- Kategori
- Eğitim
Mesleki Teknik Eğitim-3
Son yıllarda özellikle 12 yıllık kesintisiz eğitime geçilmesi ve sınavsız geçiş sistemi ve açık öğretim sisteminin içeriğinin genişletilmesiyle ülkemizde yükseköğretim mezunu insan sayımızın arttığı bilinen bir gerçektir. Esasında bu kadar yükseköğretim mezununu istihdam edecek işyerinin olmayışı, mezunlarda hayal kırıklığına yol açtığı gibi meslek öğrenecekleri yaşta aktif tüketici olmaları nedeniyle bir zanaat erbabı olmaları da ellerinden alınmıştır. Çoğu genç bu durumda habersiz eğitime devam etmiş ve bir umut beklentisiyle okullarının müfredatlarını tamamlamış ve mezun olmuşlardır. Plansız eğitimin, plansız üniversite kurmanın gençleri yeterince yetkin ve ihtiyaca dönük olarak yetiştirdiği söylenebilseydi, şu anda mezunların iş arıyor değil, işverenlerin onları arıyor olmaları lazımdı ancak gerçek ne yazık ki milyonlarca mezunun mutsuzluğu şeklinde tezahür eden bir sonuç ortaya çıkarmıştır. Ben de ile bende arasındaki farktan habersiz camianın kendi dillerinden bihaber eğittiğini düşündüğü personel ne kadar nitelikli olabilirdi diye sormak lazım ancak bu işlerin sonunda yine de kazançlı çıkan birileri olmuştur. Şöyle ki bir il ya da ilçeye kurulan üniversite üretime kalite getiremese de tüketime bir geçici bir katkı sağladığı söylenebilir. Yirmi bin nüfuslu bir ilçeye kurulan ki bu rakam iyimser bir rakamdır ben bizzat iki bin iki yüz nüfuslu ilçede kurulan yüksekokulları gözlerimle görmüş biri olarak herhangi bir sanayi işkolunun olmadığı bir yerde, uzak bir ilçede kaliteli öğretim üyelerinin ders verdiği, o yerlerdeki eğitim altyapısının mükemmel üzeri olduğu iddiasında bulunmak abesle iştigal olacaktır, nitekim öyle de olmuştur.
Yüksekokulların birçoğunda öğrenciler eğitimini ya yarıda bırakmış ya da lise seviyesinde eğitim aldıklarını itiraf etmişlerdir.
Küçük nüfuslu ilçelerde yüksekokul açılması, ilçenin ekonomisine dışarıdan para getirdiği için en azından okulun açık olduğu zamanlarda bir hareket getirmiş, bu tür yerleşim yerlerinde genellikle öğrenci yurtları ya olmadığından ya da özel olduğundan ev kiraları, hızlı bir şekilde dönüştürülen yurtlara para girişi olmuş, bu da ilçelerde misafirlerin yemesi içmesi kalması gibi hizmetler karşılığı ödedikleri paralardan ötürü gerçek gelişme sebebi sayılamayacak suni bir gelişme havası yaratmıştır. Bu işler olurken, yerel esnaf para kazanmış, öğrenci geliş gidişler de dâhil bütçesi dâhilinde sisteme bir para takviyesi yapmıştır.
Bu süreçte ebeveynler çocuklarını maddi imkânları doğrultusunda desteklemiş, en azından bir diploma sahibi olunmasını, bir umut diyerek ellerinden geldiğince desteklemişlerdir. Unutulan eksik kalan noktaysa eğer diploma sahiplerini devlet istihdam etmezse, dışarıda belgenin, diplomanın bilginin çok gerisinde kaldığı gerçeğidir. Tüm bu eğitim sistemleri desteklenir halka umut dağıtılır ve bir bahar havası yaşanırken, devletin özelleştirme ve satışlar yoluyla üretimden tamamen değilse bile tamamen değilse de yakın bir şekilde ayrılması mezun üniversitelileri birkaç meslek dalında çalışmaya itmiştir. Asker, polis, bekçi gibi meslekler birçok üniversite mezunu için revaçta olan zorunlu seçilmesi gereken meslekler haline gelirken, göçmenler dolayısıyla özel işgücü piyasalarında ücretlerin bir türlü artmaması sonucu kalan üniversite veya yüksekokul mezunları özel güvenlik olma yoluna gitmişlerdir. Lise mezunlarında da benzer bir durum söz konusudur ve onlar da mesleklerinde kendilerini geliştirmek yerine kurye, kurye şoförlüğü yapmak ya da uzun zaman sabredip bir meslek sahibi olma arasında seçim yapmış, büyük şehirlerde, endüstrisi gelişen yerlerde iş bulabilenler mevzu taşra olunca, aldıkları eğitimler göz önüne alındığında potansiyel işsiz durumuna düşmüşlerdir. Gelinen noktada ara eleman ihtiyacı olmasına rağmen, kayıtlı kayıtsız göçmenlerin niteliksiz ya da yarı nitelikli işleri daha ücret alarak doldurmalarından ötürü özel sektörde çalışan ücretlerin artmaması, öte yandan fırlayan tüketim ihtiyaçları sorunun katlanarak büyümesine neden olabileceğini göz önünde bulundurulmaması halinde hem teknik ve mesleki eğitime yönelmede isteksiz olan yoğun bir kitle oluşmasına neden olmuş hem de belgenin sorunu çözeceğine dair yanlış kanıya kapılan insanımızı bir açmazın içine atıvermiştir.
Aileden geliri iyi olan ve tanıdıkları ile bir yerlere gelenler için belki sorun olmayabilir ancak tanıdığı olmayan kimseler için bu durumun ciddi sorun yaratacağı aşikârdır.
Bu açmaz nasıl çözülecek ya da çözülmelidir.?
Sadece eşeklerle yük taşınabilen bir yerde semercilerin çok iş yapması doğaldır. Aynı yerde traktör tamircisi iş bulamaz. Bu traktör tamircisinin semerciden daha az nitelikli olduğunu göstermemekle birlikte, her kilidin başka bir anahtarla açılması gerçeğini de önümüze serer.
“Gücünü tanı, ihtiyaçlarını bil, önceliklerini belirle” derken yerelden, genele, küçükten büyüğe her ihtiyaç kendisini doğuran sebepler ortadan kalkmadıkça anlamlıdır ve o ihtiyaç giderilmelidir. Giriş paragrafındaki semercilik zanaatı bu bölge için çağında anlamlıdır. Yalnız yollar araçların kolaylıkla gidip geleceği bir şekle getirildiğinde, eğer o bölgede yaşayanların mobil araçları edinme güçleri de varsa semercilik mesleği o yerleşim yeri için gereksiz hale gelir. Ya semerciler motor tamircisi olacaklar ya da semercilik mesleğine ihtiyaç duyulan bölgelere gideceklerdir. Aksi halde kendilerince bir zanaatları olmalarına rağmen toplumda gereksiz adamlar olarak kalacaklar, yeterlilikleri ile istihdam olanağı bulunmadığından değerleri de her geçen gün daha da düşecektir. Benzer durum bir bölgede yaşayan ve yaşamakta ısrar eden insanların ihtiyaçtan fazla olarak bir işkolunda yetiştirilmeleri halinde de olacak olan durum da aşağı yukarı budur. Sit alanı olarak çivi çakmanın dahi yasaklandığı tarihi şehir tasavvur ediniz. Aynı şehirde bir üniversite ve söz konusu üniversitede de inşaat mühendisliği dalı ile eğitim verildiğini düşünün. Bölgede inşaat yapılamayacağı gibi teorik eğitim ne kadar yüksek düzeyde olursa olsun, pratik eğitimden yoksun olan mezun gelişimin bir dereceye kadar devam ettirebilir, mezun olması halinde mezun olduktan sonra başka bölgelere gitmemekte inat eden bir mezunun aldığı eğitimin anlamı kalmayacaktır.
Eğitim son derece pahalı bir yatırımdır. Bu yatırımda devlet üzerine düşen görevi yaparken aile de kendi üzerine düşeni yapmakta, ortaya bir mezun ortaya çıkarılmaktadır. Bu kadar yüksek bedeli toplum en nihayetinde ebeveyn ödemiştir ancak sonuçta böyle bir çalışma ya da yatırım ölü yatırım niteliği taşımaktadır.