​ METRODA / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '18

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

METRODA

Bazı sözcükler vardır ki, içerdiği anlam ve kullanım çeşitliliğine bakmaksızın sizi yüreğinizden yakalar ve bilinmezliğin gizemli dünyasında tutku dolu bir yolculuğa sürükler. O sözcükle, uzay bilimcilerin Evrende küçücük bir noktacık olarak varsaydığı mavi gezegenin kim bilir hangi coğrafyasına uzanır, orada yaşam süren toplumların hayatlarına ve kültürlerine tanık olursunuz.

Yeni lezzetler tadar, aykırı iklim koşullarının farklı güzelliklerini yorumlamaya çalışırsınız. Bir yandan bilginin erdemini kavramaya uğraşırken, bilinmezleri öğrenmek için insan ömrünün yeterli uzunlukta olmadığı kanısına varırsınız.         

Çocukluğumda büyüklerimden, gençliğimde dost ve arkadaşlarımdan sıkça işittiğim, bir zamanların giz dolu sözcükleriydi bunlar; Demir Perde, SSCB, Çaykovski, Pravda Gazetesi, Kalinka, Balşoy Tiyatrosu, Kızıl Ordu, Beyaz Geceler, KGB, Lenin, Yuri Gagarin, Matruşka, Korkunç İvan, Balalayka, Deli Petro, Arbat Sokağı, MGU Binası, Rasputin, Kızıl Meydan, Dostoyevski, Katerina, Kremlin Sarayı, Tolstoy, Bizim Radyo, Orak Çekiç, Sibirya Stepleri, Bolşevikler, Puşkin, Yoldaş, Havyar, TACC Ajansı, Baykal Gölü, Votka, Nazım Hikmet, Ekim Devrimi, Stalin, Komünizm, Trans Sibirya Demir Yolu ve dahası..

90’lı yıllardı. Bir tv çalışması için Rusya’ya gittiğimde ben de herkes gibi, “görmeden asla dönmem” düşünce ve heyecanıyla Kızıl Meydan’dan başladım Moskova’yı gezmeye. Büyük yapılar, tarihî saraylar, parklar, resim galerileri, müzeler, Rusya’nın sanat, yazın ve siyaset geçmişinde iz bırakmış ünlülerin evleri, gömüt alanları ve Arbat’ta alışveriş derken sadece efsane kent Moskova’yı tanıyabilmek için bile haftaların yetmeyeceğini fark ediyor insan.

Açıklı koyulu gri bulutların Moskova’nın üzerini kalın bir örtü gibi kapladığı kıştan kalma bir gündü. Arkadaşlarımla Taganskaya’da buluşmak üzere metroya yöneldiğimde rengârenk şemsiyeleriyle istasyona koşan Moskovalıları gördüm. Hafif çiseli Moskova sabahının erken saatiydi. Her gün milyonlarca insana hizmet veren Moskova Metrosu adeta bir film seti gibiydi. Koşuşturan her yaştan insan, gelen giden trenler, yürüyen merdivenlerdeki kalabalıklar, anonslar, anonslar..

Gördüklerim daha önce Rusya deneyimi olan arkadaşlarımın anlattıklarını doğruluyordu. Moskova Metrosunun tüm istasyonlarını, paha biçilmez tablo ve heykellerin sergilendiği bir sanat müzesi olarak tanımlamak mümkün. Ancak, Moskovalılar kanıksamış olmalılar ki, ben ve birkaç turistin dışında hiç kimse durup istasyon duvarlarındaki resimlere ve heykellere bakmıyordu. Öğrenciler, yaşlılar, gençler, memurlar, işçiler, turist gurupları.. Moskova halkı metroda yaşıyordu sanki. Dolup boşalan trenlerin biri gelip diğeri gidiyordu.

Kamera ve malzeme çantamla birlikte trende güç de olsa bir yer bulabildim. “Astarojna, dveri zakrivayutsya..” (Dikkat, kapılar kapanıyor..) anonsundan sonra hareket ettik. Ayaktaki yolculardan biri tek eliyle tutunmaya çalışırken şemsiyesinin kıvrık sapını koluna asıp, cebinden çıkardığı gazeteyi okumuştu. “Ne güzel, okuyan bir insan..” diye düşünmüştüm. Yanımdaki hanım çantasından hatırı sayılır kalınlıkta bir kitap çıkardı, sanırım romandı. Karşımdaki yaşlı amca önce, buğulanmış gözlük camlarını bir bez parçasıyla özenle sildi ve sonra o da gazetesini okumaya başladı. Onun yanındaki genç bey, ayaktaki öğrenciler, kapının yanındaki iki kız çocuğu.. Herkes okuyordu, ben hariç, trende olan herkes okuyordu.

Bakışlarımın kucağımdaki kameraya saplanıp kaldığını fark ettiğimde aklım vücudumu terk edecek gibiydi. Utancımdan başımı kaldırıp çevreme bakamıyordum. Tren tekerleklerin raylarda çıkardığı sesler beynimde yankılanıyordu. İstasyonlara varış ve kalkış anonsları yolculara sanki beni anlatıyor ve okuma alışkanlığımın olmadığını fısıldıyordu. (Bunu öz eleştiri kabul edebilirsiniz)

Her metro istasyonunda yanlarında okunacak bir şey taşıyan diğer yolcular trende yerlerini alıyor ve gidecekleri istasyona kadar sürekli okuyorlardı.. O gün Taganskaya’da arkadaşlarımla buluştum ama aklım metroda okuyan yolculara takılıp kaldı. “Okuma alışkanlığı bu olmalı. Her zaman, her yerde ve her koşulda..” Bunları düşünürken asla kendime kızmadım. Okuma alışkanlığı, ailede başlayan ve tüm yaşamı kapsayan bir eğitim sürecidir. Evet, Rusya’da, Moskova Metrosu’nda ilk yurtdışı dersimi almıştım. Yaşam boyu kendimi sorgulayacağım bu ders aynı zamanda asla unutmayacağım bir anı oldu.

Dünyanın neresinde olursa olsun, okuyanlara benden selam olsun..

 

NOT: “METRODA” adlı yazım “Unutulmaz Gezi Anıları” kitabında da yayınlanmıştır.

 
Toplam blog
: 3
: 179
Kayıt tarihi
: 02.03.18
 
 

Merhaba, benimle ilgili ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki bağlantılardan edinebilirsiniz.   https://cih..