Mustafa Topaloğlu , Bülent Ersoy ve sanatçı anlayışımız / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Şubat '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

Mustafa Topaloğlu , Bülent Ersoy ve sanatçı anlayışımız

Mustafa Topaloğlu’nun, Bülent Ersoy için, söylediği:

"Bülent Ersoy’un önünü kesmeselerdi, Dünya çapında bir sanatçı olabilirdi." Demesinin aksini düşünüyorum.

Ben, Bülent Ersoy’un önünün kesilmesiyle, önünün açıldığını zannediyorum. Bu durumun O’nu daha popüler yaptığı kanısındayım.

Mustafa Topaloğlu’nun "Diva değil, duba" demesini de biraz yadırgadım.

Ülkemizde, sanat sanatçı kavramları hiçbir zaman yerli yerine oturmadı.

Toplumumuzda, şarkı, türkü söyleyenlere sanatçı diyoruz. Bunun karşılığı, okuyucu, diğer bir deyişle icracı olmalı. Şarkıcı veya Türkücü’de diyebiliriz.

Birkaç şarkı, türkü ezberleyip güzel şekilde söylemiş olmak, o kişiyi sanatçı yapmaz.

Televizyon programlarına bakıyoruz, sözde sanatçılardan geçilmiyor.

Ne iş yapıyorsunuz diye sorulduğu zaman, sanatçıyız diyorlar. Sanatçılık bir iş bir meslek değildir.

Çoğu kez, zanaatla da karıştırılıyor sanat. Zanaat bir iş, bir meslek, amaçta para kazanmak.

Sanatta birinci amaç para kazanmak değildir.

Birkaç tiyatro ve sinema filmlerinde oynamış kişilere de sanatçı diyoruz. Bunlara "oyuncu" demeliyiz.

O zaman kimler sanatçı, günümüzden örnek vermek mümkün mü dür diye soracak olursanız!

Bu sorunu yanıtını, bu yazıyı okuduktan sonra verebiliriz.

Bestesi olacak, çalacak, söyleyecek, bunları para kazanmak amacıyla yapmayacak. Eser ortaya çıkınca, bunu ekonomik olarak değerlendirmeleri normal bir durumdur. Duygularını, düşüncelerini, toplumsal değerleri, değer yargılarını, zekasını katacak eserlerine. En başta bunları özgür olarak yapacak. Baskılara, yıldırmalara aldırmayacak.

Kant’a göre, sanatın kendi dışında bir amacı yoktur. Onun tek amacı kendisidir. Güzel sanatı ancak deha yaratabilir.

Hegel’e göre, Sanattaki güzellik, doğadaki güzellikten üstündür. Sanat insan aklının ürünüdür.

Marks’a göre, Yaratıcı eylem, insanın ve doğanın karşılıklı etkileşimidir.

Sanatçı, zeka ve sezgisiyle çağının önünde giden insan olduğu için, gerçek sanatı anlayan azdır. Onu anlamak için emek gerekir.

Ünlü ressamların yaşam öykülerini okuduğumuz zaman görürüz ki çoğu gençliğinde, yaşamında çok yoksulluk çekmişlerdir. Asıl ünlerine ölümlerinden sonra kavuşmuşlardır.

Yazımı, Ata’mızın; "Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir." sözleriyle bitirmek istiyorum.

 
Toplam blog
: 1410
: 1053
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..