- Kategori
- Gündelik Yaşam
Mitingler bitti. Şimdi ne olacak !

14 Nisan’da başlayıp, 13 Mayıs’ta biten bir heyecan ve coşku fırtınası olan ve adına, tepki görse de, değişmeceli (mecazi) manada “kırmızı devrim” dediğim, sivil halk hareketi nihayete erdi. Yazılarımda kullandığım “kırmızı devrim” tanımlamasına gelen yorumlardan, eleştirilerden tam olarak ne anlatmak istediğimin anlaşılmadığını farkındayım. Küçük bir açıklama gereği olduğunu düşündüm. Ben bu sıfatı kullanırken, Ukrayna’daki “turuncu devrim” ile asla bağdaştırma eğilimi içinde olmadım. Tipik benzerlikler var gibi görünüyorsa da, tarihsel ve oluşum süreçlerine baktığınızda, çok farklılıklar, hiç benzerlikler bulacaksınız. Türkiye’deki bu mitingler çok daha farklı bir yapıya sahipti. Adının kırmızı olması ise, meydanların başka bir renk içinde olmamasından dolayıdır. Siz de istiyorsanız buna “bayrak mitingi” deyin.. Bakın bu da güzel.
Sonra Ukrayna’daki devrimin arkasında nelerin olduğunu, o devrimin hangi güçler tarafından yaptırıldığını bugün herkes biliyor. Yaklaşık 1 aydır, Türkiye’deki bu halk hareketliliğinin arkasında birilerinin, bir yerlerin olduğunu ve bu hareketliliğin dış destekli olduğunu iddia eden var mıdır bilmiyorum ama bence katıksız bir sivil hareketti. Bunu anlamak için “komplo teorisyeni” ya da “sosyolog” olmak gerekmiyor. Meydanlara indiyseniz siz de hissetmişsinizdir oradaki elektriğin hangi kaynaktan ve nasıl kaynaklandığını. Bayraklara bakın, sloganlara, afişlere, dövizlere, haykırışlara hatta söylemlere bakın. Bakın ve görün bunlar kendiliğinden nasıl çıkmış insanların ağzından. Önceki yazılarımda, İzmir mitingindeki sloganları, taşınan döviz ve afişlerdeki mesajları derleyip bir yazı şekline getirmiştim. Bu yazıları taşıyanların yüzlerine bir baksanız, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.
Şimdi, mitingler bitti. Sorulması gereken birkaç soru var kanımca.. Birincisi; bu mitingler neden yapıldı? İkincisi; bu mitingler nasıl yorumlandı? Üçüncüsü; neticesi ne oldu? Şimdi ne olacak ?
Birinci sorudan başlayalım.. 14 Nisan’da Tandoğan’da başlayan ve çok tartışılan halk yürüyüşü ve mitingine “yığma kıtalar” , “arkasında siyasi partiler ve asker var” sözleri ve söylemleri arasında milyonlar katıldı ve yüz binler Anıtkabir’e akın etti. Bu bir başlangıçtı, devam gelecekti ve ikinci adım Çağlayan’da, küçük te olsa üçüncü adım Manisa’da (ama anlamı büyüktü. Zira, burası Meclis Başkanı Arınç’ın memleketi idi), hatta Çanakkale’de ama 3. ve son adım İzmir Gündoğdu meydanındaki en büyük katılımdı. Hem Ankara’da ki, hem de Tandoğan’daki kalabalığın kaç kişi olduğu günlerce tartışıldı. Özellikle Tandoğan yürüyüşünden sonra, AKP’liler, “biz çok daha fazlasını toplarız” ya da topu topu birkaç yüz bin kişi” gibi küçümseyici tavırlarla, önemsemez gözükseler de, birçok kişi, burada sayısal anlamda ciddi bir kalabalığın olduğu düşüncesinde birleşti. İşin ilginç tarafı, “bir daha böyle kalabalık zor toplanır, bunu asker körükledi, chp destekledi” görüşleri arasında, bir o kadar Kalabalık ta Çağlayan’da, hatta belki daha fazlası 13 Mayıs’ta İzmir’de toplanmıştı. Peki, neydi derdi bu insanların? Nihayetinde toplamda beş milyonun üzerinde insan yürüdü ve meydanlarda haykırmıştı. Neden? Çünkü insanlar, devrimlerin, laikliğin ve Cumhuriyet’in yıpratıldığını ve elden gideceği düşüncesinde birleştiler. Hiçbir miting’de bir siyasi parti lehine slogan atılmadı. Ama bazı siyasi partiler aleyhine atıldı. Gidişattan hoşnut değillerdi ve Atatürk Türkiye’sinin yörüngesi değiştirilmek isteniyordu. Bunun da en büyük göstergesi Cumhurbaşkanlığı seçimleriydi. Halk, Çankaya’da Laiklik ve Atatürk karşıtı ya da bu zihniyete sahip birini istemiyordu. Bu yüzden meydanlara inmişti. Amaç buydu ve rejime, Laikliğe ve geleceğe sahip çıkılmalıydı. Halk, din temelli bir yönetime karşıydu ya, aynı zamanda "ne ABD, ne AB, ne de darbe.Tam bağımsız Türkiye" de diyebiliyordu. Öyle de yapıldı. Arkası gelen miting ve yürüyüşler İzmir’de,düşmanın denize döküldüğü kentte sonlandırıldı.
Mitingler, Batı’da çok farklı yorumlandı. Kimi, tehlike çanlarında bahsetti, kimi demokratik bir hak olduğundan, kimi hükümetin koltuğunun sallandığından, kimi askerin demokrasiye çomak soktuğundan, kimi sivil darbeden, kimi ise laiklik ve demokrasi yanlılarının, İslamcılara karşı ayaklandığından bahsediyordu. Bugüne kadar, dünyanın bir çok yerinde halk hareketliliğinin (Polonya İşçi hareketi ve Ukrayna turuncu devrimi örnekleri daha tazedir) kısmen ya da tamamen içinde olmuş olan Batı, biraz da buna anlam veremiyordu. Çünkü bu olay tamamen, Türkiye’de ve halkın inisiyatifinde olmuştu. Hep “doğu ülkesi” gözüyle baktıkları Türkiye, bir Batı normu olan “Laiklik, Demokrasi ve Cumhuriyet” için ayaklanmıştı. Ne gümbürtü, ne kavga, ne silah, ne yabancı odakların fiştiklemesi, alt yapısı ve finansmanı ile.. Türkiye bir batı icadı olan Laikliğe karşı tek yürek, tek vücut olmuştu. Üstelik askeri darbelerle dolu bir tarihi geçmişi olmasına rağmen.
Kafalar karışıktı karışık olmasına da, Türkiye’de de farklı yorumlar olmadı değil tabiî ki.. Bir kesim, bunu kendine yontmaya hatta siyasi malzeme yapmaya kalktı. Bir kesim için hala ütopikti, bir kesim hala rahatsızdı. İsterlerse daha kalabalığını toplayabilecek olanlar vardı, bir sonraki seçimlerde daha güçlü geleceklerini bile iddia ediyorlardı. Bugün hala, bu mitingleri düzenleyen, organize eden ve katılan kurum ve kuruluşlar tükaka ediliyor. Peki netice itibari ile ne oldu ? Bu da üçüncü sorunun cevabı.. Ne olduğu ortada. Çankaya’ya istenmeyen biri çıkmadı ve Türkiye acil olarak seçime gidiyor. Bir İslami basının yazarı bir yazısında şöyle diyordu “eğer Tandoğan mitingi yapılmasaydı, Erdoğan Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklayacaktı”. Bu aslında biraz da yazını özeti gibi.. Bence birileri, gereken mesajı aldılar, ders çıkartırlar mı bilemem bunu zaman gösterecek. Ama en iyi mesajı Batı almış. Bakın gazetelerde çıkan haberlere, bu yürüyüşler Batı’ya nasıl yansımış. Şimdi, her seferinde küçümsedikleri Türkiye’ye biraz daha farklı bakacaklardır diye düşünüyorum. Buna eminim.
Bu da mitinglerin amacını gerçekleştirdiğini göstermez mi sizce ?
../..
Sonra Ukrayna’daki devrimin arkasında nelerin olduğunu, o devrimin hangi güçler tarafından yaptırıldığını bugün herkes biliyor. Yaklaşık 1 aydır, Türkiye’deki bu halk hareketliliğinin arkasında birilerinin, bir yerlerin olduğunu ve bu hareketliliğin dış destekli olduğunu iddia eden var mıdır bilmiyorum ama bence katıksız bir sivil hareketti. Bunu anlamak için “komplo teorisyeni” ya da “sosyolog” olmak gerekmiyor. Meydanlara indiyseniz siz de hissetmişsinizdir oradaki elektriğin hangi kaynaktan ve nasıl kaynaklandığını. Bayraklara bakın, sloganlara, afişlere, dövizlere, haykırışlara hatta söylemlere bakın. Bakın ve görün bunlar kendiliğinden nasıl çıkmış insanların ağzından. Önceki yazılarımda, İzmir mitingindeki sloganları, taşınan döviz ve afişlerdeki mesajları derleyip bir yazı şekline getirmiştim. Bu yazıları taşıyanların yüzlerine bir baksanız, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.
Şimdi, mitingler bitti. Sorulması gereken birkaç soru var kanımca.. Birincisi; bu mitingler neden yapıldı? İkincisi; bu mitingler nasıl yorumlandı? Üçüncüsü; neticesi ne oldu? Şimdi ne olacak ?
Birinci sorudan başlayalım.. 14 Nisan’da Tandoğan’da başlayan ve çok tartışılan halk yürüyüşü ve mitingine “yığma kıtalar” , “arkasında siyasi partiler ve asker var” sözleri ve söylemleri arasında milyonlar katıldı ve yüz binler Anıtkabir’e akın etti. Bu bir başlangıçtı, devam gelecekti ve ikinci adım Çağlayan’da, küçük te olsa üçüncü adım Manisa’da (ama anlamı büyüktü. Zira, burası Meclis Başkanı Arınç’ın memleketi idi), hatta Çanakkale’de ama 3. ve son adım İzmir Gündoğdu meydanındaki en büyük katılımdı. Hem Ankara’da ki, hem de Tandoğan’daki kalabalığın kaç kişi olduğu günlerce tartışıldı. Özellikle Tandoğan yürüyüşünden sonra, AKP’liler, “biz çok daha fazlasını toplarız” ya da topu topu birkaç yüz bin kişi” gibi küçümseyici tavırlarla, önemsemez gözükseler de, birçok kişi, burada sayısal anlamda ciddi bir kalabalığın olduğu düşüncesinde birleşti. İşin ilginç tarafı, “bir daha böyle kalabalık zor toplanır, bunu asker körükledi, chp destekledi” görüşleri arasında, bir o kadar Kalabalık ta Çağlayan’da, hatta belki daha fazlası 13 Mayıs’ta İzmir’de toplanmıştı. Peki, neydi derdi bu insanların? Nihayetinde toplamda beş milyonun üzerinde insan yürüdü ve meydanlarda haykırmıştı. Neden? Çünkü insanlar, devrimlerin, laikliğin ve Cumhuriyet’in yıpratıldığını ve elden gideceği düşüncesinde birleştiler. Hiçbir miting’de bir siyasi parti lehine slogan atılmadı. Ama bazı siyasi partiler aleyhine atıldı. Gidişattan hoşnut değillerdi ve Atatürk Türkiye’sinin yörüngesi değiştirilmek isteniyordu. Bunun da en büyük göstergesi Cumhurbaşkanlığı seçimleriydi. Halk, Çankaya’da Laiklik ve Atatürk karşıtı ya da bu zihniyete sahip birini istemiyordu. Bu yüzden meydanlara inmişti. Amaç buydu ve rejime, Laikliğe ve geleceğe sahip çıkılmalıydı. Halk, din temelli bir yönetime karşıydu ya, aynı zamanda "ne ABD, ne AB, ne de darbe.Tam bağımsız Türkiye" de diyebiliyordu. Öyle de yapıldı. Arkası gelen miting ve yürüyüşler İzmir’de,düşmanın denize döküldüğü kentte sonlandırıldı.
Mitingler, Batı’da çok farklı yorumlandı. Kimi, tehlike çanlarında bahsetti, kimi demokratik bir hak olduğundan, kimi hükümetin koltuğunun sallandığından, kimi askerin demokrasiye çomak soktuğundan, kimi sivil darbeden, kimi ise laiklik ve demokrasi yanlılarının, İslamcılara karşı ayaklandığından bahsediyordu. Bugüne kadar, dünyanın bir çok yerinde halk hareketliliğinin (Polonya İşçi hareketi ve Ukrayna turuncu devrimi örnekleri daha tazedir) kısmen ya da tamamen içinde olmuş olan Batı, biraz da buna anlam veremiyordu. Çünkü bu olay tamamen, Türkiye’de ve halkın inisiyatifinde olmuştu. Hep “doğu ülkesi” gözüyle baktıkları Türkiye, bir Batı normu olan “Laiklik, Demokrasi ve Cumhuriyet” için ayaklanmıştı. Ne gümbürtü, ne kavga, ne silah, ne yabancı odakların fiştiklemesi, alt yapısı ve finansmanı ile.. Türkiye bir batı icadı olan Laikliğe karşı tek yürek, tek vücut olmuştu. Üstelik askeri darbelerle dolu bir tarihi geçmişi olmasına rağmen.
Kafalar karışıktı karışık olmasına da, Türkiye’de de farklı yorumlar olmadı değil tabiî ki.. Bir kesim, bunu kendine yontmaya hatta siyasi malzeme yapmaya kalktı. Bir kesim için hala ütopikti, bir kesim hala rahatsızdı. İsterlerse daha kalabalığını toplayabilecek olanlar vardı, bir sonraki seçimlerde daha güçlü geleceklerini bile iddia ediyorlardı. Bugün hala, bu mitingleri düzenleyen, organize eden ve katılan kurum ve kuruluşlar tükaka ediliyor. Peki netice itibari ile ne oldu ? Bu da üçüncü sorunun cevabı.. Ne olduğu ortada. Çankaya’ya istenmeyen biri çıkmadı ve Türkiye acil olarak seçime gidiyor. Bir İslami basının yazarı bir yazısında şöyle diyordu “eğer Tandoğan mitingi yapılmasaydı, Erdoğan Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklayacaktı”. Bu aslında biraz da yazını özeti gibi.. Bence birileri, gereken mesajı aldılar, ders çıkartırlar mı bilemem bunu zaman gösterecek. Ama en iyi mesajı Batı almış. Bakın gazetelerde çıkan haberlere, bu yürüyüşler Batı’ya nasıl yansımış. Şimdi, her seferinde küçümsedikleri Türkiye’ye biraz daha farklı bakacaklardır diye düşünüyorum. Buna eminim.
Bu da mitinglerin amacını gerçekleştirdiğini göstermez mi sizce ?
../..