- Kategori
- Siyaset
Meğer Demokrat Olmakda Suçmuş!

Kırk yaşını bir devirmiş olan bana hayat, düzen içi tepişmelerde taraf olmamayı ve tepişme sürecinde kendi doğrularından ödün vermemeyi öğretti. Her zaman kendi doğrularım olmuştu benim. Pek tabiki ben deniz, bu doğrularımı savunma hadisesinde, pek bir muteber davranmışımdır. Gözlerimi kapatıp, ardışık bir şekilde, kelimeleri dizdirmeye başladığım anda, önüme gelen her şeyi bir bir yıkıp geçiyordum. Yahu, bu düzenin bizi mutlu kılacak ve yüreğimize bir damla su serpecek tek bir tanede mi olumlu yanı yoktu? Her neyse işte, bir şekilde bizde bu düzenden yaşayıp gidiyorduk ama, güvensiz bir yaşamın kıyısından, ucundan tutuvermiştik bir defa. Hani başımızda kimin olduğunu da tam olarak kestiremiyorduk. Seçilmiş bir siyasi partimi vardı başımızda? “Haşa”. Başımızda görünen oydu ama esas başımızda olanların kimler olduğuna dair oyunu kullanan vatandaş, hemen hemen mevzuuyu ve köfteyi tam olarak kavramıştı ve çakmıştı.
Sahi, başımızda kimler vardı? Anayasa Mahkemesi’mi, Yargıtay vede Danıştay denen yüksek yargı organları mıydı başımızda olanlar? Veya onlara her koşul ve şartta desteğini esirgemeyen asker miydi? Bence, biz neyin ne olduğunu anlamış durumdayız ve ne gariptirki bu ikitdarlaşma sürecinde, her iki tarafta bize o denli uzak bir noktadaki, dilim varmıyor demeye ama, bazı yıllanmış arkadaşlıklarımın kimi figürleri, bu düzenin iç tepişmelerinde, taraf olmayı marifet saymaları ve “memleket elden gitti gidiyor” yollu nağmeleri eşliğinde, şahsımı iktidar destekçisi olarak nitelemeleri bir hayli garibime gitmekte. Ben ve mevcut tepişmede tarafların bir tarafı olan AKP iktidarına desteklerimi esirgemekten kaçınmadığımı ileri süren yıllanmış şarap misali arkadaşlarım, siz ne dediğinizin farkında mısınız? Ve siz halen bu kafayla halktan geçer not mu alacağınızı sanıyorsunuz?
Ben bir demokratım ve ben bir sosyalistim.
En nihayetinde benim sevgili, çok değerli Kemalist arkadaşım ki kendisi bir zamanlar, bir hayli solda saf tutmuştu amma ve lakin bu günlerde kurucusunun general olduğu bir partide saf tutmaktan beri durmuyor ve şahsımı “dönek” olmakla suçlamaya kadar gidiyor.
Bu döneklik nasıl bir şeydir bilmiyorum ama, bildiğim bir şey varki, ben darbelere karşı her safta yer alabilen bir zihin dünyasına sahibim. Az çok darbe yaşamış bir insan olduğumdan, bu işin ucunun gelip de kimlere dokunacağını tahmin edebiliyorum. Lakin bazıları darbelerin ucunun kimlere ve nasıl ile ne şekilde dokunacağını bilmiyor olabilirler. Yaşasın tabiki, ben biliyorum ve ben bunu bilerek hiçbir zaman darbelere destek olmayacağım. O çok sevdiğim ve kişiliğine saygı duyduğum arkadaşlarım, halen beni ikitdar destekçisi olarak niteleselerde ve bana “Kemalist” olmadığım için kızsalarda, hiç ama hiç önemli değil. En nihayetinde ben bir demokrat sosyalistim.
İş gelip Kemalizm’e dayandığı anda saflar bence daha bir net oluyor. Solun sol olabilmesi için, önce mevcut düzenle bir hesabını görmesi lazım. Yani var olanlar zaten bize hitap eden türden değil. Bu var olanların hitab ettiği zümreler, bir güzel iktidar için savaşıyorlar. Biz ise bu savaşı kıyısından kenarından izlemekteyiz ve yapılan hamle ve ataklara hepi topu aferin demekteyiz. Hani darbe karşıtı ataklara canım. Darbecilerle giriştikleri mücadelede, hepi topu mevcut zümrenin, hali hazırdaki görünen yüzüne bir alkış tutmuşsak bunda kızacak ne var bu kadar? Sonuçta ben darbeci değilimki. Olmaya da hiç ama hiç niyetim yok. Yoksa sizin niyetiniz mi var darbeci olmaya? Hani artık anlayın be kardeşim, bu kurulu düzenin paranoya misali söylemleri ile saldıkları korku tünellerini. Her an şeriat ve bölünme tehlikesini bahane sayıp, ülke gidişatına çomak sokmaya ant içmiş bu iktidarın arka plan güçlerini tanıyın. Bunlardan, bu ülkeye fayda gelmez. Gelseydi, bu güne kadar zaten gelirdi. Kaç tam darbe, kaç yarım darbe yaşadık bu muhteremler sayesinde ve ne bu ülkede şeriat paranoyası bitti, nede bölünme replikleri son buldu. Yani efendim, biz ne diyecektik o zaman ve ne demekteydik? “Yaşasın Halkların Kardeşliği”. “Halkın tercihine saygı duyun”.
Sonuçta biz demokrat sosyalistler için, bundan daha yalın ne söylenebilir? Efendim memleket elden gidiyormuş ve ne yargı kalmış orta yerde, ne TSK. Hepsi un ufak ediliyormuş. Bana ne Alper! Bana ne güzel kardeşim. Ben yargıdan hiç fayda görmedimki. O yargı, bu ülkede onca masum insanı darağacına göndermedi mi? O bizim benimsediğimiz bir yargı mı? Onca masum insanı salt düşüncelerinden dolayı darağacına gönderen yargı elden gitmiş diye kusura bakmayın, hiç üzüntü duymamaktayım. Asker yıpranıyormuş! Bana ne. Yıpranmasın. Olur olmaz her şeye karışırsa ve bu ülkeyi ben yönetirim triplerine girerse yıpranır tabi. Otursun oturduğu yerde, kimse de askerle uğraşmaz. Yalansa, yalan deyin. Olmadık zamanlarda çıkıp darbe planlayacaksın, bunlar salkım saçak orta yerlere saçılacak, ondan sonra bizim çok bilen akıllı arkadaşlarımız askerin yıprandığından yakınıp, dizlerini dövecekler. Kim demiş askere darbe planı yap diye? İşini gücünü bırakıp darbe planlarsan pek tabiki yıpranırsın. Ne olmasını bekliyordunuz?
Bizki, bu düzenin var olan kurumları ile zihin dünyamızın hiçbir zaman uyuşmayacağını görmüş olanlar için, bir düşünün hele “Bu düzende yaşamak nasıl bir şeydir?” diye. Biz yaşıyoruz işte. Mutlu olmasakda, biz bu memleketi seven mutsuzlardanız.