​ Modern Eğitimin Ürettiği Kölelik! / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '18

 
Kategori
Güncel
 

Modern Eğitimin Ürettiği Kölelik!

Modern Eğitimin Ürettiği Kölelik!
 

Eğitim ülkemizde asla üzerinde tartışması eksik olmayan konuların başında geliyor. Diğer konular ise, sırasıyla işsizlik, adalet, gelir paylaşımından bahsedilirken, sorumlulukların paylaşımından ise genellikle bahsedilmiyor. Hâlbuki sağlıklı toplumlarda sorumlulukların paylaşılması daha önem arz edebilirdi.

*

Düşmanının silahlarından daha fonksiyonlu, daha işlevsel silahlarla silahlanmayan toplumları dünyanın en modern, en vahşi toplumları; bir başka deyişle en modern tolumlar en vahşi toplumlardır, tarafından sonları getirilebilir. Modern tanımlamasında bu kadar arıza varsa, modernin aslında en barbar, en acımasız, en çok zarar verebilme kabiliyetine sahip kişiler olduğu görülür.

*

Eğitim, toplumların hangi amaçlarına hizmet eder? Modern eğitimin açıklanan amaçlarının aksine gerçek amacı nedir ve aslında ne olur? Bunlar özenle sorulması gereken sorular olabilir ve gerçekte bunların asıl nedenlerini kimse bilmek istemez. Toplumda herkes, daha da kötü işleri nedense hep başkalarına layık görme gibi bir ikiyüzlülük içindedir.  Hemen herkes daima suçsuzdur ve bahanesi vardır ve diğerleri o işleri yapmak zorundadır. Mevzu Batı ile Doğu, Köylülük ve Şehirlilik, Zengin ve Fakir veya bu seçenekleri artırmak mümkündür; bunlar kişilere hem kimlik kazandırırken hem de yapacağı işleri seçmesine veya seçememesine neden olur.

*

Dünyanın tüm kesimlerinde zenginlerle fakirlerin aynı şartlarda olduğu konusunda uydurulan koskocaman bir balon var ve bu balon yerel halkları uyandıramıyor; zira yerel halklar uyanmaya başladığında daha büyük tehditler ortaya çıkıveriyor. Rusya ABD olası savaşı veya Kuzey Kore’nin ABD’yi, Güney Kore’yi ve Japonya’yı tehdit altında bırakması gibi…

*

Aynı zamanda dünyada İmparatorlukların ve krallıkların yıkılmasından sonra çok daha etkili krallıkların ortaya çıktığını kimse anlamak istemiyor. Özel teşebbüs kralları, geçmişin imparatorlarını, krallarını yok ettikleri için elbette onlardan çok daha tehlikeli olmaları gerekiyor. Aksi takdirde İmparator hanedanları hala ayakta kalırdı. İmparatorluklar yıkıldıktan sonra kurulan Aslan’ın krallığının yok olması gibi, yeni kralların birden çok ve kılık değiştirmiş ve ormanın en uyanık hayvan sınıfı tarafından iktidarın ele geçirildiği bir dünya düşünün, günümüz dünyasının ne farkı var?

*

Krallar, şahlar ve padişahlar gidince sıradan insanlar mutlu oldular zira söz hakkı onlara gelmişti. Hâlbuki krallar, şahlar veya padişahlar geçmişin yönetim figürü ve belirgindiler, nerede oldukları, kim oldukları biliniyordu. Günümüz kralları sıradan insan tarafından kim oldukları bilinmeyecek kadar karmaşık, bir yapıya dönüştüler. Kim dost, kim düşman, kim gerçek tehdit, kim fırsat, tehdit altındaki sıradan vatandaş tarafından asla bilinmiyor. Buna ben de dâhilim. Asla bir araya gelmez denilen grupları bir arada görebiliyorsunuz, İslami bir grubun mühendislerinin İsrail için yaptıkları makineyi kurmak için İsrail’de olduğunu görünce pek anlaşılmasa da aslında bir bağlantı kurulabiliyor gibi ama derhal bağlantı kopuyor.

*

“Ver Allah’ın verdiğine, sev Allah’ın sevdiğini” diyor bir emekli öğretmen. Neden öyle dediğini merak ediyorum adam bir sol partide zamanında ilçe ve il başkanı olduğunu ve işçilerin hakkını savunmaya çalıştığını ancak emekli olup da böyle bir işe girdiği için pişman olduğunu belirtiyor. Özellikle çalışanlardan çok şikâyetçi, kimisi tam işler yoğunlaştığı anda biraz ön avans aldığı kaçmış ve adamın anlattığına göre adamı yüzüstü bırakıp kaçmış, kimisi arabasını alıp kaçmış, kimisi başka şeyler yapmış. Muhtemelen adam da doğruyu sadece kendi penceresinden gördüğü için bilinçli ve bilinçsizce yapıyor olabilir. Çünkü inanılanın aksine insanların en değerli şeyleri çoğu zaman paraları ve gerçekte bu alanda taraflar arasında yalan ve hile her türlü ayak oyunu dünya kuruldu kurulalı devam ediyor.

Devletler de “Ver Allah’ın verdiğine, sev Allah’ın sevdiğini” taktiğini devam ettiriyor. Amerika’da 2007-2008 yıllarında kriz yaşandı, binlerce insan mortgace (konut kredisi) krizi dolayısıyla işsiz ve evsiz kaldı. Halk bir tarafta bu durumdayken Obama kriz esnasın finans kuruluşlarına 850 milyar dolar civarında bütçeden para aktardı. Yani “Ver Allah’ın verdiğine, sev Allah’ın sevdiğini” dedi. Ben kırk üç yaşındayım, bunu birçok kez yapan bir devlette yaşadım ve yaşamaya devam ediyorum. Misal bir bölge düşünün, burada bolca akarsular var. Bu akarsular bölgeye hayat veriyor. Devlet birine teşvik veriyor. Tüm halkın gönüllü veya genellikle gönülsüz vergilerinden toplanan paralarıyla toplanan vergileri bir kişiye aktarıyor. Kişi oraya baraj yapıp devletten aldığı parayı da genellikle zarar gösterip, çeşitli ayak oyunlarıyla, çoğu zaman buna da gerek kalmadan geri ödemeden bir anda zengin oluyor. Sonuç herkese ait araziler bir anda bir kişinin vereceği can suyuna muhtaç hale geliyor, orada bulunan halk doğal olarak göç ediyor. Göç tabiatıyla başka sorunlara neden olurken, doğaya en ufak bir bağ ve sorumluluk hissetmeyen kişi orada sadece insanları değil, o bölgedeki o bölgenin gerçek sahiplerini, insan harici diğer canlıları yok ediyor. Ülkemiz; alınan teşviklerin, kişileri hiçbir istihdam oluşturmadan devlet eliyle kişileri zengin ettiği ülkelerden biridir. Hayvancılık teşviki alıp yarım kalmış ahırlar, çiftlikler fabrikalar, son zamanlarda sanal çiftlikler ve sanal çiftliklerin de aldığı iddia edildiği teşvikler.  Diğer ülkelerin örneğin Amerika’nın yukarıdaki örnekte de kanıtıyla verildiği gibi birbirinden farkı yok. Amerika veya Almanya bu konuda hiç fark etmiyor.

İnsanın en büyük çelişkisi de burada yatıyor. Doğada her şeye hükmeden insan en sonunda bir parazit tarafından parçalanıyor ve bitkilere can, inekler bir şekilde ot oluyor. Mezarlıklardaki gür otlar insanın basit bir dönüşümünden başka bir şey değil! Yani doğadan gelip geri doğaya dönüyor. Portakalda bir zamanlar vitamin olan insan, aradan bir müddet geçtikten sonra bir ota can verir hale dönüyor!

*

Uzun upuzun bir giriş oldu farkındayım. Ancak M.Ö dahi dünyada filozoflar yetişir ve adları günümüze hatta günümüzden yüzlerce yıl sonrasına kadar gideceği aşikârken, modern eğitim sistemlerine, neredeyse anne karnında başlanan eğitim sistemlerini ardı ardına hayata geçirirken günümüz dünyasının filozof yetiştirememesinin nedeni ne ola ki?

Benim kanaatim eğitim sistemleri gerçekte hakları ileri taşımaktan çok, onların aile bağlarını koparmak, düşünmemelerini sağlamak üzere daha fazla oyalamak üzerine kurulu olmasaydı muhtemelen modern eğitim sistemleri savaşlar, hastalıklar dâhil, cehaletin sebep olduğuna inanılan her sorunu çözüp insanları rahat ettirmeliydi. Birilerinin çıkıp da modern eğitim sistemlerinin hiçbirinde eğitim görmemiş bir insan olan İbn-i Sina’nın tıptan botaniğe, felsefeden psikolojiye nasıl olup da bu kadar eser (yaklaşık 480) verdiğini ancak günümüz lise mezunlarının altı ile sekizi çarpamadığını ve insanlarımızın çoğunluğunun anaokulundan başlayıp üniversiteyi bitirene kadar nasıl olup da adını ve soyadı başta olmak üzere İngilizce adres soramaz durumda olduğunu açıklayabilmeli!

Aslında okullar birçoğu bir şeyler öğretmek üzerine kurulmuş özel kurumlar değildir. Eğer öyle olsaydı, amaç gerçekten o olsaydı on iki senede İngilizce, Matematik, Fizik, Kimya hatta trafik ve çevre kuralları öğretemeyen, bunları öğretmediği yetmiyormuş gibi bir sürü suç ve suçlu üreten sistem okullaşma arttıkça artıyor olması çok ilginç bir çelişki olsa gerek!

Konu çok dağıldı farkındayım; çok soru sorup neden demek, çok ülke görüp soru sormak gerektiğine inanıyorum ama kim bunu yapabilecek yeteneğe ve yeterliliğe sahip ki? Altını bilmem, maden şeklinde ham bir altın görsem muhtemelen bana bir anlam ifade etmez. Gerçekte ise başkalarına ifade ettiği anlam ölçüsünde veya benim için altın, anlamlı olduğu için değil, satın alabildiği şeyler için anlam bulur. Davranış kurallarından tutun, toplumun dayattığı veya dayattığı kuralların tamamı da böyle olabilir, şu kişiyle evlen, şöyle yapmalısın, şöyle inanmalısın, şöyle giyinmelisin, şöyle yaşamalısın der. Aslında bizlere bugün şöyle yapmalısının diyen iradeler, bundan beş yüz yıl önce bunların yanlış olduğunu haykırıyordu ve bundan elli yıl sonra ne yap der hiç kestiremiyorum, kestirebilenin olduğunu da zannetmiyorum…

Geçenlerde bir arkadaş şu işim var yapar mısın dedi. Önce düşünmeden evet dedim. Sonra düşündüm, o arkadaşın işi bedava yapılamayacak kadar uzun süre gerektiriyordu. Para alırsam o patron ve ben onun işçisi olacaktım, alacağım parayı düşününce o paraya arkadaşımla aramdaki eşitliğin bozulmasının bu kadarcık bir para için bozulmasına içim razı olmadı, gerçi daha önce onun ihtiyacı olan birkaç iş için ona evet demiş, yaptığım işler için para almayarak onunla aramda bulunan eşitliği bozmuştum ve arkadaşıma nazikçe vaktimin olmadığını söyledim, ona patronluk yapacağı işçiler önerdim…

Eğitim gibi güzel bir kelime eşitlerin eşitsizliklerinin ana sebebi olmaya devam ettiği sürece anlaşıldığı şekilde eğitimi pek onayladığımı söyleyemem.

 

 
Toplam blog
: 2271
: 163
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..