- Kategori
- Güncel
Medyada zafer çığlıkları

Heronlar bulmuş, Kobralar vurmuş!
Oy gizli, haber kutsal, yorum hürdür.
2 Temmuz’un gazetelerinde zafer havası hâkim:
Heronlar buldu, Kobralar vurdu…
Demek “elin” insansız uçaklarıyla bulmuş, yine “elin” verdiği helikopterlerle vurmuşuz.
Bu da zafermiş.
İyi!
Ya Anadolu’daki “Elin şeyiyle gerdeğe girmek!” deyimini ne yapmalı?
* * *
Yine 2 Temmuz tarihli gazete başlıklarından:
Çatışmada 3 korucu, 2 asker şehit, 12 terörist öldürüldü…
Görüldüğü gibi “kayıp” sayıları karşılaştırılarak, bir başarı, bir galibiyet görüntüsü verilmek isteniyor.
Şunu sormak kimsenin aklına gelmiyor:
PKK kalkışmasından 26 sene sonra, sadece 1 günde 5(sonra 6 oldu) şehit verilmesinin neresi başarıdır?
Hadisenin, zafer kazanılmış gibi sunularak halkın zihninin bulandırılması yetmiyormuş gibi, haber rezil bir yalanla sürdürülüyor:
400 PKK’lı yakalandı…
Haber, çatışma haberiyle birlikte verildiği için, ilk bakışta, Türk güvenlik kuvvetleri tarafından, dağdaki 400 silahlı terörist yakalanmış gibi algılanıyor ve müthiş seviniyorsunuz.
Hâlbuki işin aslını, televizyonlar bir gün önceden duyurmuşlardı… 400 PKK’lıyı yakalayan Suriye idi… Bunlar, dağdaki silahlı teröristler değil, şehirlerdeki örgüte “yardım ve yataklık” edenlermiş. Suriye, bizdeki KCK operasyonlarında gözaltına alınanlar gibi bir operasyon yapmış, bizim bir kısım medya da bunu ilk bakışta sanki Türkiye, silahlı 400 teröristi yakalamışçasına algılanacak gibi manşete çıkarmıştı.
Yani bir hakikati çarpıtma… Hemen, biraz sonra, aslı ortaya çıkacak bir yalan haber verme, bir kandırma girişimi!
* * *
BİR BAŞKA BÜYÜK YALAN
Aynı günlerde, bir “büyük” TV kanalımız, atv, “Halkalı bombacısı”nın yakalandığını 2 gün boyunca “kesin bir dille” haber verdikten sonra, İstanbul Valisi tarafından “kesin bir dille” yalanlandı.
Yazmak, yorumlamak, gazete çıkarmak, yönetmek, basın-yayın-televizyon-radyo-internet medyası hep “aydın”ın işi… Bunların hepsi “fikir” işçiliğidir, birikim gerektirir ve ancak “aydın” vasfındaki kişiler yapabilir.
2 Temmuz tarihli başlıklara ve uzun yılları kapsayan bir perspektif içinde matbuat ve medya macerasına bakınca insanın aklına şu sualler geliyor:
Türk aydınında sorgulayan bir dimağ var mı?
Ne olup bittiğinin, kendisine ne dayatıldığının şuurunda mı?
Şuurunda olsa; “Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ne başkaldıran PKK, saldırılarını İsrail ve ABD desteği ile yapıyor… Aynı Türkiye, kendisine başkaldıran PKK’yı İsrail’in “Heron”uyla buluyor, Amerika’nın “Kobra”sıyla vuruyor… Ciddiyet bunun neresinde, mücadele bunun neresinde?” diye sorgulardı!
* * *
Aydının en büyük zaafı, hakikatlere gözlerini kapatması…
Gerçekleri örtmeye çalışması, “kara”yı “pembe”ymiş gibi göstermesi…
Kayıpları, hezimetleri küçük gösterme, başarıları(!) aşırı abartma eğiliminde olması…
Kısaca, halkı kandırması!
Merhum Cemil Meriç’e kulak verelim: “Tanzimattan bu yana Türk aydınının alın yazısı iki kelimede düğümleniyordu; ALDANMAK VE ALDATMAK! Senaryoyu başkaları hazırlamıştı. Biz sadece birer oyuncuyduk.” (1978)