​ Metabolizma ve İnsan / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '14

 
Kategori
Deneme
 

Metabolizma ve İnsan

Metabolizma ve İnsan
 

Bir canlının hücresinde toplamda iki grup reaksiyon olur; yıkım reaksiyonları dediğimiz katabolizma ve yapım yani biyo sentez dediğimiz anabolizma.

İkisinin toplamı ise metabolizmadır ve bir hücrede daima yapım ve yıkım reaksiyonları arasında bir denge vardır.

Metabolizmanın bir diğer özelliği hiçbir zaman, yıkımın yapımın tersi olmaması ve aynı organelde gerçekleşmemesidir.

Bu da aynı anda, bir bileşiğin yapımını ve yıkımını mümkün kılar.

Metabolizmada ki, çok önemli bir diğer özellik ise kompartmantasyondur, yani ara bölümlere ayırma. Her reaksiyonun, herkesin ve her şeyin yeri bellidir.

Bir organelden diğerine geçiş mümkündür ama istisnai koşullara bağlıdır daima.

Hayat da, bir hücre gibi aslında, yapım ve yıkım daima bir arada ve dengede gerçekleşir genelde.

Dışardan bir etki olmadıkça doğum ve ölümlerin dengede olması gibi mesela.

Yapım ve yıkımın aynı anda ve farklı yollarla gerçekleşmesi de hayat gibi, aynı gün sizi çok sevindiren bir haber de alırsınız, çok acı bir kayıpta yaşarsınız.

Ne tamamen kötüdür her şey ne tamamen iyi, doğruysa gidişat yoksa dışardan alakasız bir müdahale, iyi kötü devam edersiniz yaşama.

 Hücredeki kompartmantasyon olayı hayatta da birebir geçerlidir aslında, herkesin ait olduğu yer, oynaması gereken rol tanımlıdır.

Binlerce sebep bulabiliriz belki, oynadığımız rolün bizi mutlu edip etmediği ya da hak ettiğimiz rol olup olmadığı veya yeteneklerimizle örtüşüp örtüşmediği konusunda ama bu sonucu değiştirmez.

Bir şekilde bir yerde lokalize olmuşsunuzdur ve sizin oradaki varlığınız tüm sistemi ilgilendiren bir durumdur artık.

Bir gün oradan illa çıkacağımız da mutlak doğrudur, canlıdaki tüm biyo moleküllerin bir yarılanma süresinin olduğu o sürenin sonunda yenisi ile yerini değiştirmek zorunda olduğu da, ama o zamana kadar sistem yedeğimizi üretecektir, ani çıkış içinse hazırlıklı değildir.

Hücrede herkes kendi fonksiyonunu yerine getirir, çoğunlukla kimse kimse ile temas etmez ve yüzlerce reaksiyon devam eder gider.

Hayatta da öyledir ya, bir binada bile kapıdaki güvenlikten yöneticiye, temizlik görevlisinden en üst amire görünüşte herkes birlikte çalışır ve her sabah birbirlerine gülümserler selamlaşırlar.

Gerçekte hepsi de çok farklı yaşam formlarına sahiptirler ve asla gülümseme mesafesi değildir aradaki uzaklıklar.

Bazen bir şeyler olur, normalden farklı bir durumdur bu, travma diye adlandırabileceğimiz türden ve asla temas etmeyecek yaşamlar dokunuverir birbirine ve olanlar olur.

Bunlar beklenmedik durumlardır ve genellikle olumlu sonuç vermesi beklenmez.

Bazen de o travma sonuncundaki ilgisiz etkileşmeler hayatınızın akışını değiştirir tümden.

Hacimli işler, büyük sorumluluklar ve normalden fazla sayılabilecek zekâ düzeyleri aslında sanıldığının tersine mutluluk unsuru değildir genellikle.

Bu insanlar, daha kaotik bir yaşam biçimine sahiptirler ve yaptıkları yanlışlar daha çok kişinin hayatını etkiler.

Sürekli doğru yaşamaya, doğru kararlar almaya çalışan bu insanların birde her şeyin arka planını daha kolay görüyor olması onları bir çeşit çıkmaza iter.

Belki bu yüzden intihar olayları, ya da bazı ruhsal sorunlar bu grupta daha fazla görülür.

Hayat ne kadar, şeffaf bölmelerle ayırsa da insanları illa istenmeyen etkileşmeler olagelir.

 Hem çok tepki çeker bu etkileşmeler hem de ne hikmetse en çok bu yasak etkileşmeler üzerinden efsaneler üretilir. En çok bu noktada cesur olabilenler ve temsil ettiği değerlerden feragat edebilenler yüceltilirler.

Kraliyet tahtının adayı iken, sarayın asla tasvip etmeyeceği bir kadına duyduğu aşk için, her şeyden vazgeçen hatta ülkesinde yaşamasına bile müsaade edilmeyen kişiler geçtiğimiz yüzyılda bile mevcuttur.

Bu yasak etkileşmeler en çok aşk söz konusu olduğunda ilgi çeker.

Sonuç da aşk bir duygu işidir. Bir temizlik görevlisi bir sabah gidip müdür koltuğuna oturarak bu geçişi yapamaz ama aralarında bir duygusal çekim olursa evet o zaman bir şeylerin değişme ihtimali çok az da olsa mümkün olabilir.

Bu uç bir örnektir fakat sonuç da, toplum bu tip geçişleri asla onaylamaz.

Burada her ne kadar değer yargılarından dem vurulsa da, temel sorun çoğunlukla cesaret ya da aşkın büyüklüğü ilgili bir çeşit kıskançlık olabilir.

Ya da o kişiler üzerindeki kendi beklentilerinin yıkılması kızdırır onları.

Engel olmak için bir sürü kural üretilir adı konmadık, ama engel olunamaz asla.

Hiç umulmadık bir anda, farkında bile olmadan iki farklı hayat ve yürek değer birbirine ve istemsiz reaksiyonlar serisi oluşur.

Metabolizma kaos sinyalleri vermeye başlar hemen, bu yeni durum tanımlı değildir onda ve bu etkiden kurtuluncaya kadar tüm vücut tek yürek savaşır durur.

Evet, o iki yürek ayrılmadan kimse rahat etmez, herkes bunu bir ölüm kalım savaşına çevirir, örnek teşkil etsin istenmez.

Akla şu gelebilir tüm bu açıklamalardan sonra; hiç mi olmuyor bu yasak geçişler hiç mi yaşanmıyor bu kompartmanların gölgesinde ve derinliğinde.

Metabolizmada temel bir kural daha vardır. Genelde herkes temelde belli kuralara uysa da, her insan genetik olarak tek numunedir ve illa kendine özel farklı özellikler ve özel durumlar taşır. Parmak izimiz gibi.

Ve her insan mutlaka önemli ya da önemsiz, gizler taşır, bilinir ya da bilinmez.

Yaşanır ya da yaşanamaz, ama halk arasında denir ya hani, her gönülde bir aslan yatar mutlaka.

Bu da kaçınılmaz bir sonuçtur gerçekte, doğaya egemen güç entropidir çünkü.

Yani düzeni bozmaya eğilimlidir entropinin açılımı, hem metabolizma, hem de insan için geçerlidir bu durum.

Hatta ölüm entropi açısından daha avantajlı bir durum olduğu için ölürüz bie diyebiliriz geniş anlamda.

İşin ilginç yanı herkes kendince şeffaflığı bir dürüstlük göstergesi sayar ve buna vurgu yapar durur. Yine de herkesi şeffaflık adına sergiledikleri hayatları değil de, özenle sakladıkları mutlu eder.

Sanatın en çok beslendiği kaynak da budur…

Özetle;

Yasak geçişler var, yasaklara eğilim var. Bu bizim doğamızın gereği.
Yaşansa da yaşanmasa da kalbimizle gizlediklerimiz var, büyüklü küçüklü.

Sırlarımız var…

 ………………………..

 11.20.2013

 
Toplam blog
: 130
: 1375
Kayıt tarihi
: 08.04.14
 
 

Muğla Üniversitesinde Prof. Dr. olarak çalışmaktayım. Kozmetik Ürünler Uygulama ve Araştırma Merkez..