- Kategori
- Kişisel Gelişim
Mutluluğun formülü

Mutlu ve haz dolu bir yaşam mı sürmek istiyorsun? Bu yazı senin için.
Hemen korkularına dayanan inançlarından vazgeçmen gerekiyor.
Korku dolu inançlar çok enerji emerek bizi tüketir. Sevgi dolu olmak ise az enerjiyle çok şey yaratmayı sağlar. Her zaman ekstra enerjiye sahip oluruz.
Seni tüketen inançlarını değiştirdiğinde onu oluşturan tüm enerji açığa çıkarak sana döner. Böylece yaşama karşı gücün artar. İşe yaramayan hatta zarar veren inançlarını değiştirip zihnini yenilediğinde ve bu yeni anlayışa göre yaşamaya başladığında yaşamındaki dönüşümün şaşırtıcı boyutlara ulaştığını göreceksin.
İyi de bu değişimi nasıl gerçekleştireceğim, diye sorduğunu duyar gibiyim.
İşe kullandığın sözcükleri değiştirmekle başlayacaksın. Yani sözcüklerini değiştir, hayatın değişsin!
Sözcüklerinle istersen en güzel, en derin anlamları yaratırsın istersen onulmaz yaralar açarsın.
İnsan zihni verimli bir toprak gibidir. Ne ekilirse o yeşerir. Korku, kaygı, endişe… tohumları ekilirse yaşam da buna göre şekillenir. Saf, temiz, güzel, umut, mutluluk… veren sözler adeta büyüleyicidir. Aşamayacağı engel, giremeyeceği yürek yoktur.
İkinci adım, insanların tutum ve davranışlarını, sözlerini kişisel algılamaman. İnsanlar ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin, ne düşünürlerse düşünsün üzerine alınma. En şahane, en mükemmel insan olduğunu bile söyleseler esas olan bunu kendinin bilmesi. Eğer sen kendinin farkındaysan başkalarının övgüleriyle iyi hissetmeye ihtiyacın yok. Zaten aynaya baktığında o iyi, doğru, güzel, harika insanı görebilirsin. Tabii aksini de söyleyeyim . Biri seni eleştirdi diye kendini kötü hissetme hemen. Sen kendinin ne olduğunun farkında olduğun sürece gerçekten kulak vermen gereken sözleri zaten ayırt edebilirsin. Diğerleriyle kendini zehirlemene gerek yok.
Şimdiii bir adım daha at ve elinden gelenin en iyisini yapmak için eyleme geç. Bir işi zoraki yapmak kadar insan ruhunu tüketen bir şey yoktur. Her zaman yapabileceğinin en iyisini yaparsan kendini yargılamak ya da başkalarını suçlamak için mazeretin olmaz. Kendini olduğu gibi kabul etmeyi öğrenirsin. Farkındalığın gelişir. Yaşamı dolu dolu ve tatminkar yaşarsın. Eyleme geçmen kolaylaşır. Zevkle, tutkuyla yaptığın bir işte sonundaki ödülü düşünmezsin. Ödül zaten sana gelir.
Gelelim dördüncü adıma. İnsanları çok iyi analiz ettiğini sanırken yaptığın sadece zihin okumak mı yoksa? Hemen vazgeç. Başkalarının ne düşündüğünü, ne hissettiğini yorumlarken yarattığın gerçeğe iyice inanırsan varsayımlarına uygun düşecek şekilde davranmaya başlarsın. Anda yaşanan gerçeklikten uzaklaşırsın. Her şeyi anlamlandırmaya ve anladığının doğruluğu konusunda haklı çıkmaya olan ihtiyacın artar. Tabii zihnin haklı çıkmanı sağlayacak kusursuz planı çoktan yürürlüğe koymuştur. Sonra bir de bakmışsın nur topu gibi sorunlar ortaya çıkmış.
Sağlıklı ilişkiler açık, net, samimi iletişime dayalıdır. Duygusal zehirden arınmıştır. İnsanın ruhunu çürütmez. Bu anlayışı hayata geçirdiğinde yaşamında fark yaratırsın.
Son adım affetmektir.
Çoğu insan affetmenin kızgın olduğu kişiyi suçsuz ya da haklı bulacağı anlamına geleceğini sanıyor. Oysa affetmek o kişiyi sevmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak ya da ilişkiyi sürdürmek değildir.
Affetmek; geçmişin yükünden kurtulmak, yaşamın kontrolünü eline almak demektir.
Affetmek, kırgınlığın, kızgınlığın, öfkenin, utancın, suçluluğun hapishanesinden kurtulmaktır. Affetmek ÖZGÜRLÜKTÜR. Kişinin kendisi için sağlıklı, başarılı, özgür, mutlu yaşamı seçmesidir.
Affedin özgürleşin!