​ Milletçe,Yeni bir Kurtuluş Savaşına ihtiyaç var / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '09

 
Kategori
Güncel
 

Milletçe,Yeni bir Kurtuluş Savaşına ihtiyaç var

Milletçe,Yeni bir Kurtuluş Savaşına ihtiyaç var
 

Türkiye'mizin 2012 yılı itibariyle geldiği ve getirildiği son durumlar hepimizce malûm. Üzerimize oynanan oyunları görüyoruz, hissediyoruz, belirsizlikleri de tahminlerimizin ve tahammüllerimizin  ötesinde.

Bu tabloda nedendir hep başkalarını suçlama yoluna gideriz. Öyle yada böyle. Aleyhimizde ne dolaplar dönmüştür, dönmeye devam etmektedir. Diyebiliyor muyuz "Dün, dünde kaldı, biz bugüne ve yarınlara bakalım. Hiçbir şey için geç kalınmamıştır."

Böyle diyebiliyorsak eğer, (herkesin evet diye onayladığını düşünüyorum.) o zaman birey olarak bizlerin, bir yerlerden başlamamız lâzım. Birkaç adımlık bu sosyal harekatın ilk aşamasında:

-"ZİHNİYET DEVRİMİNE" ihtiyacımız var. İzah etmeye çalışayım: Kafa yapımızı değiştireceğiz, yani düşünce olarak.

En kestirme yol, beyin yapısı olarak, 1923 yılı Türkiyesine, öncelikle de ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNE dönebilmek. Atatürk milliyetçiliği, din ve ırk ayrımından uzak, ortak yurttaşlık temeline dayanıyor.

Atatürk zamanında sağ veya sol doktrinler oluşmuş muydu? hayır. O zaman bizler, hepimiz sağ- sol kavramını iptal edeceğiz. Bu kavram toplumumuzu bölmenin ötesinde bir yarar sağlamamıştır. MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİK RUHUMUZU ZEDELEMEKTEDİR.

-Sağ ve sol neden oluşturulmuştur? Böl, parçala, küçült teorisini uygulamak için komplo teorisyenleri var ABD. de. Böl, parçala ki yutmak kolay olsun. Türkiye'nin yeraltı (bor madenleri) ve yerüstü kaynakları dışarıdaki obezlerin ağzını sulandırıyor. Oyunlara gelmeyelim, tahriklere kapılmayalım.

Alevi-sünni çatışması yaşattılar, Kahramanmaraş olayları halâ acı bir şekilde hatıralarımızda. İslamiyetin doğuşunda, Hz. Muhammet zamanında var mıydı alevi- sünni. Ama o kötü odaklar oluşturdular, hatta tarikatlar oluştu, Tarikatlarla da islamiyet bölünmek isteniyor. İslamiyet de bir bütündür, tek bir ALLAH, tek bir HAZRETİ MUHAMMET. ötesi? Farklı zihniyetlerin farklı amaçlarıyla oluşmuş.

Etnik konuda da, işbaşındalar. Kürdü, Türkü çerkesi, lazı...Hep birlikte T.C. kimliği ile bu coğrafyada yaşıyoruz. Her türlü imkânlardan eşit şekilde faydalanıyoruz. Ticarette, siyasette, bilim adamına kadar her sahada her etnik kökenden kişiye rastlamak mümkün.

Cumhurbaşkanlığı makamına kadar yükselen rahmetli Özal bile "ben Kürdüm " demişti. Karşılıklı kız alıp veriyoruz, batıda asimile olmuş durumdalar. Hal böyleyken, biz, siz, onlar diye bir ayırım yapılmazken, bazı kışkırtmacıların oyunlarıyla, yıllardır süregelen "terör" belâsı nedendir? Bu da böl, parçala küçült, ki yutmak kolay olsun.

Fransa'dan defalarca ülkemize gelip, hiçbir yere uğramadan Güneydoğuya giden Madam miterand hangi görevlerle geliyordu? Aynı görevi verenler tarafından finanse edilmeseydi terör, 30 yılı aşkın süre yaşayabilir miydi?  Asla! Sarkozy'nin tutumunu biliyoruz. Şimdi koltuğunu kaybetti ama yeni gelen de eskisinden farklı değil                                                                                                                                                                                                                                  

Türkiye'de yaşayan bizler, gerçekten genetik olarak akıllı bir kavimiz. Ne zaman, nerde, ne yapacağımızı iyi biliriz. Kişisel gelişim yayınlarından öğrendiğim ilk şey "sorun nerde ise, çözüm oradadır" oldu. Bu cümleden olarak da, sorun bizim ülkemizde olduğuna göre, çözüm de bizdedir.

Kolay inanıyor, kolayca kanıyoruz. Bu yanlış. Muhakeme edelim, doğruyu yanlışı kolay analiz edebiliriz. Bunun için de bilgilerimizi artırmamız gerek, bu da eğitimle olur diyoruz ama en güzel eğitim ailede başlar, okulda devam eder. Ailede başlayan eğitim annelerle oluyor. Bugün, dünya teknolojisinde söz sahibi Japonlar, kalkınma hamlelerine, önce kadınlarını eğiterek başlamışlardır.

Gerekli ve yeterli eğitimle donanan kişilere herhangi bir oyun oynansa bile başarı olur mu? Bence hayır.

1923 Türkiye ruhu diyoruz. O tarihlerdeki ruh "TEK MİLLET, TEK DEVLET" idi. Herşey devlet içindi. Bekamız ve onurumuz herşeyin üstünde tutuluyordu. Çalışkanlıklar, fedakarlıklar vardı. Şahsi çıkarlar, egoizm yoktu. Milletimiz savaşlardan çıkmış, genel bir tasarruf içindeydi. Böyle nazik zamanlardaki olumlu davranışlar kutsal hareketler olarak kayıtlara geçiyor. İkinci Dünya savaşından harabe halinde çıkan Almanya, ayakta kalabilme ve ilerleme devrelerinin başlangıcında, ürettiklerini dışarıya satıp, kendileri şeker ve un çuvallarından diktikleri kıyafetleri giymişlerdi bir zaman için. Ufukta güzel bir gelecek beklentisi varsa neden olmasın? (yanlış anlaşılmasın un çuvalından kıyafeti tavsiye etmiyoruz, sadece meselâ dedik.)

Bireyler olarak neden yetinemiyoruz da fazlasını istiyoruz? Elimizdeki imkânlarımızın dışında, hakkımız olmayan, bize ait olmayan "şey" lere neden uzanırız? Kamuda görevli memur veya şef, trilyonlar değerindeki servete nasıl sahip olur? Görevini kötüye kullanırsa tabiiki olur. Doktor, hasta, eczacı üçgenindeki yolsuzlukları sık duyar olduk. Yapılanlar sadece TC genel bütçesine değil, 74 milyon vatandaştan çalınmaktadır. İnançları varsa, vebali çok ağırdır. Yetinmesini bilmek lazım. Yetinmek istemiyorsa kişi, sağlığı ve şartları müsaitse, ek gelir için çalışmak gereklidir. Ama şimdilerde nedendir, iş beğenmiyoruz, çalışmak istemiyoruz. Üretmeden  yaşamak hoşumuza gidiyor ve bu durumu "bir beceri" olarak  yazabiliyoruz!!! Hazine arazilerine meskenler yapıyoruz, hakkımız olmayan şeylere, daha örnekler çok. ama bunlar yanlış. Onun için zihniyet devrimi diyoruz                                                               

Özet olarak  kendi alın terimizi, kendi helal kazancımızı yiyeceğiz. Ona buna ait olan şeyleri tüketerek değil...

Otorite boşluğunu gözlemliyoruz. Her birey için, korkacağı bir yer, bir kişi olmalı. Çocuk babadan biraz korkmalı, hanım eşinden biraz çekinmeli. Erişkin fertler idari üst makamlardan. Böylelikle biraz mesafe, saygı- sevgi ve nizamın yanında, herkes kendine çeki düzen vermiş olacaktır.

Bireysel tasarruf ve harcama tarzımız da çok önemli. En azından bir müddet için, kendi yağımızla kavrulalım. Yerli ürünleri tüketelim ki, paramız sınırların dışına gitmesin. Bir de daha müreffeh günlerin beklentisi içinde gereksiz harcamalardan uzak durmalıyız.

Hep aklımızda tutalım; Tarihin intikamını almak istiyorlar bizden. Vaktiyle, topla, tüfekle yenememişler Osmanlıyı, bugün torunlarını nifaklarla, hizipler çatıştırmak istiyorlar. Şu anda bile, bir savaşın içindeyiz. Bu savaş, silahlarla değil, ekonomik sömürü tarzında gerçekleşiyor. Raflara bakınız, hep yabancı ürünler. Biz tüketmezsek, o ürünlerin devamı ithal edilmez. Yabancı ürünleri tüketerek, elimizle yabancıları  kazandırıyoruz.                                                                                                                         

Döndük 1923 ruhuna. O ruhu yaşamalıyız. Herşey bizde bitiyor yani bizim davranışlarımızda. Kurtuluşumuz da batağımız da bize bağlı...

Doğru olan düşüncelerimizle ve uygulamalarımızla birbirimizi severek ve birbirimize kenetlenerek...

Kişisel düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Saygılarımla...

Yurdagül Alkan





































































 

 
Toplam blog
: 344
: 1671
Kayıt tarihi
: 09.04.09
 
 

Özel bir finans kuruluşundan emekliyim. Hayatın her aşamasını acısıyla tatlısıyla yaşamış biri ol..