- Kategori
- Blog
Milliyet Blog Nereye Koşuyor?

Milliyet Blog nereye koşuyor çok merak ediyorum. Gerçeği söylemek gerekirse nereye koştuğunu herkes biliyor da sanki bir tek ben bilmiyormuşum gibi bir yalnızlık hissi ile doluyum.
Dolu olduğum şey sadece yalnızlık hissi de değil aslında. Bugünlerde çok karışığım. Hem de ne karışık! Karmakarışık duygularla doluyum. Bir an gelecek patlayacakmışım gibi oluveriyorum.
Neredeyse iki ayı bulacak olan hastalık sürecinin psikolojimi belirgin derecede etkilediğini fark ediyorum. Bu süreç aynı zamanda yazı ve dolayısıyla Milliyet Blog ile olan münasebetimi de etkilemiş görünüyor.
Zaten bu kadar uzun süre blog camiasından şöyle böyle uzak kalmanın bir şeyleri etkilememesi de düşünülemezdi doğrusu. Uzun süre masa başında kalmamam gerektiğini düşündüğüm için –ki zaten kalmak istesem de kalamıyorum– blogları takip edemiyor ve yeterince de blog yazamıyorum.
Bu durumda beni takip eden arkadaşların da izimi kaybetmiş olması gayet normal. Kaldı ki burada işler biraz da karşılıklı takipleşme (ne biçim tanım ama, saçmalama emareleri gösteriyorum) esasına dayanıyor. Her ne kadar karşılıksız takipleştiğimiz dost sayısı azımsanmayacak kadar olsa da bu genel giderleri karşılamaya yetmiyor.
Şimdi değineceklerim ise buraya kadar anlattıklarımdan tamamen bağımsız ya da ben öyle sanıyorum. Reytinglerden edindiğim izlenim bu yönde. Mesele nedir kardeş diyenlere kısaca özetleyeyim.
Efendim son zamanlarda blog sıklığım azalsa da sağolsun Galatasaray sayesinde futbol ve spor ile ilgili yazılar yazmaya gayret ediyorum. Her ne kadar bunları içim kan ağlayarak yazıyorsam da en azından çorbaya bir tutam tuz atmış olmanın dayanılmaz lezzetine varmaya çalıştığım kayıtlara da geçsin istiyorum :)
Lakin gördüğüm manzara içimi acıtmıyor desem yalan söylemiş olurum. Çünkü spor yazılarımın reytingleri yerlerde sürünüyor. Zaten Galatasaray’ın haline içimiz yeterince kan ağlamışken bir de bu mesele çıkınca hepten bittim.
Eskiden normal bloglar az okunurdu, spor yazıları alır başını giderdi. Şimdi normal bloglar ortalama bir seviyede seyir izlerken, spor yazılarının reytingi top toplayıcı çocuk kıvamında.
Acaba içerik ve biçim ile ilgili yahut söylem ile ilgili bir protestoya mı maruz kalıyorum; yoksa yazım ana sayfada kısa süreli mi kalıyor filan gibi çeşitli sorular geldi aklıma. Baktım ana sayfada neredeyse yarım gün kalan yazım bile 40 tık almış öylece süzülüyordu.
“O zaman sorun bende galiba” dedim. Bir dönem ciddi ağabeyler gibi yazdım. Teknik taktik falan filan giriştim. Olmadı… Ardından hakara makara kıvamına döndüm, güldürürken düşündüreyim o arada maçı da aradan çıkarayım dedim. Olmadı… Sonra mülayim yazar formuna geçtim, herkese mavi boncuk dağıttım. Olmadı… Sonra da zaten sukoyverdim :)
“Madem spor yazısı okunmuyor sen de yazma o zaman” diyenlerinizi duyar gibiyim. Ben de onlar gibi düşünüyorum zaten. Kısa vadede bu fikri uygulamaya sokarak vaziyete bakmakta fayda mülahaza ediyorum.
Ne zaman ki normal bloglarımız da o seviyelere inip sürünmeye başlar, o zaman İzmir marşıyla geldiğimiz bu sahneden Mehter marşıyla gideriz. Yoksa İzmir marşıyla mı gidiyorduk?
Sevgi, hürmet ve muhabbetle..