Mona bölüm - 14 / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

mustafa kemal büyükmıhcı

http://blog.milliyet.com.tr/mihci47

11 Haziran '15

 
Kategori
Öykü
 

Mona bölüm - 14

Mona bölüm - 14
 

Binlerce yıl ötelerdeki bir gelecek...


Eylem planları için konular netleşiyor:

Orion sinyalleri ve etkileri, kristal piramit, tapınak, üstün psişik yetenekleri olduğu tahmin edilenler.

Dünya’ya ihanet eden MERNA, bilinmeyen kişilerin eline geçiyor.  

“Bilinmezliği en büyük tehdit olarak görüyordu”

Odo güneyindeki tapınağın yakınında kurulan araştırma üssündeki çalışmalarda elde edilen önemli bulgular Mina-8’e iletilmiş ve üs yeteneklerinin artırılması kararlaştırılmıştı. Ziza, Umut’u Mina-8’e götürmeye ikna etmişti; oradaki ARCAD uzmanları eğitimine yardımcı olacaklar, uygun zamanlarda da Başkan Muur’un yanına gönderilecekti. Muur, Umut’da açığa çıkarılması ve işlenmesi gereken ve Merve’de gözlediğinden daha güçlü bir cevher olduğunu düşünüyordu.

Tapınağın bulunduğu mağaranın sonradan keşfettikleri bir bölümünde, yaklaşık 10 metre çapında metalik görünümlü ve üzeri anlam veremedikleri işaretlerle bezenmiş dev bir halka ile birlikte sanki aynı metalden yapılmış ve Umut’un gösterdiğine benzer bir disk bulmuşlardı. Bu diskin farkı üzerine oyulmuş bir el iziydi; diğerinde olduğu gibi sadece Umut’un eli ile yeşil ışıklar yayıyor ve benzeri ışınımlar geçici olarak dev halkanın işaretlerinde de dolaşıyordu. Metalinin bilmedikleri bir elementten üstün bir nano-teknoloji ile tek kristal halinde üretildiği ve içinde Dünya’daki kristal piramit gibi bilgi yığınları bulunduğu gözlenmişse de disk – halka ikilisinin neye yaradığı anlaşılamamıştı. Umut’un durumu ise ayrı bir bilmeceydi. Mina-8’e aktarılan bilgiler, Orion sinyalleri arasında zaten ne yapacağını şaşırmış vaziyette olan Mina-8 ekibini felç etmişti.

Bölgelerdeki başkanlar: Hars, Muur ve Karin, diğer işlerini bir tarafa bırakmışlar, bu tıkanıklığı aşabilmek için iki günden beri Karin’in ofisinde aralıksız tartışıyorlardı. Hars, Güney Amur’a da uzanan doğal afetin etkilerini ve MARN’dan ayrılan MERNA’nın kendi bölgesindeki artan zulmünü bile düşünmek istemiyordu; bazı geçici önlemler için yardımcılarını seferber etmiş, kendini Mina-8 araştırmalarına odaklamıştı. Bilinmezliği en büyük tehdit olarak görüyor; tüm bölgelerin sonuna kadar güçbirliği içinde olmasına vurgu yapıyordu. Üçlü toplantıyı, üstün karizması nedeniyle Hars yönlendiriyordu. Tartışmalarda; Muur serinkanlılığını korumaya çalışıyor, Karin ise sık sık umutsuzluğa kapılıyordu.

Çözümün; Orion sinyalleri ile kristal piramit bigilerinin ve Ziza’nın tapınaktan aktardıklarının daha kapsamlı ilişkilendirilmesinden geçtiğine hemfikir olmuşlar, bu yöndeki bir yol haritasını tasarlamaya koyulmuşlardı. Muur, Umut üzerinde özel bir çalışma yapmaya karar vermişti. Umut ile birlikte, Ali, Fermi, Dara ve Merve gibi çok az insanda gözlediği gizemli yeteneklerin çözüme katkısına inanıyordu. Karin, Dünya’ın antik uygarlıklarına ve kadim atalarına yakından bakmayı öneriyor; kristal piramit ve tapınak bilgileri daha fazla ilgisini çekiyordu. Hars, Orion sinyallerinin Titan, Mars ve Mona üzerindeki etkilerine yoğunlaşılmasını istiyordu:

“Bence ilk hedefimiz, karşımızdakilerin dost mu yoksa düşman mı olduklarını anlamak, ona göre de önlem almak olmalı. Bu araştırmadan öğrendiklerimiz ile uygarlığımızı nasıl geliştireceğimizi sonra düşünelim.”

Karin uyarma ihtiyacı hissetti: “Karşımızdaki uygarlığın bizden kat kat üstün olduğunu her halde farkediyoruz, değil mi?”

Muur bilgeliğini konuşturmaya başlamıştı: “Evet ama o uygarlığın şimdilik sadece teknoloji yüzünü görüyoruz. Bana göre uygarlığın kimliğini ve üstünlüğünü belirleyen bizim çok önemsediğimiz insani değerlerdir. Bu açıdan baktığımızda, onların dost mu düşman mı olduğunu ancak bu yanları ile anlayabiliriz.”

Bu sözler Hars’ı germeye yetti: “Tam “Aydınlık önderleri” gibi konuştun Muur; benim de ilgimi çekmiyor değil hani... Değerlerini nasıl öğreneceğiz?”

Karin ise kafasındaki çareyi paylaşmak istedi: “Bence elimizin altındakilere öncelik verelim: Kadim atalarımızın bıraktığı kristal piramit ve tapınak bilgileri onların da üstünlüklerini gösteriyor. Bu bilgilere daha yakından eğilirsek, atalarımızın değerlerini Orion’dakilerin değerlerinden daha önce öğrenebiliriz. Belki de bizimkiler daha üstündü, neden olmasın...”

Muur gecikmeden onayladı:” Mantıklı görünüyor, Karin’e katılıyorum.”

Sonunda, üç eylemi aynı anda başlatmaya ve ikinci adımı da bunların sonuçlarına dayandırmaya karar verdiler. Hars’ın sorumluluğuna verilen birinci eylemde; Titan kristallerindeki değişim, Mars’dan yayılan sinyaller ve Mona’nın konumundaki değişiklik araştırılacaktı. İkinci eylemde; Umut, Ali, Fermi, Dara ve Merve Muur’un denekleri olacaktı. Üçüncü eylemde ise Karin; kristal piramit ve tapınak bilgilerine yoğunlaşacaktı. Birinci ve üçüncü eylemlerin Mina-8 imknları ile yürütülmesi ve oradaki eksiklerin el birliği ile giderilmesi benimsenmişti. İkinci günün gecesinde geldikleri bu noktadan hepsi memnun görünüyordu. Hars toplantıyı kapatmak üzereyken, kararları kaydettikleri ekranda Ali’nin adaşı belirdi ve sözlerini tamamlayınca kayboldu: “Yolunuz açık olsun! Dostlarınız, işlerinizi kolaylaştırmak için yakında yanınızda olacak. Ben gerçi henüz zamanı olmadığını düşünüyordum, kısmet böyleymiş, bunda da bir hayır vardır mutlaka.”

Bu sözler, Hars’ın gerginliğine tuz biber olmuştu: “Yahu, bu adam bizim yanımızda gibi duruyor ama bir türlü emin olamıyorum.”

Karin ise sakinliğini koruyordu: “Biliyorsunuz; Orion sinyallerinin deşifrelerinde epey faydası dokundu. Yine’de Ali ve arkadaşlarının Hars’ın Güney Amur’daki davetine ışınlanmasını neden engellediğini anlamış değilim.”

Muur’un tahmini tuhaftı: “Sanki geleceği görüyor gibi...”

Bu Karin için inandırıcı değildi: “Ben katılmıyorum Muur, geleceği görseydi kısmet böyleymiş demezdi.”

“Belki de bir şeyleri tetiklemek için devreye girdi. “Henüz zamanı değildi” sözlerinin başkaları tarafından da duyulmasını istiyordu, kim bilir.”

Hars da kafasındaki taşları yerli yerine oturtamıyordu: “Şimdiki sözlerine ne demeli? Kastettiği dostlarımız Ali ve arkadaşları mı acaba? Bildiğim kadarıyla onlar Amur’daki afetzedelere yardım ediyorlardı.”

Muur ise acil bir eylem peşindeydi: “Neyse, yakında öğreniriz kimler olduğunu... Şimdi kaydettiğimiz kararları ilgililere gönderelim de gerekli hazırlıkları başlatsınlar.”

Bu sırada Ziza’nın mesaji Hars’ı irkmişti: “Bir dakika Ziza arıyor, sesi çok heyecanlı, önemliymiş, hep birlikte dinleyelim:”

“Tapınağa bir meteor isabet etti, önceden neden göremedik anlayamadım. Araştırma üssü harap oldu... Tapınaktan garip bir ışın demeti yükseldi ama bir işe yaramadı. Kabileden 100 kişiyi kaybettik, çok yaralı var,  bizim ekipten de üç kişi kaldık. Umut ve ailesinin durumu iyi, disk ve halkayı kurtarabildik, birazdan Mina-8’e hareket ediyoruz. Buradakilerin acil yardıma ihtiyacı var.”

Zizanın bir çırpıda aktardığı bu sözlerden bir süre donup kalmışlardı. Olay, bölgesinde olduğu için Karin yardım birimlerine hemen gerekli emirleri yolladı. Bu sırada yardımcısı Hars’a, MERNA merkezinden Orion kuşağına gönderilen bir mesajı saptadıklarını bildiriyordu. Orion çalışmalarında kullanılan ENİT modulü ile deşifre edilebilen mesaj, “işlem tamam” gibisinden bir anlam taşıyordu.

Hars rahatlamış gibiydi: “Bakın gördünüz mü? Orion’dakiler dostumuz olamaz; bir de burada kendilerine yandaş bulmuşlar anlaşılan.”

Muur’un itirazı gecikmedi: “Bence böyle bir yargı şimdilik çok erken.”

Ardından Karin’in yorumu geldi: “Kadim atalarımızın bıraktıklarının bulunmasını istemiyorlar sanki.”

Bu sözler Hars’ın kafasını yine bir girdaba itiyordu: “Peki ama neden şimdi? Tapınağı daha önce görmüyorlar mıydı Muur?”

“Ya tapınağın kamuflajı vardı da Ziza’nın ekibi birşeyleri kurcalarken bozdu, ya da algılayıcıları buraya yeni ulaştı, bilemiyorum.”

“Babamın güvendiğim bir arkadaşını MERNA’nın başına getirtmiştim, bizi sattı galiba.”

Karin araya girdi: “Muur haklı olabilir Hars, ön yargıya kapılmayalım.”

Bunu Muur’un önerisi izledi: “Tapınağın hangi amaçla yapıldığına bakmamız lazım, Karin!”

“Acaba, yapımcıları şu anda başka yerlerde mi? Yoksa tarihe mi gömüldüler?”

Bu konuşmalar Hars’ı adaştan medet umma noktasına getirmişti: “Şu, Ali’nin adaşı ile bir şekilde temas kuramaz mıyız Muur?

“Bunu Ali’ye sorsak iyi olur. Demin aramıştım ama nedense ulaşılamıyor... Umut’un üzerinde hemen çalışmak istiyorum, Ziza’ya söyledim, merkeze getirecek. Ben de izninizle ayrılayım; artık kolları sıvamamız gerekli...“

Muur sözlerini sürdürürken Hars, MERNA başkanını arıyor, karşıdaki NAROB’dan sadece parazit duyuluyordu. Muur, Hars’ın yüzündeki kızgın ve endişeli ifadeyi görünce konuşmasına ara vermişti. Hars, MERNA’da başka bir tanıdığı ve sonra da yardımcısı ile temas kurdu: MERNA yönetimi yeniden el değiştirmiş, arkadaşını ve ekibini öldürmüşlerdi. Yeni başkan ve konseyinin kimler olduğu ve nereden geldikleri bilinmiyordu. Üstün güçleri ile yönetimi kolaylıkla devralmışlardı. MARN ise savunma hazırlıkları içindeydi. Yardımcısı Hars’a acilen gelmesini öneriyordu. Hars, durumu başkanlara aktardı ve o da ayrılmak için izin istedi.

Toplantı dağılmadan önce, hep birlikte MERNA karşısında bir blok oluşturmaya karar verdiler. Bu sırada, Direktör Keyn’in müjdeli çağırısı ile Mina-8’e uğramak için Hars’ın aracına yöneldiler; moralleri biraz olsun düzelmişti...

* * *

Büyük afette toz duman olan “Gölgelilerin” ağır yaralanan başkanı Org, özenle sakladığı özel ZETAN’la iyileşmiş, bilinmeyen uzaylıların işgalinden önceki MERNA’ya sığınmıştı. Bu sıradaki MERNA yönetimi, Orion kuşağı tarafındaki bir başka Dünya dışı uygarlıkla Dünya aleyhine işbirliği başlatmıştı. Bu uygarlığın çok uzaklardan gönderdiği gözlem ışınları, atmosferin üst tabakalarındaki iyonosfer etkisiyle, yeryüzündeki detay oluşumları algılayamıyordu; sadece MERNA uyduları ile haberleşebiliyorlardı. Bu yüzden Org’un sahip olduğu bilgiler, MERNA’nın bu işbirliğinde elini oldukça güçlendirebilirdi. Önce Org’dan Tapınak bölgesinin yerini ve orada neler olduğunu öğrenmek istemişlerdi. Org ise; elinde bu isteği karşılayabilecek hazır bilgi bulunmadığını, bunun yerine ARCAD’dan çaldığı iletişim teknolojisini kullanarak tüm bantları tarayabileceklerini söyleyebilmişti. MERNA uzmanları Org’un reçetesini hemen uygulamaya koymuş, Tapınak bölgesini Muur’un bölge üzerinde kurdurduğu enerji perdesine rağmen belirleyebilmişti; ancak, Tapınağın içinde ve Ziza’nın laboratuvarında sürdürülen faaliyetleri gözleyemiyorlardı.

Ziza’nın bölgeden kalkıp Mina-8’e doğru gitmekte olan Kadrasını gördüler ve Org komutasındaki iki avcı Marna ile önünü kestiler; onu kaçırıp konuşturmayı düşünmüşlerdi. Ziza, durumunu hemen Mina-8’e bildirdi ve savunma işlemlerini başlatması için Kadraya Hars’ın ısrarı ile taktırdığı sanal komutanı harekete geçirdi. Marnalar tarafından Mina-8 rotasından uzaklaştırılmaya zorlanan Kadra, kıvrak manevralarla onların yakalayıcı ışınlarından sıyrılmaya ve hafif silahları ile de yavaşlatmaya çalışıyordu. Çevre güvenliğinden sorumlu NAGEN’in üç avcı gemisi duruma müdahele ettiyse de Marnaların ağır ateşine karşı koyamamış, çekilmek zorunda kalmışlardı.

Tapınak bölgesini terkettiklerinden beri, her şeyi sanki bir anda öğrenecekmişçesine Kadra’daki bilgi bankalarına yumulan Umut, içine düştükleri bu kovalamacadan oldukça huzursuzlanmış, Ziza’yı soru yağmuruna tutmaya başlamıştı. Flamasız Marnaların kimliğini gözlem ışınları ile belirlemeye çalışan Ziza, bir taraftan da Umut’a sakinleştirici cevaplar yetiştiriyordu. Birden, önündeki ekranda Org belirdi:

“Kaçmaya çalışmanız nafile, size zarar vermek istemiyoruz, sadece bazı bilgilere ihtiyacımız var.”

Ziza, Ali’nin Mina-8’e yolladığı bilgilerden karşısındakinin Org olduğunu çıkarmıştı: “Bizimkileri tutsak ettiğiniz yetmiyor mu? Ne istiyorsunuz?”

“Tapınakta ne var? Ne yapıyorsunuz orada?”

“Size ne!”

Ziza’nın, arkadaşlarının hala ellerinde olduğunu zannetmesi Org’un işine gelmişti: “Arkadaşlarınız bize yardım ediyor; canlarını yakmamızı istemezsiniz herhalde.”

Umut kızgınlığını yenememişti. Ziza’nın sen karışma dermiş gibi bakışına rağmen söze girdi: “Bizi gafil avladığınızı düşünüyorsanız, birazdan yanıldığınızı göreceksiniz.”

“Sen de kimsin? Biraz önceki tornistan eden avcıları görmediniz galiba; sizi bir atışla tuz buz edebiliriz.”

Umut, “Haydi edin bakalım!” dedikten sonra iletişimi kapattı; Ziza’nın “Ne yapıyorsun Umut?” ikazına aldırmadan Kadra’nın bilgi bankalarına tekrar girdi, biraz önce tesadüfen öğrendiği bir bilgi işlerine yarayabilirdi, kısa sürede ayrıntılar artık beynindeydi: Bilgi bankalarındaki ARCAD teknikleri arasında, yakalayıcı ışınlardan kurtulma yolu vardı. “Kadra kontrolunu bana vermeni istiyorum Ziza! Güven bana! Başaracağız” dedi. Bir süredir Umut’un çekimine kapılmaya başlayan Ziza, onun kararlı ifadesini geri çevirmedi, dediğini bekletmeden yaptı.

Umut, üstün ısı kalkanlarına güvenip Kadra’yı son sürat Güneşe yöneltmişti. Güneşde, patlamaların en yoğun olduğu bölgeye doğru yol alıyorlardı; Marna’lar hala arkalarındaydı, yetişmeye çabalıyorlardı. Patlamaların yaydığı zenon ışınları yakalayıcı ışınların etkisini neredeyse yok etmişti. Isı kalkanları son raddesine dayanmak üzereydi. Marnalar ağır silahlarıyla Kadra’nın rotasına baraj atışı yapıyorlardı. Umut, Kadra’daki sanal komutanın bile üstesinden gelemiyeceği manevralarla bu kavurucu ışınların arasından sıyrılabiliyordu. Ama ne yazık ki, birinden kaçamamıştı; ışın, Kadra’yı hafifçe yalamışsa da dış gövdede ve ısı kalkanında önemli hasar oluşturmuştu. Güneşten uzaklaşmak zorundaydı; motorların biri tekliyordu ama yine de Güneş çekimi etkisiyle yavaşlayan Marnalardan daha hızlıydılar. Bir süre sonra Marnaların yakalayıcı ışınları yeniden güçlenmişti, yapacak bir şey kalmamış gibiydi... Umut, Ziza ile bakışırken arkadaki Marnaların bu kovalamacayı bıraktığını fark ettiler; geniş huzmeli ağır fazerlerini[1] başka bir yöne ardı ardına ateşliyorlardı. O yönde, çok daha cüsseli bir Marna duruyor; hafif plazma topları diğer Marnaları delik deşik ediyordu. Ziza, büyük bir sevinçle Umut’a sarıldı; en nihayet birileri yetişmişti. Önlerindeki ekran bir kez daha aydınlandı, karşılarındaki Hars dı:

“Hey Ziza! Hepinize geçmiş olsun. Son Gölgeliyi de tarihe gömdüm. Haydi! Artık gidelim, herkes dört gözle bizi bekliyor...”


[1] Fazer, Lazer benzeri ışın silahı.

 
Toplam blog
: 112
: 152
Kayıt tarihi
: 18.09.12
 
 

ODTÜ'lüyüm, makina yüksek mühendisiyim, vicdanı rahat bir memur emeklisiyim, iki çucuk babasıyım,..