​ Meslek ve yıpranma / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Meslek ve yıpranma

İnsan bir mesleği niçin seçer? Meslek seçimi ile başlıktaki soru arasında birazdan açıklanacak bir bağlantı var. Tekrar konuya dönüyorum.

O meslek dalında üretim yapabileceğini düşündüğü için seçer. O mesleği, henüz hayatı tam olarak tanımadığı dönemlerde, kendince dünyayı olumluya ya da daha olumluya dönüştürmeye bir araç olarak gördüğü için seçer. Zaman zaman o mesleği yapan birisinden etkilenir, yaptıklarından etkilenir. Henüz “imaj”la gerçeği ayırt edemediği zamanlarda, “imaj”ın gerçekte görünenden çok, sanılan olduğunu anlamadığı zamanlarda o kişilerin sanal görüntülerinden etkilenir. Kimisi bunun için ailesiyle ters düşer, kimisi toplumun genel yargılarıyla ters düşer. Ahmaklıkla suçlanır, yüzüne karşı yumuşak, arkasından sert değerlendirmelerle yargılanır.

Daha sonra o insan evladı bin bir zorlukla o mesleğin öğretildiği mecraları bulmaya çalışır. Herkesle her şeyle boğuşur mesleğin sırlarına vâkıf olmak için. Bazen üzerine bir yılgınlık çöker. Karşılaştıklarıyla, hani o hayatı henüz tam olarak tanımadığı dönemler olarak adlandırılan zamanlardaki düşündüklerinin çelişmesinin verdiği bir yılgınlık. Sonra kendine karşı acımasız olur. Çünkü hayat ona öğretmiştir, hayatta idealist olmamak gerektiğini. Ama hiç durumundan, ruhundan ödün vermeden idealist görünmen gerektiğini. İnsanların seni sadece nasıl gördüklerine göre yargıladığını öğretir. Bu nedenle insan farkına varmadan yıpranır.

Aynaya bakar ara sıra ne kadar yıprandığını anlamak için ama göremez. Çünkü asıl yıpranma insanın görünmeyen yerlerindedir. Gözlerinin kenarından çok içi, saçlarının dökülmesinden çok beyninin içine kapanması, dudaklarının kıvrımından çok suskunluklarının artması bu yıpranmanın simgeleridir. Çoluk çocuğunun, annenin, babanın, sevgilinin, seni dünyanın en güvenilir varlığı sayan minik kedinin yüzüne, farkına varmadan, bakamamaktır asıl yıpranmak.

Onların seni dünyanın en toz kondurulmazı sanmalarına rağmen senin göstermemeyi başardığın çamurlara bulanmış olmandır asıl yıpranma. Yaptığın her kötülükten –ya da daha iyimser bir deyişle hayatın dayattığı zorunluluktan- sonra bu yaptıklarını mantığa büründürmektir asıl yıpranma. Gün içindeki bazı davranışların aklına geldiğinde, unutmak için kafanı çaresizce sallayıp, gözlerini yummaktır yıpranma.

Bu yıpranmalar üst üste biner zamanla. Mermer gibi sertleşir. Başka senler oluşturur senin içinde. Kişiliklerin oluşur. Çok kişilikli olursun farkına varmadan. Bu nedenle insanlar seni “bir kişi” olarak tarif edemezler. Herkes seni farklı tanır. Annen, baban farklı, eşin, çocukların farklı, iş arkadaşların farklı, astların farklı, üstlerin farklı tanır.

Ama asıl hesaplaşma sen öldüğünde yaşanır. Sen tabutun içindeyken, onlar da sana karşı samimi olmazlar. Belki yılların alışkanlığıyla sen de öyle davranılmasını istersin. Çünkü sen hep öyle davranmışsındır. Belki bunda garipsenecek, kınanacak bir yan bile bulamazsın. İmam sorar:

“Nasıl bilirdiniz merhumu?”

“İyi bilirdik!”

Sen de huzur içinde uyumaya devam edersin. Bir zamanlar seçmek için kendi kendini parçaladığın, herkesle didiştiğin mesleğin seni ne hale getirdiğini işine geldiği kısımdan görürsün. “İyi insandı ama…” derler, “ama”sından sonrasını duymazsın.

 
Toplam blog
: 12
: 1122
Kayıt tarihi
: 19.09.06
 
 

1976 doğumluyum. Bir kamu kuruluşunda çalışıyorum. Gazeteciyim. Aklıma, dilime gelipte kimseyle payl..