- Kategori
- Aşk - Evlilik
Matruşka sevgililer...

Beyin vücudumuzdaki bütün organları dolayısıyla da onların işleyişlerini yönetir di mi? En azından kabaca böyle öğrettiler bize, böyle biliyoruz. Peki ama insan nasıl karmaşık bir yaratık ki; eli yanınca bir daha sıcağa değmemeyi hemen öğreniveriyor ya da yemeğini beğenmediği lokantaya bir daha gitmemeyi akıl ediyor da; gönül işlerine gelince böyle çuvallıyor?
Aşk söz konusu olunca akıl, mantık hepsi devreden çıkıyor ya da çıkmıyor da büyük bir mücadele başlıyor duygularla arasında. Oysa duyguları da hisseden beynimiz, acıyı da. Birisine gönlümüz düşmeye görsün, yaşına, konumuna, huyuna suyuna hiç aldırmadan bodoslama dalıyoruz o sevdayı olabildiğince yaşamak adına.
Hadi diyeceksiniz ki; aşık olunca vücut kimyası bozuluyor insanın, hormonlar değişiyor filan. Peki öyle olsun ama ya sonrası? Başına gelen bilir; sevdiğinizle huzur içinde, güzel güzel yaşayıp giderken bir kötü tesadüf ya da ilginç olaylar zinciriyle aslında öyle biri olmadığını öğreniverirsiniz. Yani o tanıdığınız, her santimetrekaresini çok iyi bildiğinizi sandığınız kişi aslında o değildir; sahtekardır, yalancıdır, bambaşkadır. Her türüne rastlanır bu durumlarda; evli çocuklu olup kendini bekar gösterenden tutun da, işadamı kılığında işsizler, ev kızı rolünde profesyoneller, banka memurundan hırsızlar, bilgi işlemciden dolandırıcılar. Tabi bunlar olabilecek en sivri örnekler; ve neyseki rastlama şansı daha az. Bir de hepimize hayat boyu en az bir kez denk gelen, daha sıradan riyakarlar vardır. Tahmin ettiniz sanırım; melek görünümlü şeytanlar; yani aldatanlar, yalancılar.
Sakın herkes yalan söyler demeyin; yalan var yalan var. Bütün kötülüklerin anası olan yalan çok sıkıştığımızda, mecbur hissettiğimizde hepimizin can simidi olur, doğrudur. Zeka seviyemize göre iyi kötü bir şeyler uydurur, kendimizi kurtarırız; ya da o an öyle sanırız en azından. Kötü niyeti, hesabı olmadan yaşayan insanlar, böyle anı kurtarmak adına çocukken dinlediği Yalancı Çoban masalının başkahramanı olmamaya çalışırken, diğer türdekiler o masalı hatırlamaz bile. Yalan onların hayatlarının bir parçası olmuştur adeta. Hatta klişenin dibine vuralım hadi; hayatları yalandır. Hani kusursuz cinayet yoktur derler ya; aynen öyle işte, kusursuz yalan dolan da yoktur. Siz her şeyden bihaberken, mutlu mesut yaşarken, hiç umulmadık bir yerden kaçak oluverir günün birinde. Sanki ilahi kudret elinize ipin ucunu veriverir ve çektiğiniz anda da arkası çorap söküğü gibi akmaya başlar. İlk sarsıntı ile zihninizde o güne dek itina ile taşlarını ördüğünüz güven kalesinin her bir parçası oynar yerinden; siz şaşkınlık ve can havliyle o yana bu yana dönüp dururken saçılır etrafa paramparça. Canınız yanar, ödünüz patlar, kaçmak istersiniz ama yıkıntı tam da içinizdedir. Yüreğinizin sahibi, bu gününüze hayat, geleceğinize umut veren o sevdiğiniz insan ise yıkıntıların altında kalmıştır. Çoğumuz bir umut kolundan bacağından çekmeye, onu diriltmeye çabalarız yine de. Sapasağlam kalksın, üstünü başını silkeleyip elimizden tutsun ve bizi çekip çıkartsın diye bekleriz o yıkıntıdan umutsuzca bir süre; her şey kötü bir rüyamış demek isteriz. Ne yazık ki nafiledir artık tüm çabalar; ölüm aynı canlılarda olduğu gibi aşkta da geri dönüşü olmayan bir köydür.
İşte bu noktadan sonrasıydı anlatmak istediğim ilk paragrafta. Bu tür bir aldatılma, kandırılma, hayal kırıklığı ile karşılaşan kaç kişi, üstünü başını silkeleyip, yürüyü gitmiştir ve hiç arkasına dönüp bakmamıştır acaba? Araştırma yapma olanağı olsa ve tabi herkes dürüst cevaplar verse hiçe yakın olduğunu görürdük. Ne gururlu kadınlar, ne onurlu, şerefli adamlar bir umut beklemiştir o matruşka sevdiklerini günler, geceler boyunca eminim. Oysa özlenen eski güzel, kaygısız günlerdir aslında; ve eski masum sevgili (eş) elbette. Hiç bir zaman akarsuyun geri akmayacağını biliriz, biliriz de gönlümüze söz geçiremeyiz. O müthiş yönetici organ, beynimiz kontrol edemez duygularımızı. Nasıl etsin ki; gerçek sevgi hiç bir düğmenin kapatıp kesemeyeceği kadar güçlü ve çıkarsız bir duygudur. Ne manevi, ne fiziki acılar bir günde tüketemez insanoğlunun sevgisini. Buhar olup uçmaz, yel olup kaçmaz bu meret. Ancak ve sadece zaman tedavi edebilir; bir de gerçek sevginin hormonsuz ucundaki dostlar.