Abla bir markadır. Erkekler kahvede birini Kumarbaz Şevki diye markalaştırmıştır. Çocuklar içinde de Sidikli Rıza’yı, Mızmız Mustafa’yı hangimiz unutabiliriz. Demek ki; markasız yaşamak, bu dünyanın ışıklarını söndürmek anlamını taşıyor.
Nefret etseniz de markasız bir yaşamı ne kadar sürdürebilirsiniz. Ben bir moda tasarımcısı olarak bu
durumda bir marka yaratmalı mıyım? Yaratmamalı mıyım? Ne dersiniz?