​ Mükemmel çocuk yetiştirmenin kuralları / Sağlıklı Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mart '08

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
 

Mükemmel çocuk yetiştirmenin kuralları

Mükemmel çocuk yetiştirmenin kuralları
 

Batı medeniyetinin zavallı pedagog ve psikologları dipsiz kuyuya ipsiz inerek sürekli değişen fikirlerle ana-babalara yeni yeni reçeteler sunarlar. Hepsini de “Doğrusu budur, böyle davranın, çocuğunuz mükemmel yetişsin” diye fikirlerini pazarlarlar. Batı eğitimcileri “Çocuğu serbest bırakın, her istediğini yapsın, hevesi kalmasın, hiç azarlamayın, sadece sevgi verin” diye diye günümüzün serseri ruhlu, sabırsız, sorumsuz ve ahlaksız neslini yetiştirdiler. Şimdilerde ise daha farklı sesler yükseliyor o bizim bildigimiz vahşi batıdan: “Çocuğa beklentilerinizi ve görevlerini söyleyin, hata yaparsa ceza verin, hatta hafifçe dövebilirsiniz bile.” Diyorlar.

Çag acıp kapatan, medeniyetler kuran ve ilmin beşigi Anadolu’da, yasayan bizler nasıl çocuk yetiştirmek gerektiğini aslında biliyor olmamız gerekirken, maalesef bu durumumuza da sirt çevirdiğimiz için “iki cami arasında bynamaz” kalmış durumdayız uzun zamandır. Egitim düzeyi yüksek ailelerden bile “Çocuğumuza nasıl davranalım?” soruları yükseliyor.

Ben de iki erkek ve bir kız çocugu babası olduğumdan, bu konuda çok hassas davranyorum. Bu yazıda çocuk yetiştirmekte dikkat etmemiz gereken bazı temel prensipleri aktarmaya çalışacağım.

Bir binanın en önemli kısmı temeli olduğu gibi, bir çocuğun gelişiminde en önemli dönem de ilk yıllardır. Çocuğun zekasının % 80’ i ilk 6-7 yılda geliştiği gibi, kişilik de büyük ölçüde bu dönemde oturur. Hele ilk 2 yıl çok önemlidir ve “temel güven duygusu”nun oluştuğu dönemdir. Bu yıllarda, maksimum derecede çocuklarınıza sevgi, sicaklik, guven ve emniyet asilamaniz gerekir.

Önce kendinizi düzeltin. Kendini tanımayan, düzelteyim derken bozar, hatta düzelttim zannıyla bile bozar. “Armut dibine düşer”, “üzüm üzüme baka baka kararır”, “anasına bak kızını al” Atasözleri boşuna söylenmemiş. Meslegim icabı, bana sık sık çocuklarını getirir aileler. “Bu çocuk bir garip davranıyor nedense? Bir tedavi etseniz.” Hiç istisnası yok gibidir; “odama çocuk girer ve çıkar ama aile girer ve teraoide kalır.” Aürekli ailededir esas problem. Anne-babanın bir yığın hataları, kompleksleri, hatta psikiyatrik rahatsızlıkları vardır. Ama onlar bunları görmez, çocuktaki problemleri öne sürerler. Sanki o çocuk o evde yetişmemiştir, uzaydan gelmiştir. “O kadar da gayret ettik ki, neden böyle oldu bu çocuk bilmem?” havasi estirirler genellikle. Ama biz aileyi terapiye alırız. Çocuk da iyi olur düzelir ardından doğal olarak. O yüzden “önce kendimize bakalım”.

Bu dönemde çocuğun en önemli ihtiyacı sürekli ve tutarlı bir sevgidir, sevgiyi aile sisteminden alir. En yıpratıcı şey ise “annenin veye anne yerine gecenin” sürekli değişmesidir. Çocuğunuz isterse bir bakıcı tarafından büyütülsün, yeter ki süreklilik olsun. Sürekli değişen kişilerce bakılan bebeklerde ileri yıllarda çevreye güvensizlik, içe kapanma gibi özellikler gelişebilir. Sebebini anlayamadığımız bağımlılık, hırçınlık, şüphecilik gibi karakter özelliklerinin temeli o ilk yıllardaki “hatırlayamadığımız hatıralar”dır genellikle. Ilk yaşlarında ilgi ve sevgi ile yetişen çocukların ileride çok daha huzurlu insanlar olduklarını unutmayalim. Çocuğunuzun bilinçli olmadığı o ilk yıllar aslında bilinçaltı’nın şekillendiği en önemli yıllardır, unutmayın.

Çocuğunuz 3-5 yaşından itibaren çevresinin ve dünyanın farkına vardığında ve “neden, nasıl” soruları başladığında sizden her konuda, özellikle de varlığın ve ölümün anlamına dair açıklamalar isteyecektir. “Anne sen de ölecek misin? Ölünce ne olur? Allah nerdedir?” gibi sorular peş peşe gelir bu dönemden itibaren. Siz de cevap vermeye çalışırsınız onun anlayacağı bir dille, bütün bu sorularına, Unutmayın, öğrenmeye hazır olmasalar sormazlar zaten. Çocuğun seviyesine inin. Unutmayın ki, o erişkin olmadı henüz ama, siz çocuk oldunuz. Onun yaşlarında neler yaşadığınızı, hissettiğinizi hatırlayıp ona daha iyi yaklaşabilirsiniz. Veya siz kendinizi anne-babaniza sorun, nasil bir çocuk oldugunuzu. Yoksa çocuğunuz sizi “anlamadığı bir dilden konuşan yabancı bir rehber” gibi görebilir.

Bunun en sık rastladığım bir örneği, hislerini ve fikirlerini paylaşmayan çocuklardır. Çocuk bir yığın sorun yaşamakta, içini şüphe ve korkular kemirmektedir ama ailesine hiçbir şey anlatmamaktadır. Çünkü anne-babanın tüm yaptığı, “evladım, bir derdin varsa anlat” demekten başka birşey degil. Oysa çocuk “Onlar büyük ve olgun. Benim korkularımı anlamazlar her halde.” diye düşünebilir ve hislerini paylaşmaz.

Okula gitmek istemeyen bir çocuk bazen ailesine hiçbir sebep söylemiyebilir. Hatta bazen, bir arkadaşıindan korktugu içinokula gitmek istemeyebilir ve bunu anlatamaz. Siz de zaman zaman kendinizi onun yerine koyun, kendi çocukluğunuzu da hatırlayıp neler hissettiğini tahmin etmeye çalışın ve mümkün mertebe onun dilinden konuşarak duygularını paylaşın. Siz onu anlamaya çalışmazsanız o sizi nasıl anlasın?

Yavrularınızın günde bir saat ilginize hakkı yok mudur? Falan futbolcunun ayakkabı numarasını bilip kendi çocuğununkini bilmemek, hükümet deviren-kuran, Başbakan’ın konuşmalarında hastalık işaretleri ararken kendi çocuğunun sözlerini yarım kulakla dinlemek komik kaçmıyor mu. Şefkat damarını yanlış yerde kullanmayın. “Aman çocuk zahmete girmesin, aman üzülmesin, ağlamasın” diye diye onu davranışlarında tümden serbest bırakmak, ona iyilik değil kötülük etmektir. Küçüklüğünde iffet konusunda sağlam temel kuramamış çocukların ileride, nasıl bir çizgide yaşayacakları muhakkak ki şüphelidir. Bazı ailelerin “biz de küçükken böyleydik, sonra toparlandık” derler. Ne kadar toparlanmışlardır acaba? Ya da daha sağlam bir terbiye almış olsalardı kim bilir nasıl olabilirlerdi? Unutmayın ki eğitimin temel prensibi doğruları yapmaktır, tüm yanlışları denemek değil. Dikkat etigimizde; çocuk ağlar, sızlar, sizi test eder, geri adım attınız mı da, o konu “kazanılmış hak” olur artık. Oysa çocukların ruhsal yapıları psikoloji tabiriyle “plastiktir”. Siz sağlam durursanız çocuk kendini size uydurur, merak etmeyin. Kaldı ki bugün birkaç saat ağlamasın derken, ileride hem onun hem kendinizin pişmanlıklarıyla yıllarca ağlamayın.

Aslında iyi çocuk yetiştirmek için önce uyumlu bir evlilik yapmak lazımdır. Kötü bir ruhsal hastalık olan şizofreninin oluşma sebeplerinden biri de anne-babanın çocuğa verdiği mesajlar arasında tutarsızlık olmasıdır. Aynı konuda biri bir şey söyler, diğeri başka şey. Aynı olayda anne bir türlü davranır, baba başka türlü. O yüzden eşler önce kendi aralarında konuşup belli prensiplerde anlaşmalıdırlar. Çocuk hangi durumda nasıl bir tavırla karşılaşacağını bilmelidir. Bizler üstümüze düşen vazifelerimizi layıkıyla yapmışsak ötesi Allah’ın takdiridir. Aksi halde aşırı zorlamalar tersine dönebilir ve çocuğun iyice zıt bir çizgiye girmesine yol açabilir. Biz de gereksiz strese girip iyice yanlış davranmaya başlarız. Biz onlara bildiğimce doğruları gösterelim, artık seçim onların” demek lazımdır, hele bir hassa ergenlik çağlarında.

Mükemmel çocuklar yetiştirmeniz dilegimle, arzederim. Mustafa Uçman

 
Toplam blog
: 92
: 2862
Kayıt tarihi
: 14.01.08
 
 

Hatay-Antakya’da 1963 yılında doğdu. İzmir İmam Hatip Lisesinden sonra 1981 yılında aile birleşim..