- Kategori
- Pazarlama
Müşteri miyim? Etrafı kurcalayan yaramaz çocuk mu?
Zor müşteri değilim, bundan eminim! Bir mağazaya girdiğimde, sessizce bakar, beğenir, kendi bedenini arar, bulur, dener, kasaya giderim. Bu kadar zahmetsiz, kaprissiz bir müşteriyim. Neden bu açıklamayı yapma ihtiyacı duydum durup dururken?
Geçenlerde bir mağazadayım, bilinen zincirlerden biri, benimde sevdiklerimden… Yine aynı sakinlikle, varlığımdan bile kimsenin haberi olmadığından emin, bakıyorum askılardaki kıyafetlere… Tam elimi bir elbiseye atmışken, kendince çok kibar olduğunu düşünen mağaza görevlisi, askıyı diğer ucundan yakalamak sureti ile “bunları henüz yerleştirmedik, lütfen yerlerine konulmasını bekleyin” uyarısında bulundu!!!
Elimi askıdan çektim, yavaş ve sakin adımlarla mağazanın dışına attım kendimi. Mağaza kapısının önünden, elinden oyuncağı alınmış, dudağını sarkıtmış küçük bir çocuk ifadesi ile yürüdüm gittim
Tam olarak, ortalığı karıştıran yaramaz bir çocuğun büyükleri tarafından uyarıldıktan sonraki duygu yoğunluğundaydım
O an küsmüştüm, çıkıp gitmiştim ama bu bir daha o mağazaya gitmeyeceğim anlamına gelmiyordu, gidecektim. Çünkü o markanın çizgisini, tasarımlarını seviyordum kahretsin
Sonra, aklıma yıllar öncesinden benzer bir hikaye geldi; Çok ünlü ve pahalı bir saat mağazasına girmiştik 2 arkadaş ve elimize yaklaşık on bin dolar değerinde bir saat almış, bakıyorduk. Hafif yaşlıca, ciddi ve kendinden emin mağaza görevlisi beyefendiden şu uyarıyı almıştık; “lütfen fazla kurcalamayın”
Yaz aylarıydı, altımızda şort, ayağımızda parmak arası terlikler, şıpır şıpır dükkana girmiş, on bin dolarlık saati kurcalayan bize müstahak bir uyarıydı tabii, kendi kendimizle alay etmiş, gülüp geçmiştik. Eh, adam haksız sayılmazdı, belli ki alıcı da değiliz (doğrudur!), yol verdi kendi üslubunca…
Alışveriş merkezinden çıkarken, yıllar önceki bu hikayeyi de hatırlayıp gülümsedim, bu yaşa geldim, yine “etrafı kurcalayan yaramaz çocuk” olmuştum
Şimdi işe ciddi tarafından bakalım;
Müşteri ile doğru frekansı yakalamanın ne kadar zor olduğunu biliyoruz artık hepimiz, o frekans yüzde kaç tutuyor ki, sen bir kişiyi bile riske atabiliyorsun?
İşleri zor, bunu her zaman söylerim, perakende sektöründe özellikle tekstil sektöründe, geleneksel adı ile “tezgahtar” modernize edilmiş adı ile “satış danışmanı” olmak hiç kolay değil.
Bazen kızgın ve fevri olmakta haklısınız ama bir bilgisayar teknolojileri terimi de olan “ön izleme” müşteri üstünde de uygulanabilir bence, ne dersiniz? Anlattığım ikinci hikaye buna bir örnek sayılabilir. Komik ama saat dükkanında ki adam bir ön izleme yapmıştı.
Bangır bangır “kişiye özel” kodu ile müşteriye “seni tanıyorum”, “sen teksin” maneviyatına sokmaya çalışırken, mağazana giren ve o mağaza da yaklaşık 30 dakika geçiren birine rahatsız hissettirme lüksün yok, vallahi yok! Müşterini izle, takip et, mağazan da 30 dakika geçiren birine satış yapma ihtimalini, bir askıyı diğer ucundan yakalamak sureti ile yok ettin.