Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ekim '09

 
Kategori
Yurtiçi Tatil
 

Muş'ta Gülşehirli bir gelin

Muş'ta Gülşehirli bir gelin
 

Muş öğretmen evinde bir düğüne davetli bir konuk


İki yanı dağlarla kaplı, bazı daralan, bazı genişleyen uzunca bir düzlük Muş Ovası.

Düzlüklerde çayırlar, bahçeler, bahçelerin arasında söğüt ve kavak ağaçları ile tam bir Anadolu.

Arazi, batıdan Salihli, Kemal Paşa yörelerine biraz benziyor.Yalnız bir farkla, yeşili o kadar çok değil. Tarlalarda tütün görmeseniz de, bir zamanlar tütün ekilen topraklar olduğu, toprağın dilinden belli.

Otobüsle yolculuk yapmışsanız, sabah saat sekize doğru karşılıyor Muş sizi.

Batıdan Muş’a ilk gelişiniz ise, içinizdeki heyecan, uzun yolculuğun yorgunluğunu bastırıyor.

Kimine göre, “nolacak, altı üstü, yetmiş seksen bin nüfuslu bir güneydoğu ili. Kimine göre hiç öyle değil, Malazgirt, Alparslan, Bizans, Romen Diyojen, 1071, Muş Ovası, Ermeni, Kürt, Türkmen, Yörük, Çerkez, Türk, Arap, Yurt, Vatan, Murat Nehri, yoksulluk, zenginlik, konukseverlik, sıcaklık, soğukluk, kış, kar, ayaz, eksi kırk.

Muş Öğretmen Evi’nde yer olmadığından, bagajlarımızı Muş Tütün Fabrikası’nın misafirhanesine emanet ettikten ve ikram edilen sıcak sabah çaylarını içtikten sonra, dolmuşla çarşıya çıkıyoruz.

Ana cadde bitimindeki parka varmadan, sol yan sokakta satıcılar görüyor ve o yana yöneliyorum. Çarşı buram buram doğu kokuyor. Peynirciler, kasaplar, kuru tahıl satıcıları, kuru yemişçiler ve araya serpiştirilmiş çay ocaklarının önünde, hasır iskemlelerde oturup çaylarını yudumlayanlar. Orijinal eski bir yapı görmek için sağa sola, aşağı yukarı bakıyorum, ama nafile. Oysa burada eski konakların, çeşmelerin olması gerekir. Pat sat görünen eski yapılar hep bozulmuş, bilinçsizce yok edilmiş.

Dar sokaklardan tekrar ana cadde ve yine sol yanda eski bir cami yanında çayhane önünde hasır iskemlelerde oturan orta yaş üstü insanlar. Selamımız çok sıcak alınarak bize yer veriliyor. Oturuyoruz. Caminin tarihini soruyorum, “ üstünde yazılı” diyorlar. Alaettin Paşa camisinin yazısından 17. yüzyıl olduğunu okuyorum.

Hal hatır, hoş sohbetten sonra resim çekme isteğim kibar bir şekilde geri çevriliyor. Nedeni, suiistimal edilme ihtimali.

“Ne diyor, ne düşünüyorsunuz Kürt Açılım hikayesine” diye soruyorum ortaya.

Masadakiler, yaşlı adama bakıyorlar. Sonradan yetmiş dokuz yaşında olduğunu öğrendiğim esmer, hafif sakallı adam, elinde tespihi ile bayağı akademik bir konuşma yapıyor. İyi ezberlediği belli. Kürt kimliğinden, Kürtçe’den, faili meçhulden, Kürt haklarından anlatıyor. Yatırım yokluğundan, işsizlikten bahsediyor. Bu arada ben de Kürt zenginlerinin doğuya yatırım yapmadıklarını anlatınca, onaylıyor.

“Bölünme parçalanma” dediğimde, sinirlenip, “asla” diyerek devam ediyor, “İşte şu gördüğün adamlar iyi bilir, benim gelinim Gülşehirli, ben torunlarımı bölebilir miyim, öyle düşünenler doğru düşünmüyorlar, biz bölünme istemeyiz “ diyor.

“Sen ağa mısın amca?” diye soruyorum. Etraftakiler gülüyorlar.

“Nereden çıkarttın ağa olduğumu” deyince,

“Ağa tipi var sende” diye espri yapıyorum.

Yanda oturan biri,

“Onun amcası ağa idi” diyor.

Ben de, “Yanılmamışım, yine de ağa bulaşığı varmış” diye şaka yapıyor ve gülüşüyoruz..

Aynı sıcaklıkla ayrılıyor ve Muş’ta ilginç yerler görebilme umudu ile yürüyorum.

Hüseyin Seyfi

 
Toplam blog
: 498
: 1546
Kayıt tarihi
: 12.08.07
 
 

Öğretmen Okulunu ve İktisat Fakültesi Kamu yönetimi bölümünü bitirdim, eğitimciyim, İyi derecede ..