- Kategori
- Mizah
Mutfakta Karaciğer açılımı

Burnuma tuhaf kokular geliyor. Tamam, anlayamadığım bu kokularla mücadele ediyorum. Her seferinde yanılıyorum belki ama mücadelemi bırakmıyorum. Bu kokuların kapladığı alanın metrekare cinsinden değerine tutun da, o kokuların insana verdiği fiziksel zararlara varıncaya kadar araştırmalarım devam ediyor.
Soğan kokusu: Ben bu kokuyu ikiye ayırıyorum. Pişmiş hali ve pişmemiş hali… Rezil bir kokudur. Nefret ederim bu kokudan… Kısır, mercimekli köfte gibi yerlerde soğan girilmesinden tiksinirim. Pişmiş halini hiç sevmem. Hiçbir yemekte yiyemem. Sırf bu yüzden bir deri bi kemiğim. Formundasın, diyenleri saymazsak annem ve eşim sürekli benden şikâyetçi…
Sarımsak kokusu: Eskiden işkence yöntemleri arasında olma ihtimali çok yüksektir. Baş dönmesi, burun kemiğinin kırılması gibi rahatsızlıklar verir. Doğal antibiyotik, diyenlere katılıyorum ama gözden kaçırdıkları bi şey var. Yiyene antibiyotik, yemeyip de aynı ortamda olana zehir.
Bu iki koku ile başım dertte… Gecenin bir yarısı mutfağa dalmışsın ve bi şeyler atıştıracağını mutfak kapısının gıcırtısından komşuların dahi anladığı bu güzide ortamda aranırken tezgâhtaki bıçağı eline alırsın. Elmayı soymak ve soymamak arasında gezinirken bir parça kesersin o elindeki bıçakla. Aman Allah’ım bu ne? Resmen soğanlı elma… O elindeki bıçağı karaciğerine doğru saplamak istersin. Açının zor olacağını düşününce başka birinin karaciğerine saplamak istersin. Beyin dönmesi bu olsa gerek. İçindeki karaciğer nefretine avuntular bulursun: “ Kriz geçirdi, derler. 2 yıl ile yırtarım.” Düşüncesini mantıklı bulmaya başlarsın.
Bu arada bir parça ekmeğe sürmek olduğun Nutella’nın kokusunu hissedince gevşemeye ve hızlanmaya başlarsın. Bir an önce o muhteşem tadı yemek istersin. Belki karaciğerine bir zarar verir, düşüncesiyle iki kat fazla yersin. Sonunda ekmeği de kesersin. Direkt parmaklamaya başlarsın. Karaciğerinde bi ağrı hissedersin sanki…
Bu sana müthiş bir haz verir. Tekrar bıçağı eline alırsın ve yıkamaya başlarsın. Çekmecelere bakarsın. Diğer bütün bıçakları yıkamaya başlarsın. Sonra bulaşık makinesine atarsın ama çalıştırmayı bilmediğin için o şekilde bırakırsın. Evdeki soğanları aramaya başlarsın. Bir suçluyu arar gibi yaparsın. Zaman sanki çok kısıtlıdır. Acele edersin. Hepsini bir migros poşetine yerleştirirsin. Gecenin bir yarısı anahtarını ararsın ve o soğanları çöpe atmak için dışarı çıkarsın. Sonra gelip eşini kaldırırsın. Yarına karaciğer yemeği yapması için sipariş (rica diyelim) verirsin.
Mahir Temur