​ Memetçik Memet / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Aralık '10

 
Kategori
Eğitim
 

Memetçik Memet

Yazarı: Mehmet Başaran

Yaşamı:

Mehmet Başaran, 1926 yılında Lüleburgaz’ın Ceylan köyünde doğdu. Kepirtepe Köy Enstitüsü’nü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü bitirdi. Türk yazınına köy gerçeğini getirenlerdendir.

Başlıca yapıtları:

Şiir: Ahlat Ağacı, Karşılama, Nisan Haritası, Kocakent, Pıtraklı Memleket, Gök Ekin.

Anı ve öykü: Çarığımı Yitirdiğim Tarla, Aç Harmanı, Zeytin Ülkesi, Sürgünler, Tonguç Yolu, Elif Diye Bir Türkü.

Memetçik Memet romanıyla, 1979 Orhan Kemal roman ödülünü aldı.

Özet:

Dünya’da yenilgiye uğrayan faşizm, Türkiye’de semirmekteydi. Bağımsızlık savaşıyla kazanılanlar, oy pazarına sürülmüştü. Her çalının ardında bir düşman, her kıpırtının ardında bir isyan gören göz, bütün kemliğiyle, Köy Enstitülerine çevrilmiş, eğitim tarihimizin en büyük kıyımı başlamış, gencecik insanlar üzerinde korkunç bir terör estirilir olmuştu.

Memet, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü bitirmiş, Antalya’nın Aksu ilçesinde öğretmenlik yapmaktadır. Askere gitmesine bir yıl kadar olmasına rağmen neden askere çağrıldığını anlayamamıştır. Altı öğretmenin de birden çağrılmış olması, Enstitü için zordur. Çünkü altı derslik boş kalacaktır. Yirmi Enstitüden şu kadar kişinin çağrılmış olması, yerlerinin de doldurulamayacağı için öğretmenleri üzmüştür. Memet Enstitüde geçen anılarını şöyle anlatmaktadır:

Çiçeği burnunda bir öğretmendim ve ilk göz ağrımdı Aksu. Yedi ay önce cebimde Hakkı Tonguç’un: “Kaleyi İçinden Yıktırmayın!” diye başlayan mektubuyla gelmiştim buraya. Bakanı, başbakanı, açıyor ağzını, yumuyordu gözlerini yukarda.

Ülkeyi korkunç tehlikelerden kurtarıyorlardı sanki.

“İfşaatlar”, “belgeler”, “beyanatlar” gırla gidiyor göz gözü görmüyordu tozdan dumandan. Yukarısı yağar eser de “aşağısı” durur mu, dindiriyordu yeni atanan milliyetçi müdürler de:

“Usta mı, öğretmen mi yetiştireceğiz burada? Nedir o öğretmene, öğrenciye bir örnek giysiler, postallar giydirmeler… Tümüne sırtlarıyla taş taşıtmalar, aynı sofrada yemek yedirmeler? İşlikler, tarım alanları… Bunların bir anlamı yok mu yani? Enstitünün adı “Kolhoza” çıkmış halk arasında. Bina yaptırılacaksa, verilsin müteahhitlere efendim. Asker kışlaları gibi ter kokuyor her yan. N’oluyoruz yani? , işletme mi, inşaat alanı mı, okul mu burası? Ya o dillere düşen kız-erkek ilişkileri…”

Bazı insanların böyle düşünmesi Enstitülerin aslında yararlı kurumlar olduğunu göstermektedir. Eleştirilen Enstitüde öğretmenlerle öğrenciler ağabey kardeş gibidir. Aynı zamanda Enstitüler köyde tarlası olanın mahsulünü de karşılamalarına yardımcı olur. Çünkü tarlaları ekip biçerler, köylü de bu mahsulden yararlanır, en azından sefalet çekmez. Köydeki insanlar çocuklarını Köy Enstitülerinde ücretsiz okutabilecektir. Bu enstitüler halkın bilinçlenmesine yardımcı olacaktır. Bu durumdan rahatsız olan bazı kişiler Köy Enstitülerinde ıslahat girişimi adı altında öğretmenleri askere almıştır.

Yıl: 1940-1948

Hükümetin Köy Enstitülerine karşı olması öğretmenlerin de bir şekilde bedel ödemelerine neden olmuştur. Gidecek olan öğretmenlerin dersliklere uğramaları ve çocukların gözlerinde sorular:

Gidiyor muyduk? Biz ki aralarından yetişmiştik, koparılıyor muyduk kendilerinden? Kime açacaklardı dertlerini bu acayip “ıslahat” döneminde? Üzerlerinde gittikçe yoğunlaşan baskılar… “Kovarım, atarım, yakarım, yıkarım“ gözdağları…

İkinci Dünya Savaşı’nın karaborsacıları, vurguncuları, toprak ağaları borularını öttürüyordu şimdi. Demokrasi (!) onlara yaramıştı. Köylere okul yaptırmayı “zulüm”, Enstitülerde gerçekleştirilen eğitim atılımını “komünistlik” sayıyorlardı. Görülmedik bir kıyım başlamıştı Milli Eğitimde. Bakalım altından ne çıkacaktı?

Memet askerdedir ve radyodan şu haberi dinlemektedir:

Sayın dinleyicilerimiz, şimdi sayın cumhurbaşkanımızın yayınladıkları mesajı size kendi seslerinden veriyoruz:

“Muhterem vatandaşlarım, cumhuriyetimiz gittikçe kuvvetlenerek gelişmektedir. Türkiye İkinci Dünya Savaşının sonunda demokrasilerin yanında yerini almıştır. Amerika ile ikili anlaşmalar yapıyoruz, Demokrasinin Fazileti... “

Memet bütün bu olup bitenlerden sonra nasıl okuduğunu ve nasıl öğretmen olduğunu anımsamaktadır:

Ailesi Memet’i çok zor koşullar altında okutmuştur. Memet Köy Enstitüsü’ne başlamadan önce annesi:

“Köylü Mektebi mi olurmuş hiç? Duy da inanma… Osmanlının oyunudur. Ağası, beyi tükrükle boğar adamı valla, barındırmazlar oğul, gel gitme! Atana dedene yeten köy, sana da yeter, ” demiştir. Daha sonra babasına kendisini okutması için yapılan ısrarları hatırlar:

“Okut bu çocuğu Süleyman, Tey su başlarına çıkar belkim bir gün, çıkar da ayırı dokunur epicimize. Tasıldara, candarmaya çiğnetmez bizi. Bi işçemiz düşse hükümata, arka dur. Sırtınla taş taşı, bok taşı, okut bu çocuğu…”

Nasıl okuyacaktı bir köy çocuğu? Okumak Kaf Dağını aşmak gibi bir şeydi köy çocuğu için.

İlköğretime yazdırırken de çok zorlanmıştı Memet’in babası. İlköğretim müdürü “Paranız varsa” diyordu. Bereket ki Köy Enstitüleri vardı, orda ücretsiz okuyabilirdi.

Düşünüyordum, bir kış günü çatıya kiremit döşerken ezdirdiğim sakat başparmağıma bakarak, düşünüyordum. Almanlar Yunanistan’a girdiklerinde, Trakya boşaltılmıştı. Biz de Hasanoğlan Köyü’ne kaldırılmıştık. Camide, ilkokulda, birazımız da düzlüğe kurulan çadırlarda barınıyorduk. Acınacak bir görünümü vardı, toprak damlı evlerin. Tarlalar verimsiz, insanlar açtı. Bozkırı, Orta Anadolu’yu tanımak, sarsmıştı beni. Sonra ekipler gelmişti öbür Enstitülerden. Yan yana, omuz omuza çalışmıştık onlarla. Yüreklerimizde aynı sancılar, kafalarımızda aynı düşünceler… Köylere adayacaktık kendimizi. Bunun için okumuyor muyduk?

Bir okula girebilmek için çırpınışlarımız geliyordu aklıma… Anamın gözyaşlarına bakmadan, harman yerlerimizi Şükrü Bey’e satıp Kazım Dirlik Paşa’ya gidişimiz. Onu görebilmek için han köşelerinde bekleyişlerimiz… Kırklareli Valisine götürülecek mektubu alınca, sevinçten babamın döktüğü gözyaşları. Bütün bir yaz umutla bekledikten, hayaller kurduktan sonra, oyunla ortada bırakılışımız… Enstitüye girişimde “Simit ekmeği! Simit ekmeği!..” diye torbama atılan kardeşlerim… Eski giysilerimi bozup bozup, onlara dikmeğe çalışan anam…

Memet, Enstitüden de arkadaşı olan Elif diye birisiyle nişanlanmıştır. Elif de Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü bitirmiş ve öğretmen olmuştur. Elif, Kırklareli’ne öğretmen olarak gidecektir. Elif’in annesi Elif’ten ayrılacağı için üzülmektedir. “ Niye bizim oralardan birini bulmadın gı, gavur içine mi gidecen?” diye dert yanmaktadır. Elif trene binerken annesi:

“Aboo! Dünya ne kadar büyümüş! Aboo! Neler de varmış bilmediğimiz… Kendi mi gidiyo hinci bu tren? Aboo!” diyerek şaşkınlığını belirtmiştir.

Memet için de zorlu bir gündür. Memet Mustafa Muğlalı kışlasına gönderilir. Trende giderken şöyle bir şiir okur:

Felaket, sefalet ve Memet

Tren düdükleri duyulur Mehmetçiğin üstünden

Medeet, medeeeet!...

Uzun raylar gider memleket memleket

Yok bu raylarda merhamet

Memetçik Memet, memetçik Memet, memetçik Memet…

Memet ve arkadaşları kışlada radyo dinlemektedir:

Hükümet Köy Enstitülerine Din Dersi koymuştur. Aslında hükümetin yapmak istediği ıslahat değildir. Çünkü daha sonrada Köy Enstitüleri kapatılacaktır.

Halbuki bulundukları yerde yangın çıktığında, yangına ilk müdahale edenler Memet ve arkadaşlarıdır. Bir kadın ağlamaktadır:

“Ne olur çocuğumu kurtarın!” diye. Çocuk, Memet’e kötü davranan komutanın çocuğudur. Memet dayanamaz kurtarır çocuğu. Memet’e ve arkadaşlarına kötü davranan onlara “komünist” diyen komutan şaşkındır.

Memet bu arada kendisinin yanlışlıkla askere çağrıldığını öğrenir. Çünkü ismi listede yoktur. Komutanı, belki yüksek yerlerde torpili varsa kurtulacağını söyler. Memet başkente başvurur ama bir sonuç alamaz. Memet ve arkadaşları en sonunda dayanamaz ve kışladan kaçarlar.

Şöyle bir ihbar mektubu yayınlanır Ankara’dan:

1. Sabahattin Ali, Adnan Cemgil, Behice Boran, Niyazi Berkes, Mediha Berkes gibi öğretmenlerle Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinden sol temayüllü birçok öğrenciler ve İsmet Paşa Köy Enstitüsünden öğrenci Ş. A verdikleri kitap, dergi ve basılmamış olarak Bursa hapishanesinden temin edilen Nazım Hikmet’in şiirleriyle beslenen bu faaliyet hayli muvaffak olmaktadır. Böylece birçok öğrenciler gerçek görev ve yollarından sapmaktadır.

2. Bugün yirmiden fazla köy çocuğu okunması ve basılması kanunen men edilen birçok kitap ve yazılardan başka komünist partisi manifestini de bu kaynaklardan temin ederek dolaştırmaktadır.

3. Hareketleri, düşünüşleri söz ve duygularıyla Türk rejimi aleyhtarlığı propagandasına girişen 20‘ yi aşkın genç, faaliyetlerini yalnız okul içinde bırakmayıp vazifeli olarak gönderildikleri köylerde de aynı yolda çalışmaktadırlar. Nallıhan Kaymakamlığının bu şekilde bir hadiseden haberi vardır.

4. Son günlerde gizli ellerden temin edilen komünist beyannamesi Enstitü içinde teksir edilen nüshalardan biri elde edilerek gönderilmiştir. Esasen bu çalışmaların 1942‘ de Emniyet’e akseden Eskişehir Çiftelerden gelmektedir. Türk Anayasasına, Türk İnkılabına, Cemiyetine, Kemalizmin ruhuna zehirli bir yılan olarak sokulmak istenen ve komünist temayüllerinin vicdanlarımızda husule getirdiği bir tepkisi olarak bu haberi verirken hem üzülüyor, hem de bir vatandaşlık vazifesini yerine getirdiğimiz için seviniyoruz.

Her birinde bir komünist beyannamesi olan öğrencilerin listesini veriyoruz.

Temmuz 1946

Bütün karanlıklara inat

İçinden pazarlıklı rüzgarlara inat

Yolumuz aydınlık bir nehir gibi

Büyük denizlere doğru akıyor

Ağır ağır dönen dünyamızda…

Sonuç:

Köy Enstitüleri, eğitim ile üretimi birleştiren özgün bir eğitim ve kalkınma modelidir.

 
Toplam blog
: 425
: 3089
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..