Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ağustos '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
135
 

Mutlu ve huzurlu olmak

Mutlu ve huzurlu olmak
 

NE GÖTÜREBİLİECEZ Kİ BU DÜNYADAN SADECE BIRAKTIKLARIMIZLA ANILACAK ODA VARSA ZX


Bu yazı dizimde amacım siz değerli milliyet blog okurlarına ve yazarları ile tüm okuyucu kitlesine ders vermek değildir. Yalnızca unutulan bazı ana temaları hatırlatmaktır Bu da vatanıma, milletime ve bunları bize bahşeden şanlı ecdadıma sonsuz şükranlarım ile mahcubiyetimi arz etmekten başka hiçbir düşüncem yoktur.

‘’Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık’’der ansiklopedik bilgilerde. Peki, bizim üzerinde yaşadığımız, tarih boyunca barışların ve kardeşliğin kol gezdiği geçmişte ve günümüzde halen gözlerinin üzerimizde olduğu ve bizleri sürekli etnik köken karmaşalığına iterek birbirimize düşürmeye çalışanlara neden fırsat vermekteyiz, diyerek devam ediyorum müsaadelerinizle, Hukukî açıdan ise devlet, genellikle unsurlarından hareketle tanımlanır. Buna göre devlet; "Ülke adı verilen belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı ve hukuku içinde bir siyasi iktidar altında örgütlenmesidir."

Bu tanımdaki unsurlar ülke bütünlüğündeki vazgeçilmezler olarak şöyle tanımlanmaktadır. Buradan yola çıkarak İnsan, Egemenlik ve Ülke unsurlarınıda bir hatırlayalım.

İnsan unsuru; Halk ya da millet unsuru olarak da adlandırılabilir. Belirli bir alanda birlikte yaşayan ve çeşitli bağlarla ortak yaşama iradesi gösteren insan topluluğudur. Bir devleti oluşturacak insanların sayısı hakkında bir alt sınır olmamakla birlikte devletin niteliğine göre makul bir alt sınır kabul edilebilir. Modern yaklaşıma göre millet unsurunun kurulabilmesi için manevi nitelikte bağlar yeterli olup bu manada birlikte yaşama iradesinin doğması yeterlidir. Bu tanımlarla geçmiş ten şuana gelen tarihsel zaman yolculuğunda hafızaları bir canlandırdığımızda bu gerçekler aşikar bir şekilde su yüzüne çıkacaktır kanaatindeyim.

Egemenlik unsuru ise; Siyasal iktidar unsuru olarak da adlandırılan bu unsur, Devletin esas kurucu unsurudur. Belirli bir yeryüzü parçası üzerinde yaşayan insan topluluğunun üstün irade çerçevesinde örgütlenmesidir. Egemenlik kavramı otoriteden farklı olarak ülke içinde biricik meşru güç kaynağı olmayı ifade ederken ülke dışında (uluslararası alanda) bağımsız olmak anlamına gelmektedir. Hangi millet bu olgunun dışında yaşamak ister ki tabi ki kafası karıştırılmış bulduğu nimetlerin, rahatlığın farkında olmayan kullanılmaya alışmış iradesi dar bir bakış açısı içerisine sığdırılmış, beyinleri yıkanmış toplulukların dışında başka kimlerin işine gelebilir ki! Tabi ki! Bu toplulukları kullanarak kendi emellerine ulaşmaya çalışanların işine gelecektir.Bu hep böyle olmamışmıdır.yüzyıllarca aynı topraktan nimet alarak uğrunda can vererek bir aile olarak kan bağları ile bağlanarak büyüyen Türk milleti üzerinde oynanan oyunlar bunları aşikar olarak ortaya koymaktadır.Şöyle bir çevremize bakalım Yıllarca egemenlik için barış için güya milletin içinden gelmiş olan liderlere şöyle bir bakın ve silkinin lütfen.Güya milletin iradesi ile iktidara gelmiş liderler ne oluyor da bir anda ülkesini,milletini refah seviyelerinden barış içerisindeyken bir anda savaş içerisine sokabiliyor ve ne acıdır ki milleti tarafından değil de bir başka millet tarafından yargılanarak infaz edilebiliyor.

Peki Ülke unsuruna da bir göz atalım; Ülke, coğrafi anlamda bir bütünlük teşkil eden ve sınırları belirlenebilir bir kara parçasını ifade eder. Ancak devletin sınırları konusunda bir tartışma bulunması mümkündür. Ancak devlet sınırları öngörülebilir bir toprağa sahip olmalıdır. Devletin ülkesi kara ülkesi, deniz ülkesi ve hava ülkesi olarak üçe ayrılır. Bu ayrımlarla milletin sahip olduğu topraklar üzerinde ve bilemedikleri yer altı kaynaklarının zenginlikleri nedeniyle başka milletlerin daima dikkatlerini ve iştahlarını kabartan bir unsur olarak karşımıza çıkmış olması acı bir insanlık ayıbıdır.Yer üstü ve yer altı kaynakları ne hikmettir ki bu zenginlikler hep aynı coğrafya üzerlerinde yer etmiş ve bu coğrafyalarda da hep İslam topluluklarına bahşedilmiş yerler olarak görülmektedir.Peki İslamiyet’te ve diğer hak dinlerinde paylaşımcı insan sevgisi ve yaradan korkusu varken bu olumsuzluklar neden yaşanmaktadır? Bu üç günlük Dünya üzerinde bize bahşedilen nefes nispetinde, bu nimetlerden faydalanmak varken neden birbirimizi katletme, üstünlük kurma mücadelesi içerisine giriyoruz. Kurulu düzenler üzerine düzen kurmaya çalışıyoruz yapıcı olmak yerine neden hep yıkıcı oluyoruz. Bir yanlışı düzeltmek varken neden hep tamamen benim dediğim mantığı ile hareket ederek yok etmeye çalışıyoruz? Bu Dünya kime kalmış ki! ne sana, ne sizse, ne bana, nede bizlere kalacaktır. Bırakabileceğimiz sadece, insanlığa bahşedebildiğimiz iyiliklerimizle kötülüklerimiz olacaktır. Ne mutlu ki insanlığa kalıcı ve ilerici iyilikleri dokunabilenlere. Saygılarımla.

22.08.2013.ŞHG

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 84
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 2154
Kayıt tarihi
: 21.08.07
 
 

Sağlık sektöründe toplum sağlığı teknisyeni olarak çalışmaktayım. Yüksek okul mezunuyum. Konuşmay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster