- Kategori
- Öykü
Mustafa...
Merhaba
Çok kötü de olabilir ama yazmak istedim, yazdım :)
Mustafa.. Korkuyor..
Evli, karısını seviyor..
Küçükyalı sahilindeki büyük kayaların üzerinde..
Sıkılmış..
Kayalardan sakince suya doğru bakıyor.. Su karanlık ve dalgalı.. Karanlıkta dalgaların tepesindeki beyaz köpükleri ayırd edebiliyor.. Hava çoktan kararmış.. Sahildeki curcuna çoktan yerini sessizliğe bırakmış.. Gece pedal basan 2-3 bisikletçi ve kayaların üzerinde bira içen birkaç gençten başka kimseler yok. Kimse onu dikkate bile almıyor. Neden sıkıldığını bilmiyor.. Sadece o karanlık suların içinde olmak ve doyasıya yüzmek istiyor, sanki yapabileceği tek iş yüzmekmiş gibi..
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Uyandı, kolunu sarıldığı karısının üzerinden yavaşça çekti ve eski yatağın yaylarını gıcırdatmamak için sarfettiği çabaya rağmen, tam bir ayağını yere basmışken yataktan o alıştığı ses geldi.. Tınnn! Nihal’in nefesinin sesini dinlemek için durdu. Ama bir ses duymadı. O garip pozisyonda örümcek gibi birkaç saniye Nihal’in uykuya dalmasını bekledi (ya da umdu).. Ve sonra yavaşça diğer ayağını da yere bastı.. Yatak, Mustafa’nın ağırlığı üzerinden kalkınca homurdanır gibi sesler çıkardı ama yataktaki kadın yine etkilenmedi, uyumaya devam etti.. Karısının uyanmaya yakın çıkardığı ıslığa benzer nefes seslerini duyacağını sandı ama sessizlik devam etti. Yatmadan önce içilen extra alkollü ikişer biranın da yardımını görmüştü. Hani alkol bütün kötülüklerin anasıydı? Kötülüklerin anası bu işte en büyük yardımcısıydı. Karanlıkta el yordamıyla pantolonunu ve tişörtünü buldu ve elinde giyeceklerle salona kaçtı.. Orada giyinirken Nihal’in nefesini ya da kalktığını belirten bir işareti duymak için kulak kabarttı.. Ama beklediği gibi olmadı.. Sokaktan geçen bir araba ve onun arkasından kızgınca havlayan köpekten başka hiçbir ses yoktu. Yavaşça koridora geçti, kapıya doğru parmak uçlarına basarak yürüdü. Nihal uyanırsa kafasındaki şeyi gerçekleştiremeyecekti. Ne vardı ki kafasında? O da tam olarak emin değildi ama Nihal bilmemeli ve yanında olmamalıydı. Mutlaka bir arıza çıkarırdı.. Ayağı terlediğinde leş gibi kokacağını bildiği spor ayakkabılarını umursamadan giydi ve kapıdan usulca süzüldü. Çok istediği o anlara kavuşmuştu artık, yalnızdı ve merdivendeydi.. Yine de kapının önünde birkaç saniye içeriyi dinledi.. Ya Nihal uyandıysa? Gelip bir anda kapıyı açarsa ve karşısında şapşal kocasını ayağında ayakkabıları, pantolonu ve aceleden ters giydiği tişörtüyle kapıya doğru kulağını uzatmış halde yakalarsa? Ne cevap verebilirdi? Gecenin birinde tepem attı koşuya çıkacağım mı? Bunu yer miydi cidden Nihal? Artık neredeyse 100 kiloydu.. Göbeğinin pantolonun kemerini örtmesi üzerinden 3 sene geçmişti.. Doktorun bütün uyarılarına rağmen deli gibi yemeye devam ediyor ve günde 2 paket sigara içiyordu.. Zaten bütün gün masa başında faturalar makbuzlarla debelenip durduğu hayatında spora hiç yer olmamıştı.. Şimdi ne değişecekti ki Nihal ona inansındı? Ama içeriden hiç ses gelmedi.. Mustafa merdivene yöneldi ve aşağı indi..
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Neden yapmak istiyordu ki bunu? İstiyor muydu cidden? Ya da aklına başka bir şey gelmediğinden mi bunu yapıyordu? “Atla gitsin” dedi ikinci birayı açtığında ilk kez kulağında çınlayan ses.. Yapacak daha eğlenceli bir işin var mıydı? Neden kapkaranlık suda yüzmekten daha eğlenceli bir işi olmasındı ki? Karısı evdeydi ve yatağındaydı.. Hiç te fena bir hatun sayılmazdı.. Biraz eğlenemezler miydi? Hem sevişmeleri de genellikle gayet keyifli olurdu.. Tamam.. Arada Mustafa sorun yaşardı ama Nihal onu bu konuda zaten hiç yüzlemezdi değil mi? Yüzlemez miydi? Emin değildi, hatırlamak için kendini zorlamadı.. Sence bu daha keyifli bir iş sayılmaz mı dedi Mustafa kurumuş gırtlağından çıkan tiz bir sesle.. Yandaki kayalarda son biralarını açmış iki genç ne olduğunu anlamak için o tarafa doğru döndüler ama delinin tekiydi işte.. Onunla uğraşacak halleri yoktu.. Biraya ve işe yeni başlayan sarışın afeti konuşmaya devam ettiler. Topluca olanı iddialıydı.. Kız gerçek sarışındı ve en fazla bir hafta sonra barda beraber kafaları çekiyor olacaklardı.. Sonra yine o sesi duydu..”Ömründe hiç böyle bir şey yapmadın dedi, nereden bileceksin karınla oynaşmaktan daha zevkli olmadığını?” Haklıydı sanki.. Hiç denememişti böyle bir şeyi.. Bomboş yolda sinyal vermeden şerit bile değiştirmezdi, neden böyle bir şeyi yapmış olsundu ki? İşte bu dedi sonunda kendine, sanırım sınırları biraz zorlamaktan bir zarar gelmez.. Rüzgar esiyordu ve hava soğumaya başlamıştı.. Ama o ayakkabılarını çıkarmaya başladı..
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Akşamları çok monoton başlamıştı.. 8 kişilik yemek masasında iki tabak ve ortada içinde dondurulmuş bezelyeden yapılmış yemek olan sinir bozucu bir tencere vardı. Nihal her zamanki gibi yemeğe tuz atmayı unutmuş ve aynı lafı tekrar etmişti.. Ne olacaktı? Ya çok tuzlu olsaydı? Şimdi tuz atarak yemek yenebilir hale gelirdi ama çok tuzlu olsaydı ikisi de yemeği yiyemeyeceklerdi.. Tuzluğu iki üç kere sallamak zor mu geliyordu? Neyse, en azından bira ve cipsi marketten alıyorlardı.. Onlarda bir sorun olmayacaktı.. Gecenin sonrası da her zamanki gibiydi. Masayı toplamadan bırakmış ve televizyon başında anlamsız bir yarışma seyretmişlerdi.. Zaten kel kafalı yarışmacı ipte dengesini kaybedip yürüyememiş ve düşmüştü. Bu da bulaşıkları makineye Mustafa’nın yerleştireceği anlamına geliyordu. Kel kafalıya ağız dolusu bir küfür savurdu sonra tabakları toplayıp mutfağa girdi. Bulaşık makinesini açtığında önceki 2 günden kalan bulaşıkların da leş kokusunu içine çekmek zorunda kaldı. Sonra nefesini tuttu ve tabak – çatalları makineye yerleştirip kapağını kapattı. Her zaman karısına makine için koku giderici alıp içine takmasını söylüyordu ama Nihal bunu pek te dinlemiyordu.. Televizyonun karşısına gidene kadar homurdanıp durdu. Ama karısının elinde hazır açılmış bira ve cipsi görünce sesini kesti.. Gecenin en güzel anı başlıyordu. İlk birayı 10 dakika içinde hızlıca içip bitirdi ve ikinciyi açtı.. Kapağın açılış sesiyle birlikte kulağında daha önce hiç duymadığı bir ses çınladı.. “Yavaşşşş..”
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ayakkabısının tekini çıkarmıştı. Yandaki kayanın üzerine koydu, dalgaların ulaşamayacağı bir yere. Sanki dönüp giyecekti onları. Ama öyle olmalıydı, neden dönmesindi ki? Tabii ki dönüp giyecekti. Ayakkabıdan gelen kokuyu duyunca kendine kızdı, bir daha çorapsız kesinlikle hiçbir ayakkabıyı giymeyecekti. Şimdi eve dönerken ayakları da ıslak olacaktı.. Bu hem bu ayakkabıları atmak hem de Nihal’le bir posta daha kapışmak demekti. Ayakkabılara birkaç ay önce 120 lira vermişti. Onların bütçesi için hiç te azımsanacak bir para değildi. Daha satın almayı düşledikleri evin peşinatını yarılamamışlardı bile. Aman ya, o işin oluru yoktu. Sonunda biriktirdikleri parayı 11 yaşına gelen arabalarını yenilerken kullanırlardı.. Hem zaten İstanbul’daki bütün evler onların sayılmaz mıydı? İstediklerini kiralayıp oturabilirlerdi. Alışkanlıkla eli çorabını çıkarabilmek için ayağına gitti ama çıplak ayağına dokununca irkildi. Araba yenileme hayalinden bir anda gerçek dünyaya düştü. Bir görevi vardı ve bunu yapmalıydı. Ayakkabısının diğer tekini de çıkarıp aynı kayanın üzerine, diğerinin yanına düzgünce koydu. Görev mi? Ne anlamsız, o eğlenmeye gidiyordu.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kutu birayı açarken duymayı beklediği tıslamayla beraber kulağında çınlayan çığlıkla Mustafa elindeki birayı neredeyse düşürüyordu. Nihal biranın sallantıda olduğunu fark edince hemen çenesini açtı. Zaten ömrü boyunca bi halt becerememişti bari bir birayı açmayı becersindi. Halıyı daha 2 hafta önce yıkatmışlardı ve o bira dökülürse sonuçları da ağır olacaktı. Normalde bunlar duyulduğunda sıkı bir kavganın başlangıcı yapılır ve oturaklı bir ağız dalaşına girişirlerdi ama Mustafa karısının sesine sinirlenmekten çok, kendisine bağıran yeni misafire dikkat kesildi. Ama Nihal de yanında bıdı bıdısına devam ediyordu. O arada kendi cipsinin dibini görmüş, Mustafa’nın cipsini de yanından almış ve ağzını şapırdatarak çıtır patatesleri kemirmeye koyulmuştu. Mustafa, garip bir ifadeyle sağa sola bakınıp sesin sahibini aranıyordu. Karısıysa şaşkınlığıyla dalga geçmeye başlamış ve senelerdir en ufak bir terfi bile alamamasının sebebinin bu beyinsizce davranışları olduğunu homurdanarak anlatıyordu. Tam ona avazının çıktığı kadar bağırmak için ağzını açmıştı ki sesi bir daha duydu.. “Sana yavaş dedik be!” Buz gibi biranın kutuya yapışan buğusunu avucunun içinde hissederken bile Mustafa’yı ateş basmıştı. Biradan irice bir yudum aldı.. Artık Nihal’in sesi yüzlerce metre ötede kanadını çırpan kelebeğin çıkardığı gürültü kadardı..
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Arkadan artık son turlarını atmakta olan bisikletlilerden gelen kahkahalarla dikkati dağıldı. Ne garip tipler vardı. Gecenin köründe bisiklete binmek te neyin nesiydi ki? Bu insanların ertesi sabah yapacak işleri yok muydu? “Kendine gel” dedi yeni arkadaşı.. “Eğlenmek istiyor musun istemiyor musun?” Neredeyse bir saattir kayalarda oturuyordu, nesi eğlenceli olabilirdi ki? Az ileride oturan gençler de biranın dibini bulmuş, sallanarak sahil boyunca yürümeye başlamışlardı. Kimbilir işe yeni başlayan sarışın ne yapıyordu.. Aman ona neydi ki? Artık eğlence zamanıydı, aceleyle ters giydiği tişörtünü çıkarıp katladı ve ayakkabılarının üzerine koydu. “Haydi artık” diye bağırdı yeni arkadaşı, “deli misin insan evladı bu kadar düzenli olur mu? Çıkar artık pantolonunu.. Bir kerecik olsun sebebini sonucunu düşünme, çıkar pantolonunu da atla denize!”
Bu gece hayatının en güzel gecesi olacak demişti yeni arkadaşı evdeyken. Sadece onu hatırlıyor ama garip bir şekilde bunun doğruluğuna inanıyordu. Bira çarpmış olmalıydı, ikinci birasından aldığı 2-3 yudumdan sonra ne olduğunu bile hatırlamıyordu. Sadece uyanmış, yataktan sıvışmış ve işte sahile gelmişti. Nihal’in dırdırından uzak, biraz kafasını dinlerdi. Biraz da yüzmekten zarar gelmezdi. Zaten yeni arkadaşı da bunu istemiyor muydu? Pantolon kemerini çözdü ve fermuarını açtı. Yüzmek için geldiğine göre mayosunu da içine giymiş olmalıydı. Karısının nefret ettiği ve onlarca kez dalga geçtiği eflatun üzerine beyaz çizgili slip mayosunu.. Çok seviyordu o mayoyu, Nihal neden sevmiyordu ki? Hem ona neydi? Geçen hafta havuza gittiklerinde o koca popona bakmayıp nasıl böyle bir mayo giyebiliyorsun diyerek yanından kaçmıştı. Sanki Mustafa onun yağlanıp 3 kat olmuş göbeğine rağmen nasıl hala bikinisinin içine girmeye çalışmasına laf ediyor muydu? Aman neyse.. Artık yalnızdı, mayosuyla istediği gibi denize girebilirdi, tabi içine giymiş olsaydı. Onun yerine karısının aldığı beyaz üzerine kırmızı kalp desenli bokser donunu giymişti. Bunu nasıl yaptığını anlayamadı. Hayatının en eğlenceli gecesini o salağın aldığı hiçbirşeye benzemeyen donla mı yaşayacaktı? “Çıkar onu” dedi yeni arkadaşı, “istemediğin hiçbir şeyi giymek zorunda değilsin!” Çıkardı…
Sağ ayağını yavaşça suya soktu. O arada iri bir dalga kayalara vurarak dizlerine kadar ıslanmasına sebep oldu. Titreyerek geri kaçtı, su çok soğuktu.. Ama bunu mutlaka yapması gerekiyordu, yeni arkadaşı bunun çok eğlenceli olacağını söylüyordu. Haklı olduğunu düşündü tekrar, o sesi duyduktan sonra Nihal’in çekilmez dırdırı bile sinek vızıltısı gibi olmuştu, neden şimdi yalan söylesindi ki? Gerildi ve karanlık dalgalara doğru sıçradı. Dalgaların onu kayalara sürüklememesi için acele birkaç kulaç attı. Artık kıyıdan birkaç metre de olsa açılmıştı. Ve yüzmeye başladı, adalara doğru..
Kıyıdan epeyce açılmıştı. Artık soğuktan kolları uyuşuyor ve bacaklarına da yorgunluktan kramp giriyordu, geri dönmek istiyordu. Yeni arkadaşı ise sonsuz mutluluğa erişmesine birkaç yüz metre kaldığını söylüyordu. Buraya kadar geldikten sonra onu dinlememek safdillik olurdu. Onu Nihal’den kurtarmamış mıydı? Mutlaka bir bildiği vardı.. Yüzdü.. Yüzdü.. Ve sessizliğe kavuştu.. Kavuşurken sessizliğin tadını çıkardı. Biraz bulanık görüyordu ve tuzdan gözleri yanıyordu ama her yer sessizdi.. Muhteşem bir sessizlik.. Sadece hızla çarpan kalbinin sesini duyuyordu.. Derin bir sessizlik ve huzur..
Ertesi sabah kan içindeki pantolon ve tişörtü Küçükyalı sahilinde bulundu, cesedi ise 2 gün sonra Pendik sahiline vurdu.. Evde karnı parçalanmış kutu bira tenekesi ile deşilen ve ağzına tıkılmış iki boş cips poşediyle yataktaki Nihal ise kokudan şikayet eden komşuların şikayetiyle bir hafta sonra..
Sonsuz huzur..