​ Murat Demirel'in başını vitrine vurmak / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mayıs '13

 
Kategori
Güncel
 

Murat Demirel'in başını vitrine vurmak

Ülkemiz, güneydoğumuz, hatta dünyanın büyük bir kısmı fokur fokur politika kaynıyorken bir haber daha düştü güncele;  Mehmet Emin Karamehmet'in sahibi gözüktüğü şirketlere el konuluyormuş. El koyan, T.M.S.F.

Yıl 1999; kısmen sahibi olduğum şirket, ülkeyi kasıp kavuran meşhur 98 krizine yenik düşmüş ve kapatmak zorunda kalmışız. Alnımızın akıyla yaşamaya devam edelim diye de elemenlarımız dahil ilgili kurum ve şahıslara borcumuzu ödeyerek en son altımızdaki arabamızı da satıp, sıfır kuruşla başlamışız yeni günlere. O zamanlar altı yaşında olan biricik oğlumuza çikolata alamıyorduk muhabbetlerine hiç girmek istemiyorum açıkçası.

Eşimin eski işine dönüp karnımızı doyurma mücadelesine dalmış vaziyette olduğu o günler, hadi ben de boş durmayayım diyorum ve bir bankaya "Egebank"a başvuruyorum. Gayet lüks bir ofiste oturmuş, işe başvuran adayları sırayla içeriye alan müdür ve yardımcı ekibi ile görüşmemin hemen ardından, işe alındığım söyleniyor. Ortada Murat Demirel yok tabi ki. O'nun başka işleri var!

Neyse bir kaç ay geçiyor, çalıştığımız iş alanında fırtınalar gibi esiyoruz. Herşey çok iyi gidiyor hatta, yeni açılacak olan bir birime şef olarak atanacağım bilgisi de geliyor. Bu arada bizden evvelki çalışanların Kıbrıslara eğlencelere götürüldükleri, kazançlarının çok iyi olduğu vesaire, harika bir işyeri. Çalışanlarından hiçbirşeyi esirgemeyen, harika bir patron. Elemanların sempatisi tavan yapmış durumda.  

Bir sabah keyifle bütün ekip departmanımızda toplanmış, o günün proğramını yapma derdindeyken, bir haber geliyor ve bankayaT.M.S.F. tarafından el konulduğu açıklanıyor. O da ne, bir iki duymuştuk bu açılımı herneyse olan şeyi ama diyorum içimden. Derken, bankanın batmış olduğunu vurguluyor birileri ve hepimizin yelkenleri suya....

Batık bir şirketin batık patronu ve batık bir bankanın batık elemanı olarak, bir başka bankaya daha başvurma cesaretini gösteremiyorum çünkü ne uğraşacak gücüm kalmış, ne de "yeni bankalar da batacak" dedikodularına gösterilecek direncim. Üstelik epeyce yüklü olan bir iki aylık primlerimi Egebank'tan alamamışım.

Bir öğlen vakti, oğlumu da yanıma alıyor ve biraz nefes alma düşüncesiyle Bakırköy'ün merkezine iniyorum. Yapılacak hiçbirşey yok, cepte eve dönüş parasından başka kuruş yok, morel sıfırın altında ve beni o an rahatlatacak tek seçenek olarak, vitrinlere bakarak ilerliyorum.

O da ne oğlum olduğu yerde çivilenmiş, çizgi filmden hayranı olduğu bir karakterin oyuncağını gösteriyor. "Anne, onu alabilir miyiz?"

"Hayır oğlum, alamayız."

"Anne onu alalım lütfen!"

"Bak annecim, onu şimdi alamayız, eve gidince babanla konuşuruz bu konuyu." Bizim oğlan durumun farkında tabi, yemiyor.

"Hayır ben onu almadan gitmek istemiyorum, zaten hep böyle söylüyosun...." Oğlum ağlamaya başlıyor.

"Tamam haklısın ama onu şimdi alamam, anlasana param yok şimdiiiiii!"

Oğlum olduğu yerde direniyor ve o ruh haliyle düşünebileceğim en son şeyi istemesi yetmiyor gibi, etraftan gelip geçen insanların da dikkatini çekiyoruz.

Ve  ve ben oğluma hayatım boyunca hiç unutamayacağım (belki kendisi de unutmamıştır) bir hareket yapıyorum Murat Demirel'i düşündüğüm anda. Elini çekiştirmeyi bırakıyor, kafasını bir elimle vitrine doğru itekliyorum. O an benim bile hesabedemediğim şekilde olanlar oluyor ve oğlumun kafası vitrine çarpıyor.

Kendimden utanıyorum, yaptığım şiddetten utanıyorum, bu ülkenin bir bireyi olmaktan ve yaşamaktan, insanlardan tiksiniyorum. Dahası, gözbebeğim, biricik oğlumun o şaşkınlık, utanmışlık yansıtan güzel yüzüne bakıyor ve göz yaşlarımı tutamıyorum.

Bankanın batışını takiben yayılan söylentilere göre o muhterem şahıs, şimdi adını hatırlayamadığım uzakdoğuda bir ülkenin bankasına göndermiş paralarını (paralarımızı) Bonkör bir patronken, bankanın içini bir güzel boşaltmış.

Şimdi şükür ki biz yıllar süren mücadele sonrasında toparladık durumu ve mutluyuz. Oğlumuz da mutlu. O zamanlar kaybettiğimiz evlerimiz, arsamız, yazlığımız, arabalarımız vs. olmasına rağmen  dönüp bakmıyoruz geriye. M. Demirel ve onun yolunu izleyenler şimdi belki bir yerlerde şezlonguna uzanmış vakit geçiriyor olabilirler ancak inandığım bir şey var ki huzurlu değildirler. Mutlu ve belki de sağlıklı değildirler. Sokakta yürüyorken, korkmadan dik yürümek, onurlu yürümek kadar hiçbirşey mutluluk veremez insana.......!

Mehmet Emin Karamehmet aylardır maaş ödemiyormuş gazete haberlerine göre. 2000 yılında da aynı şeyi yapmıştı Dinç Bilgin ve  E. M. Karmehmet de içeride yatmalarıyla çıkmaları bir olmuştu neredeyse.

Şimdi yine aynı hikaye, şimdi yeni madur işçiler ve çalınan paraları vergi olarak kendisine yüklenecek olan bir toplum.

Biz daha çok M.Dmireller, Dinç Bilginler görürüz bu gidişle görmesine de

Benim o vurduğum kafa oğlumun değil, Murat Demirelin kafasıydı biline!! Çünkü öfkem ona ve dolayısıyla hak ettiğim ama alamadığım paralaraydı.

Haa, bankadayken yüzünü hiç görmediğim bu şahıs, bize ve hakkını yediği diğer insanlara özür borçlu birde....

Gülümse Ok

 
Toplam blog
: 24
: 189
Kayıt tarihi
: 04.01.13
 
 

Merhaba, Öyküler ve şiirle başladım yazmaya, daha çok da şiirle devam ettim. İlk gençliğimden..