- Kategori
- İstanbul
Metropol yaşantısı dediğimiz şey

Büyükşehirlerde tıpkı bir robot gibi yaşıyoruz. Modern hayatın cansız mankenleri olarak her sabah kalabalığın arasına karışıp hızlı adımlarla işe gitmek ve yine aynı hızla eve dönmeye çalışmak tek hayat gayemiz olmuş… Dışarından bakıldığında son derece elit gözüken ama içten bir o kadar kafesi andıran iş yerlerinde olur da pencerenize bir güvercin konarsa şanslısınız demektir. Büyükşehir’in çilekeş-modern insanları olarak her gün yoğunluktan şikâyet eder, eve gelince çevremizle iki çift laf etmeden televizyon karşısındaki mesaimizi bitirip yataklarımıza dönmek artık yaşam biçimimiz olmuştur.Bu yüzden modern hayatın kıskacındaki insanların geçmişinde yaptığı ancak modern yaşantıya geçince hasret kaldığı bu ekme-biçime ihtiyacını bir şekilde karşılaması gerektiğinden, gecenin bir yarısı uyanarak bilgisayarda domates yetiştirmesini, çapa yapmasını anlayabiliyorum. Ancak bunu da büyükşehir standartları dahilinde -ne yazık ki- bir bilgisayar oyunu sayesinde yapabilmek mümkün oldu.
Gündelik iş temposunda “bir dakika şu çapayı bir yapayım” veyahut da “traktöre bir mazot alıp toplantıya yetişeceğim” gibi laflar komik ama acınası halimizi yansıtmaya başladı…En nihayetinde Metropol hayatında işler iyice karışmaya başladı... Büyük şehir yaşantısına özenenlere sesleniyorum: “Sakın ha bizleri tiyatrodan, operaya, sergilerden açılışlara bir dizi kültürel aktivitelerde bulunuyoruz zannetmeyin!” Tek aktivitemiz dizi izlemektir ki biliyorum bu da aktivitelerin en kötüsüdür… Diziler bizi esir almıştır diyerek klasik bir yorumda bulunmak istemezdim ancak ne yazık ki buna mecburum. Bu diziler sayesinde gündemden bihaber olarak etrafta dolaşıyoruz. Birileri hapishaneye girer, bir başkası suçlanır, birileri kötüdür diğerleri haklıdır… Peki, kim kötü kim haklıdır?Son zamanlarda ise Metropol insanı için özel olarak tasarlanmış bir avuntu aracının daha müjdesini vermek isterim. Bu avuntunun adı kendisini bir oyun makinasından daha fazla gören Wii…
Çevremdeki insanlar sabaha kadar Wii oynayıp yorgun düştükleri hakkında oldukça konuşuyorlar. Wii ile ne yapıyorsunuz? Diye sorduğumda; “ tenis, yoga, diğer sportif aktiviteler, bir müzik aleti çalmak ve daha niceleri” diyorlar. Tüm bu sözleri duyduktan sonra insanların geçmişten bugüne yaşadıkları modern hayat evrelerini -kitaplardan okuduğum kadarıyla- kafamdan geçirmeye başladım. George Simmel’in şehir yaşantısıyla köy hayatını kıyaslayıp durduğu, şehir insanının ilişkilerinin ne kadar ikincil ve para ekonomisine bağlı olduğu savını düşünüp durdum. Şuna bir bakar mısınız? insan kazandığı parayla nasıl da özgürlüğünü kısıtlıyor! Wii seti sayesinde kendinizi eve hapsedecek bunun adına da arkadaşlarınızla veya ailenizle eğlenmek, sosyalleşmek diyeceksiniz… Bu gerçekten de şehir hayatının tutsağı olan insanların içler acısı halini anlatıyor!
Arkadaşlıklarımız, çevremizle olan sosyalleşmemiz ama her şey paranın etrafında dönüyor…Metropol yaşantısı dediğimiz şey bu; Yarım yamalak ilişkilerle, teknoloji ve makinalara hapsolarak, bizi tüm bunlardan kurtaracağına inandığımız bilgisayar oyunlarına bağlı yaşamak! İşte Modern dünyanın kölesi olan insanlar büyük şehirde böyle yaşıyorlar! Yalnızlıklarını unutmaya çalışarak…