- Kategori
- Basın Yayın / Medya
Medya savaşlarından en az zararla çıkma rehberi

Günümüz teknoloji çağında “gerçeklik” denilen olgu artık gerçekliğin kendisinden çok “algılarımızdan” oluşmaktadır. Özellikle reklam endüstrisi başta olmak üzere pazarlamaya esas her mal, hizmet ya da fikir bu ürünlerin alıcılarına olduğundan daha “iyi” “doğru” “yeni” “büyük” “çekici” vs. gösterilmeye çalışılır. Çünkü rekabetin olduğu bir konuda sade bir tanıtım yeterli gelmemektedir.
Özellikle son günlerde “Arap baharı” olarak bahsedilen bu “mevsim”de ülkelerin liderleri, ülkelerdeki son durum, halkların beklentileri vb. “durumlar” da aynı pazarlamaya konu olmakta ve bu anlamda medya savaşları adeta “algılarınız ayarıyla” oynamaya çalışmaktadır.
Aynı şekilde örneğin “zamların”, “güncelleme” olarak adlandırılırken, maaşlara yapılan kuruş artırımlarının “zam” olarak adlandırılması gibi bir çok öğe aynı anlayışın eseridir.
İşte tüm bu çabalar sizlerin izlediği, dinlediği, gördüğü medya araçları vasıtasıyla algılarınıza ulaşmakta ve ayarları değiştirmektedir. Çünkü algılar “duyu organlarınız” aracılığıyla yönetilmektedir.
Peki bu kirlilikten, doğru gibi pazarlanan yanlış fikirlerden ya da ihtiyacımız olmayana ihtiyacımız olduğu sanılarından nasıl kurtulabiliriz?
Ya da bize gerçekten lazım olan, bizim gerçekten istediğimiz nasıl yönelebiliriz?
Benim cevabım: seçici olmak!
Örneğin iki farklı sahnede televizyonun karşısına geçmiş birşeyler izleyen iki kişi canlandırın kafanızda bunlardan bir tanesi elinde kumanda rastgele önüne gelen kanallardan ilgi duyduğunu bir an izliyor sonra sıkılıyor başka bir kanala geçiyor böyle böyle geceyi tamamlayıp yatağına gidiyor.
Diğeri ise önceden saatini bildiği, belki de birkaç gün öncesinden haberi olduğu bir belgeseli, özel bir filmi ya da programı saatinden 5 dakika önce karşısına geçerek izliyor ve program bitiminde televizyonunu kapatarak belki kendi zihninde belki çevresindekilerle izledikleriyle ilgili düşünüp, tartışıyor.
İşte ikisi arasındaki farktır: seçici olmak! Yani renkli, ışıltılı görüntüler, canlı, gürültülü patırtılı sesler aracılığıyla dikkatini rastgele seçen bir programın peşine takılmışsanız artık avsınız demektir. Eğer seçen kişi siz olmazsanız, nasıl düşünmeniz istenirse öyle düşünürsünüz, onu doğru sanar, onu savunursanız. Aksi halde ise en azından belli bir düzeyde kontrol sizdedir.
Peki algılarımızla oynayan bu medya canavarından, küçük farklılıklarla nasıl kurtulabiliriz? Benim ilk aklıma gelen öneriler aşağıda. Sizler de bu önerilere yenilerini önerebilir. Çeşitlendirebilirsiniz. Ama siz siz olun seçici olun.
İşte benim önerilerim:
Öncelikle dizi izlemeyi bırakın. Onun yerine belgesel, sinema özel program kanallarına yönelin.
Dizi, film seçimlerinizde de eleştirel olun, sanatçılığından, oyunculuğundan, kalitesinden rahatsız olduğunuz bir diziyi hele size kattığı bir şey yoksa salt duygularınıza hitap etiğinizi düşünüyorsanız acilen terk edin.
Eğer televizyon dizilerini izlemeyi çok istiyorsanız internet üzerinden sizin istediğiniz saatte, reklamsız izleyin. Hem böylece dizilerin gereksiz uzatılan repliklerini de geçebilirsiniz. Zaman kayıplarından kurtulabilirsiniz. Unutmayın siz ve zamanınız değerlisiniz.
Film izlemek istiyorsanız da aynı şekilde DVD’den ya da internetten izlemeyi tercih edin.
Özellikle haber saatlerinde haber diye önünüze konulan programları izlemek yerine, yine internetten birkaç farklı haber kaynağından sadece ilgi duyduğunuz konuları seçerek haberleri derinlemesine takip edin.
Televizyonlarda size sunulan programlara “ilgi duyar” hale gelmektense, “sizin ilgi duyduğunuz” konuları derinlemesine araştırın. Okuyun, öğrenin, tartışın.
İlla TV izlemek istiyorsanız rastgele kanal ya da program izleme alışkanlığınızdan kurtulun. Elinizde kumandayla zap yaparak, rastgele takıldığınız bir programın mesajlarını farkında olmadan almaktansa, sizin önceden bilinçli olarak seçtiğiniz bir filmi ya da programı planlı olarak takip edin.
Son hatırlatma: algılarınızın ayarlarıyla oynatmayın, hayatınızdaki “gürültü kirliliğinden” kurtulun. Çünkü bu gürültü ortamında zihniniz rastgele abur cuburla sağlıksız beslenecek, sağlıksız kararlara imza atacaktır.