- Kategori
- Güncel
Mazlumdan mağrura dönüşün anatomisi
İkinci Abdülhamit’i bilirsiniz.
Kemalistlerin gözünde “Kızıl”, muhafazakârların gözünde “ulu” sultandır. Kemalist uygulamalara zemin hazırlayan “açılımlarına” rağmen Kemalist dilde “Kızıl”, Said Nursi’nin “konuşmama orucu tuttuğumuz dönem” demesine rağmen muhafazakâr dilde “ulu”dur.
Padişahlığa, Mithat Paşa’ya verdiği “Kanuni Esasi ilan edilecek, meclis açılacak” taahhüdüyle gelir. Anayasayı ilan eder, meclisi de açar açmasına ama...
Gücü eline geçirip fırsat bulduğu an ilk işi Mithat Paşa’yı sürgüne göndermek, meclisin kapısına da kilit vurmak olur.
İttihatçıları bilirsiniz.
”Hürriyet, eşitlik ve vatanı kurtarmak” sloganıyla iktidara gelirler. Silah alıp dağa çıkmak dâhil uzun bir mücadele verirler. İstibdat yıkılacak, hürriyet gelecek, vatan kurtarılacak derler.
İstibdat rejimi yıkılır. Osmanlı halkı hürriyeti “Selanik’ten gelecek bir gelin” olarak görse de hürriyet gelir, meclis tekrar açılır.
Ama İttihatçılar güçlerini pekiştirdiklerinde hürriyet toplum için, güzel gelinden bir zincire, eşitlik, George Orwel’in “Hayvanlar Çiftliği” romanındaki domuzların eşitlik anlayışına dönüşür. Çok geçmeden de kurtarılacak olan vatan toprağı İttihatçıların bir an önce kaçıp kendi canlarını kurtarmaya çalışacakları bir diyara dönüşür.
Cumhuriyet dönemini bilirsiniz.
Mustafa Kemal, koalisyonlara dayanan pragmatik yöntemlerle ulusal mücadeleyi başarıya ulaştırır. Savaş boyunca meclisin farklılığına, milletin egemenliğine vurgu yapan Mustafa Kemal, savaş bitip güç kurumsallaştırdığında değişmeye başlar.
Çok sesli meclis yerini Cumhuriyet Halk Fırkası’na, koalisyonlara dayanan birliktelik kısa zamanda “tek adam” a dönüşür. Mustafa Kemal cumhurbaşkanı sıfatında padişahtan, Cumhuriyet Halk Fırkası parti adı altında sadrazam hükümetlerinden farksızlaşır.
Demokrat Parti dönemini de bilirsiniz.
Demokrasi talebinin değil CHF içindeki ayrışmanın sonucu ortaya çıkar. Parti, bir anda demokrasi isteyenlerin kalesine dönüşürken uluslar arası konjonktürün yardımı ve CHF’ından bıkan halkın desteğiyle iktidar olur.
Türkiye’ye demokrasi gelmiş, ülkede yeni bir dönem başlamıştır başlamasına ama DP gücü eline geçirdiğinde CHF’na dönüşmekte gecikmez.
Zamanında CHF’nın yaptığı ve kendisinin eleştirdiği uygulamalar içerisine girmekten çekinmez. Dönemin tek iletişim aracı radyoyu mesel a, muhalefete karşı kullanmaktan çekinmez. Resmi ilanlar kararnamesiyle basını baskı altına almaya çalışır. İsmet İnönü’nün demeçlerine yayın yasağı koyup parti kongrelerini yasaklar, Vatan Cephesi adı altında toplumu kutuplaştırır.
Sonuç, gücün çekiciliğine kendini kaptıran DP’nin bir başka gücün kurbanı olması olur. İktidar gücünün verdiği sarhoşluk yeni muktedirleri darbe sonrası bildiğiniz tarihi hatalara sürükler.
Gelelim AKP ya da Ak Parti’ye…
Bilmiyorsanız, farkında değilseniz bile yaşıyorsunuz. Mağdurdular. Kürtler, Aleviler ve tüm ötekiler gibi sistemin üvey evlatlarıydılar. Ezildiler, baskı altına alındılar. Şubat soğuklarında donup Nisan güneşinde titrediler. Ayışığı’nın Balyoz’unda kafaları ezilip, Kafes’lere alınma planları yapılırken mağdur edebiyatının iyi oyuncuları oldular. Mağdurlardan yanaydık, yanlarında olduk.
Ne de olsa Hrant vurulduğunda Ermeni, Almanya’da bir Türk’ün evi yakıldığında Türk, İsrail’de Filistinli, Türkiye’de Kürt, Amerika’da zenci, Rusya’da Çeçen, Çin’de Uygur, Romanya’da romandık. Mağduru anlıyor, kendisine dönüşebiliyor ve destekliyorduk.
Öyle yaptık.“Derin devlet” deyip “statükoyu yıkıyoruz” dedikçe “yetmez ama evet” dedik. Onlar da yetinmedi. Önce eli kanlıları topladılar. Alkışladık. Sonra kan planları yapanları. Alkışladık. Sonra düşünceleri zehirli darbe şakşakçılarını… Alkışladık. Sonra, alkışladık… Sonra, alkışladık… Sonra…
Sonra gazetecileri aldılar içeri. Köşe yazarları bir bir bırakmak zorunda kaldı köşelerini. Akademisyenler, yazarlar kelepçelendi. Muhalif belediyelere baskınlar yapıldı. Biri “otoriter rejime gidiyoruz, sivil darbe oluyor” diye bağırdı herkes üzerine yürüdü.
Biri sunduğu haber bültenini bırakmak zorunda kaldı, bir diğeri programını, biri işini, biri basılmamış kitabından içeri girdi. Televizyonlar, haber bültenleri, programlar aynı şeyleri tekrarlayan papağanlara, cart cart bağıran yeni dönemin şakşakçılarına kaldı.
Sonra birde baktık ki ne darbe sevdalılarına karşı birlikte mücadele ettiğimiz Genç Sivillerin ilginç bir eylemi var yaşananlar karşısında ne de yargı oligarşisisine birlikte karşı çıktığımız Demokrat Yargı Derneği’nin cesur avukatları var ekranlarda.
Anlamıştık, ya da anlıyoruz artık. Tarih, bu ülkede kendini tekrarlar hep. Anlıyor ve tarih anlatıyor da bize. Elimizde ”Başbakanı eleştirme tarifemizle” biliyoruz, mazlumun güce tapmaya ve zalime dönüşmeye başladığı günlerdeyiz.