- Kategori
- Siyaset
Müzakere gerçek mi yoksa kurgu mu?
Herşey bir anda patlak veren açlık grevleriyle başladı. Sihirli el dokundu, önderlerinin uzun süredir belli olan şartlarının kötülüğü gündeme geldi ve direniş eş zamanlı olarak başlatıldı. Önceleri her açlık grevinde olduğu gibi kayıtsız kalındı, sonra ufaktan panik havası basılmaya başlandı. Balon şişmeye ve dikkat çekmeye başladı.Aktörler devreye girdi, demeçler havada uçuşmaya başladı.Taviz verilmeyeceği konusunda toplumda hava yaratıldı. Bu arada taviz verilmeyip üzerine gidildiğinde nelerin yaşanabileceği eski görüntülerle hatırlatıldı .Dehşet ve vahşet görüntüleri bir daha yaşanmamalı fikri toplumda yer etmeye başladı. Gün sayılarak tıbbi olasılıklar konuşuldu. Toplumda birisi çıksada buna dur dese fikri filizlenmeye başlayınca o kurtarıcı bulundu. Kurtarıcı irade buyurdu sorun çözüldü,herkes rahata erdi. Çünkü ölümler başlarsa uluslararası komuoyu baskısına dayanılamıyacağı insanların kafasına sokulmuştu. Kurtarıcının kimliği önemsiz hale gelmişti. Önemli olan açlık grevlerinin sona erdirilmesiydi. Hatta sorunu çözenin toplumun balık hafızalı bölümünde sempati kazanacağı varsayılıyordu. Öylede oldu. Öcalan yeniden yaratıldı.
Siyasi iktidar "ben görüşmüyorum devlet görüştü" saçmalığıyla insanları aptal yerine koyarken, kürt sorununu çözen irade olma olasılığına da göz kırpmaktan kendisini alamıyordu. Habur büyük bir fiyasko olurken Oslo konusu beklendiği ölçüde baş ağrısı yaratmamıştı. Kamuoyu yoklamaları AKP nin oylarında beklenen azalmanın olmadığını gösteriyordu. Basın zaten kontrol altına alınmıştı, kış şartlarının yardımıda gözönüne alındığında adımlar atılmaya başlandı. Önce kontrol altındaki liderin gücü test edildi.Test sonucu olumlu çıkınca düğmeye basıldı.
Bir yandan da kamuoyu görüşmelerin baltalanabileceği, kesilmesine neden olabilecek çatışmaların yaşanabileceği konusunda uyarıldı. Beklenenler bir ölçüde oldu. Önce 100 civarında terörist saldırdı, ardından da Fransa'da üç PKK 'lı kadın öldürüldü.
Bakıldığında dizi flim senaryosu gibi gelişen süreçleri yaşıyoruz. Aslında fazlasıyla endişe edilmesi gereken bir uyum var. Şaşırtmadan gelişen olaylar hayatın olağan akışına uymuyor gibi. Bu senaryonun yazarı yerli, bağımsız ve bağlantısız kişi veya kişilerse endişe edicek bir şey yok. Ama seneryo uzaklarda biryerlerde yazılmış, birileride bunu uyarlıyor ise vay halimize... Çünkü başkalarının yazdığı senaryolarda kaybeden genellikle oyunun tarafları olur, parsayı senarist toplarken esas cebini dolduran her zaman parayı koyan yapımcı olur.