- Kategori
- Öykü
Mona Bölüm - 16

Binlerce yıl ötelerdeki bir gelecek...
Olap’lılar ile işbirliği başlatılıyor
“Birisi sağdan sola, öbürü ise yukarıdan aşağıya doğru yazılıyormuş”
MARN’nın savunma sistemleri ARCAD ve NAGEN tarafından güçlendirilmekte, bölgelerin saklı tuttukları silahlar bile MARN’nın hizmetine verilmekteydi. Yer sistemlerinde; birlikte tasarlanan dev robotlar, NAGEN’in plazma topları, ARCAD’ın derin uzay algılayıcıları ve yeni geliştirdiği kalkanlar inşa ediliyordu. MARN uzay krüvazörlerinin sayısı iki katına çıkarılmış ve yeni teknolojiler ile donatılmıştı. MONA’nın arka yüzüne de benzeri sistemler konulmuş ve Mina-8 savunması tahkim edilmişti. Mars yörüngesine yerleştirilen uydular, kızıl gezegeni didik didik tarıyorlardı. Hars’ın başkanlığa geldikten sonra yapımını başlattığı dev uzay muhribi Volkan da ortaklaşa tamamlanmış; 100 ışık yılı uzaklıktaki küçük bir gezegeni bile yok edebilecek gravitasyon[1] silahını denemek için Güneş sisteminin dış kuşağına gönderilmişti. Muur’un tavsiyesi ile daha ziyade Güneş sistemi dışından gelebilecek tehditlere odaklanan hazırlıklar, MERNA’nın muhtemel saldırıları için de yeterli görülmüştü.
Volkan ekibi, bir taraftan dış kuşakta kendine bir hedef arıyor, aynı zamanda gravitasyon silahının son hazırlıklarını yapıyordu. 10 ışık yılı öteden neredeyse Mona büyüklüğünde bir cismin hiper-uzaydan yaklaşmakta olduğunu farkettiler. Cisim, tahminlerine göre yaklaşık bir saat sonra normal uzaya çıkacaktı. Kendilerini de etkileyebileceği düşüncesi ile silahı normal uzaydan hiper-uzaya kullanmaktan çekinmişlerdi. Cisim normal uzayda göründüğü anda tetiğe bastılar. Tasarlamış olmalarına rağmen silahın çalışmasından dehşete kapılmışlardı. Silah, mavi ışın demetlerini uzak çevreden topluyor ve kendi üzerinde odaklayarak hedefe yöneltiyordu. Bu sırada da uzay dokusunda dalgalanmalar oluyordu. Cisim kor haline gelmiş sonra aniden ekranlarından silinmişti. Ekip sevinç çığlıkları ile birbirini kutlarken karşılarında, aniden normal uzaya çıkmış disk şeklinde dev bir uzay gemisi belirmişti. Bir süre yaklaştıktan sonra duran bu gemi ile aralarında bir ışık yılı mesafe kalmıştı. Karin’in tavsiyesi ile Hars tarafından kaptanlığa getirilen ihtiyar delikanlı Cenk, Volkanın kalkanlarını açarak hemen hiper-uzaya çekilmesini seyir subayına emretti. Silahın yeniden doldurulması ve ateşlemenin hiper-uzaydan yapılması için buna ihtiyacı vardı. Hiper-uzaya geçtiklerinde gemi hala yerini ve sessizliğini koruyordu. Taramalarında herhangi bir iletişim emaresi yoktu. Uzay gemisinin, yok ettikleri cismin hemen arkasında belirmesi, Cenk tarafından düşmanca bir davranış olarak algılanmıştı; belki de, yüksek hızla üzerlerine gelen cismi onlar yollamışlardı.
İki geminin karşılıklı bekleşmesi sırasında, olayla ilgili bilgi ve görüntüler MARN merkezine iletilmiş ve çok geçmeden ilginç bir yanıt alınmıştı: Benzeri uzay gemisi, Olap’lıların animasyonunda Ali ve arkadaşlarına gösterilmiş ve gemi o zaman Dünyayı büyük bir çarpışmadan kurtarmıştı. Cenk ve ekibi, tüm iletişim çabalarına rağmen karşıdakilerin sessizliğinden sıkılmaya başladığı bir sırada şiddetli bir sarsıntı ile etrafa savruldular; ilk salvoyu yemişlerdi ve kalkanlar kısmen dayanmıştı. Onarım ekibinden durumun çok kötü olmadığını öğrenen Cenk, yeniden doldurulan silaha ateş komutunu verdi. Karşı tarafın kalkanlarından sıyrılabilen mavi ışın huzmesi bir miktar hasarın ötesinde gemiyi yok edememişti. “Bu böyle olmaz, çekilmemiz lazım” diye düşündü; başarı için, silahın hızlı doldurulabilmesi ve kalkanların daha da güçlendirilmesi gerekiyordu. Dünya’ya doğru geri dönerlerken esrarengiz uzay gemisi de ekranda kaybolmuş ve o yöne yolladıkları sondalar izine rastlayamamışlardı...
Kaptan Cenk, Mina-8’deki ofisinde Hars’a gelişmeleri anlatıyordu. Ortak eylemlerin detaylandırılması konusundaki toplantı sabah saatlerinde yapılmış, öğle yemeğinde de Muur’un babalığı kutlanmıştı. Mina-8 direktörü Keyn’in sunduğu yol haritalarına da son şekilleri verilmişti. Hars, toplantıdaki yorgunluğuna rağmen Cenk’i pür dikkat dinliyordu. Konuşma sırasında, Volkan’ın iyileştirilmesi için ilgilere gerekli direktifleri yollamış, Ali ve Ziza’yı da yanlarına çağırmıştı.
Ali’nin aklına bir çare gelmişti: “Sayın Başkan, Olap’lıların animasyonundaki geminin düşmanca bir tavrı yok gibiydi; sadece, tapınağı bir süre aydınlattıktan sonra ayrılmasını anlayamamıştık. Tapınağın yapıldığı yılı bulabilirsek animasyondaki olayın tarihini tahmin edebiliriz.”
Bunu Ziza’nın açıklaması izledi: “Oradaki incelemelerimiz, tapınağın yaklaşık 20.000 yıl önce yapıldığını gösteriyor. Tapınağın bulunduğu tepenin yerinde o zaman birbirine yakın üç piramit varmış, kalıntıları şu anda tepenin içinde duruyor.”
Hars, sinirine hâkim olmak için işi gırgıra vurdu: “Şu eskiler de piramit şekline bayılıyormuş her nedense. Haa Ziza!”
“Başka bir şey daha var efendim.”
“Daha neler çıkarıyorsun Ziza? Yetmedi mi? Amma da bereketli tepeymiş yahu!”
“Kuzey-doğu bölümünde de geçen gün başka bir uzay gemisi kalıntısı gözledik, kalın granit tabakaları delip içine girmeye çalışıyoruz.”
“Peki! Tapınağın eski sahipleri hakkında elimizde bir şey var mı?”
“Alfabeleri çok değişik, hala deşifre edemedik. Kristal piramitten bulduğumuz antik alfabelerin ikisine bir miktar benziyor.”
“Karin’e danıştın mı? Biliyorsun NAGEN o piramiti uzun süredir mercek altında tutuyor.”
“Evet! Beni yönlendirdiği ekiple konuştum. Benzeyen alfabelerden birini Odo güneyinde, diğerini de Zena doğusunda yaşayanlar kullanmışlar.”
Ali araya girdi: “İşimize yarayabilecek yorumları var mı Ziza?”
“Hayır Ali! Henüz daha tam bir çözümleme yapamamışlar. Birisi sağdan sola, öbürü ise yukarıdan aşağıya doğru yazılıyormuş. Bunları kullananların yaklaşık 5.000 yıl önce yaşadığını düşünüyorlar.”
Hars sıkılmaya başlamıştı: “Sürekli açmaza düşüyoruz canım; şu gemi kalıntısını bir an önce araştıralım hiç olmazsa Ziza!”
“Ona ulaşmaya az kaldı Sayın Başkanım. Zarar vermemek için biraz yavaş ilerliyoruz, yaklaşık iki güne daha ihtiyacımız var.”
Bunu Ali’nin önerisi takip etti: “Sayın Başkan, izin verirseniz R50 ve Reyna ile NAGEN ekibine katılabiliriz.”
“Hayır olmaz! Sizi kaç parçaya böleceğiz? Seni bir taraftan da baban Muur istiyor... Olap’lılardan aldığınız anahtarları hemen kullanmamız lazım. Ama R50’yi yollayabilirim, kristal piramite özel bir ilgisi var, öğrendiklerini ballandırarak herkese satıyor.”
Cenk, konuşmaları başka bir konuyla ilişkilendirmek istiyordu: “Sayın Başkanım, MERNA’yı ele geçirenlerin kim olduklarını öğrenebildik mi?”
“Aldığım son bilgiye göre; ince uzun boylu, beyaz giysili, insan yüzlü yaklaşık elli kişi, MERNA merkezinde birden bire ortaya çıkmış. El hareketleri ile cisimleri kontrol edebiliyorlarmış.”
Ali meraklanmıştı: “MERNA’lılara ne olmuş?”
“Gelenler, MERNA üst yönetimini ışın silahları ile buharlaştırmışlar; MERNA savunması etkisiz kalmış. Diğerlerine de, Dünya ile işbirliği yapmak, bunun için de MERNA’yı üs olarak kullanmak istediklerini söylemişler.”
“Olap’lılar olabilir; “yeniden görüşeceğiz” demişlerdi, giysileri de boyları da tutuyor.”
“Öyle ise, neden doğrudan bizle temas kurmuyorlar?
Cenk aynı kanıdaydı: “Evet, bizi tanıdıklarına göre MERNA’yı seçmelerini anlamadım.”
Ziza da katıldı: “İyi tarafından bakınca, MERNA’yı gaddar yönetimden kurtarmışlar diyebiliyorum ama oranın üs olmasının bir sebebi olmalı.”
Hars’ın kafasında bir anı belirdi: “Bir de şu var: Hatırlarsanız, Odo güneyindeki tapınağa meteor çarptıktan sonra, MERNA’dan Orion kuşağına yollanan “işlem tamam” mesajını yakalamıştık.”
Cenk yorumlamaya çalıştı: “O zaman, gelenler Olap’lılarsa, ya bizi kandırıyorlar ya da bilemiyorum”.
Bunu Ziza’nınki izledi: “Ya da Orion kuşağına yollanan mesaj o yöndeki başka bir uygarlığa gitti; olamaz mı?”
Ali’nin kafası berraklaşmaya başlamıştı: “Neden olmasın Ziza, bu görüşün bence taşları yerine oturtuyor, tebrik ederim.”
“Sağol Ali; bizden çok üstün olanlar neden kandırma ihtiyacı duysun? Sana ve arkadaşlarına orada yaptıklarını da düşünürsek, bu yorum mantıksız geliyor.”
Cenk’in çıkışı ise tamamlayıcı görünüyordu: “Eğer öyle ise gelenler Olap’lılar ve onların da düşman komşuları var.”
Hars rahatlamıştı: “Şimdi oldu çocuklar, son taşı da Cenk oturttu.”
Ali devam etti: “Yaklaşan bir tehditten bahsetmişlerdi. Bizim kristal piramit bilgilerini de merak ediyorlardı.”
Cenk’in yorumu gecikmedi: “Şu bizim çarpıştığımız gemi… Olap’lıların düşmanlarımıydı acaba?”
Ali, Olap’lıların animasyonunda, benzeri geminin antik çağlarda Dünyayı meteor çarpmasından kurtardığını ve Dünya’daki bir yeri bir süre aydınlattığını hatırlatmak istiyordu ki, Raven’in hologramı ortaya çıktı, yine Dara’nın ölen annesi görünümündeydi. Oradakilere kendini tanıttıktan sonra uyarılarını tane tane sıraladı:
“Endişelenmeyin biz sözümüzdeyiz, yalnız süreci hızlandırmak zorunda kaldık. Oraya güvendiğim bir ekibi yolladım, MERNA’daki hazırlıklarını tamamlamak üzereler, sizle benden önce temas kurmamalarını tembih etmiştim. Anahtarları kullanmaya başladınız mı? Zamanımız daralıyor.”
Hars, kızgınlığını bastırmaya çalışarak cevapladı: “Sayın senatör! Ali ve arkadaşlarının getirdiği bilgilerle size güvenebileceğimizi düşünürken MERNA’daki hareketiniz kafamızı bulandırdı açıkçası.”
“Onlar ihaneti seçtiler; Manta’lar Dünya’nın yönetimini teklif etmişlerdi.”
Cenk araya girdi: “Kim bu Mantalar?”
“Senin çarpıştığın geminin sahipleri, bizim de yaklaşık dörtyüz yıldır amansız düşmanımız… Şunu da artık söylemeliyim: Dünyanızın antik uygarlıklarını bir süre yönetmişler.”
Ali bir anısını hatırlamıştı: “Mina-8’e giderken beyaz yeşil karışımı ışıklar saçan yuvarlak bir cisim görmüştüm; üzerinde Zena alfabesiyle “Onlara yardım ederek uygarlığınızın temelini atanlara ihanet etmeyin” yazıyordu.”
“Evet Ali! O bir Manta uyarısıydı, bizimle işbirliği yapmanızı istemiyorlar.”
Hars’ın siniri artık sözlerine yansıyordu: “Peki Sayın Senatör! Sizin sinyallerinizden sonra Mars’dan yapılan yayına ne demeli?”
“Sayın Başkan, onu biz de anlayamadık, Mars’da herhangi bir uygarlık emaresi yok.”
Bunu Ali’nin uyarısı izledi: “Gösterdiğiniz animasyona göre varmış ama terketmişler değil mi?”
“O animasyonda sonraki yıllara ait hala belirsiz bölümler var. Kristal piramit ve tapınak araştırmalarınızı bu yüzden bizimle paylaşmanızı arzu ediyoruz.”
Hars, bu arada R50’yi de ofisine çağırmıştı: “Verdiğiniz yedi anahtarı kullanmaya başladık, ne kadar ilerlediğimizi R50’den şimdi dinleyebiliriz.”
R50’nin açıklamaları ürperticiydi: “Sayın Başkanım! Altını çözmeye çalıştığımız üç işaretin anahtarlarına öncelik verdik. Birinde, yabancısı olduğumuz spiritüel[2] teknoloji ile silah yapımını ve sınırlı büyüklükteki cisimlerin uzak mesafelere anında taşınmasını; diğerinde de, bu teknolojiye adapte olabilmemiz için fiziki varlığımızı nasıl dönüştürebileceğimizi öğretiyorlar. Üçüncü anahtarın ortaya çıkardığı bilgileri ise anlayamadık doğrusu.”
“Üçüncüsü kelimelerin gücü ile alakalı, bu alana biz de yeni girdik, bilgilerimiz taze ve sınırlı ama yine de size açıyoruz.”
Ali’de sıkılmaya başlamıştı: “Neden açıyorsunuz o zaman? O anahtar neye yarıyor Sayın Senatör?”
“Onu ve diğer dört anahtarı şimdilik bırakın! Öğrendiklerinizi uygulamaya başlayın! MERNA’daki ekibimiz size yardım edecek, hızlanmamız lazım. Hadi bakalım! Sizden öncekilerin tabiri ile “hepimize kolay gelsin”.”
Raven’in kaybolan hologramını izleyen kısa bir sessizlikten sonra orada bulunanların NAROB’larında bir ses yankılandı, Ali’nin adaşıydı: “Yaşam zincirinizin son halkasında ebediyen yanmak istemiyorsanız, üçüncü anahtara kirli ellerle dokunmayın!”.
Yerinden zıplayan Hars kükremeye başladı: “Bu da ne demek oluyor? Kim bu adam?”
“Sesini hatırlamadınız herhalde Sayın Başkan, Adaşım, yine bir uyarısı var galiba.”
“O anahtarı kullanırsak nerede ve nasıl yanacağımızı anlayanınız var mı?”
Kimseden çıt çıkmıyordu... Hars küplere biniyordu; çevresindekilere bu bilmeceyi çözmeleri için sert direktifler yağdırmayı düşündüyse de yutkundu ve vazgeçti, kafasında netleşen yol haritası şu anda daha önemliydi, tüm imkanların Mina-8’de seferber edilmesi için diğer Başkanları aradı ve onaylarını aldı. MARN, ARCAD ve NAGEN işbirliği ile zaten başlatılmış olan savunma hazırlıkları artık Olap teknolojileri ile ilerletilecekti. Mina-8 direktörü Keyn de, uygulamalarda yardımcı olmaları için MERNA’daki Olap ekibi ile temas kurmuş; ayrıca, kristal piramit ve tapınak bilgilerini paylaşmaya razı olduklarını bildirmişti. Şimdi artık belki de ilk defa, Dünya dışı bir uygarlıkla yine Dünya dışı uygarlıklara karşı, neler getireceği herkesi kaygılandıran bir mücadele sürdürülecekti…
[1] Gravitasyon, doğadaki dört temel kuvvetten biri ve en zayıfı olan kütleler arasındaki çekim kuvvetinin duruma göre alan duruma göre de parçacık etkisi.
[2] Spiritüel, ruhani, ruha ait.